Sosyal Medya: Hastayı öldürecek mi, iyileştirecek mi?

Hipokrat kuralları sosyal medya kuralları ile yarışıyor. Türkiye’de giderek artan sayıda hasta doktorlarının reçeteleri internetten sorguluyor ve her on hastadan dördü ilaçlarını bu yüzden bırakıyor. Sosyal medya fenomeni olan stajyer hekim profesörden daha fazla hasta çekebiliyor. Tıp dünyası sosyal medya  hastaları iyileştirecek mi, öldürecek mi sorusunu tartışmaya açtı. 

Sosyal medyanın sağlık alanındaki güçlü etkisi her geçen gün artıyor. Araştırmalar sağlığın direksiyonunun artık sosyal medyaya geçtiğini gösteriyor. Her üç hastadan biri sağlıkla alakalı siteleri kullanıyor. Hastaların yüzde 40’ı tedavileri, doktorları ve diğer hastaların yorumlarını gözden geçiriyor.

Hastaların yüzde 45’i Facebook gibi platformlardaki bilgilerin kararlarını etkilediğini söylüyor. Hastaların yüzde 73’ü sosyal medya üzerinden randevu alma ya da doktora soru sorma gibi aktivitelere olumlu bakıyor.

Her on hastadan dördü sosyal ağlardaki sağlıkla ilgili bilgilere itibar ediyor ve bunların yüzde 94’ü Facebook üzerinden bu bilgilere ulaşmaya çalışıyor.

2020 yılına girerken doktorların kendilerini sosyal medya üzerinden kanıtlamaları da gerekiyor çünkü hastaların yarısı doktorlarının yazdığı ilacı internetten sorguladığını açıklıyor. Üstelik on hastadan dördü  internette inanarak ilaç almayı bıraktığını itiraf ediyor.

İnternet hastaları kandırıyor mu, kurtarıyor mu, sorusuna sosyal iletişim uzmanı Meltem Depecik yanıt verdi. Yeniyılda sosyal medyanın aklı hasta yaratmak için en etkili yol olduğunu anlatan Depecik doktorların sosyal medyayı nasıl kullanması gerektiğini açıkladı:

 “Doktorlar, Hipokrat yemini ederek mezun olurlar ve hasta mahremiyeti onlar için çok önemlidir . Ancak bazı doktorlar sosyal medyada yer alırken, çok dikkatli olmaları gerektiğini unutabiliyorlar. Hastalarının ameliyat görüntülerini, öncesi ve sonrası şeklinde yayınlayabiliyorlar.

Sosyal medyada hekimlerin neler yapması veya yapmaması gerektiğiyle ilgili Sağlık Bakanlığı’nında bazı kuralları var.

• Sağlık iletişimi açısından her doktor kendine uygun bir dil oluşturmalı. paylaşımlarda, sade ve içten bir üslup kullanılmalı. Tıbbi terimler bazen hastaların anlamayacağı cümleler hastaları kaçırıyor. Tıbbi terim kullanılması gerekirse mutlaka açıklamaları yapılmalı.  

• Fotoğraf paylaşılırken, kanlı ve irrite edici görseller olmamalı. Ameliyathaneler bugüne kadar kapalı kapılar ardındaydı, sosyal medya ile onların kapıları  açıldı ancak mahremiyetin ihlal edilmemesi önemli.

• Paylaşılan bilgiler, bilimsel ve kanıtlanabilir olmalı. Sosyal medyada bazen hocam diye bir şifacı kendini doktor diye tanıtabiliyor bunlara karşı hasta ve hasta yakınlarının da kendilerini koruması gerekli. 2020 yılında bu kişileri ciddi cezaların gelmesi bekleniyor.

•  Hastalar reklam aracı değildir. Bu nedenle hastanın bilgileri kesinlikle paylaşılmamalı. Ancak hasta hikayesi çok önemli, bu nedenle hastanın başarısı paylaşılacaksa yazılı onayı alınmalı.

•  Doğmamış çocuk da bir birey olarak sayılmaktadır. Bireyin hakları göz önünde bulundurulup, henüz kendini ifade edemeyen bu çocukların doğum görüntüleri yayınlanmamalı. Tüp bebek doktorları ve doğum sırasında anne babalar bile çocuğun hakkını hayatının sonuna kadar sosyal medyada kalacak şekilde deşifre ediyorlar. Özenli olunmalı.

• Estetik ameliyatların öncesi ya da sonrası görüntüleri kesinlikle paylaşılmamalı. Ancak en çok hastayı bu fotoğraflar çekiyor, doktorlar bu nedenle özenli olmalı.

• Doktorun kendine ait olmayan yazıları ve görselleri yayınlamamalı ya da kayakça vererek yayınlanması sağlanmalı.