haluk yurtkuran
Kas 26 2017

Şarap tadında bir kent... Bordo’da üç gün

Bordo’ya geçen Ekim ayında bağbozumu sırasında küçük bir grupla uzatılmış bir haftasonu şarap ve lezzet turu yaptık. Uçağımız alçalırken Gironde deltasının şarap bağları bize tüm cömertliği ile yeni mahsulünü sunmaya hazır gibiydi. 

Meriganc Havaalanı’ndan kent merkezine varıışımız yarım saati bulmadı. Otelimiz Chartrons Mercure Bordeaux , eski şarap depolarının bulunduğu yerin tam ortasında konumlanmıştı. Şimdilerde bu depolar koruma altında ve çoğu lüks loft tarzı konutlara çevrilmiş.

Öğle yemeği için verdiğimiz bir saatlik serbest zamanda sağa sola koşuşturan arkadaşlar biraz zaman darlığından şikayet ederek döndüler. 

Fazla oyalanmadan şehri keşfetmek için yola çıktık. Önce otobüsle Cite du Vin olarak adlandırlan modern tasarımlı Şarap Müzesi’ni dışarıdan gördük. 

Daha sonra Garone üzerinde inşa edilmiş modern Jacques Chaban Delmas köprüsünden güney yakaya geçtik. Şehrin bu tarafı karşı yakaya göre çok sakin ve kırsal kalmış. Bu yakada görülmeye değer Botanik Bahçelerinden başka kayda değer bir şey yok.

Karşı tarafa bu kez kentin en eski taş köprüsü üzerinden geçerek döndük. Napolyon tarafından projelendirilmiş 17 kemerli (her bir kemer Napolyon’un adındaki harfleri temsil ediyor) Ponte de Pierre köprüsünün tamamlanması Burbonlara nasip olmuş. 

Köprünün tam karşısında zaten Porte de Bourgonge kapısı yer alıyor. Fransa’nın diğer bölgelerine göre daha liberal olan Akitanyalılar Napolyon’a karşı Wellington Dükü William’ı destekleyerek bölgenin Bourbon hakimiyetine girmesine yol açmışlar. 

Burada otobüsten inip, yaya dostu kentte yürüyerek turumuza devam ettik. 

İyi bir Asterix okuru kendini buralarda yabancı hissetmiyor. Roma’nın çöküşünü takiben bölgeye gelen barbarların en sonuncusu Franklar olmuş. 12.yüzyılda bölge için hayırhah bir evlilik gerçekleşmiş. 

12-15 Yüzyıllar arasında Bordo ve civarından İngiltere’ye ve dünyanın başka yörelerine Claret denilen açık renkli kırmızı Bordo şarapları ihracı bölgenin ekonomisini canlandırmış.

İndiğimiz noktadan sağa doğru nehir boyunca yüyüyerek solda bol kuleli 15.yüzyıldan kalma Porte Cailhau’ya ulaştık.

Şarap
(AFP)

Daha sonra da kentin kuşkusuz en önemli meydanına vardık; Place de la Bourse.

18.yüzyıldan kalma ihtişamlı içbükey simetri ile tasarlanmış Borsa ve Gümrük binalarını görünce Bordo’nun geçmişte ne kadar önemli bir ihraç limanı olduğunu anlıyorsunuz. 

Binaların karşısında nehir kenarında Mirroir de Eau ( su aynası) denilen bir su birikintisi üzerinde anıtsal binaların görünümü yansıyor.

15 yüzyıl sonunda Fransa Kralı VII.Charles bölgeyi İngilizlerden temizledikten sonra hzını alamayıp, İngiltere’ye şarap ihracatını da yasaklayınca, kent ekonomisi çöküşe geçmiş.

16-18 yüzyıllar arasında alternatif zenginlik kaynağı bu kez köle ticareti olmuş. Bu dönemde kentin belediye başkanlığında ünlü biri Montaigne var. Bilgelik bazen kentin yüksek çıkarları için kötü emellere alet olabiliyor herhalde...

Kentin en kalabalık meydanı Grande Theatre binasının da yer aldığı Place de la Comedie. Sadece yaya ve tramvay trafiğine açık. Tiyatro binası da 18. yüzyılda mimar Victor Louis  tarafından yapılmış neo-klasik bir bina.  

Bu kadar yürüyüş ve tarih yeter deyip bir soluklanmak için tiyatronun karşısındaki  Intercontinental Le Grand Bordeaux Oteli’nin barında yaşlı garsonun tavsiyesine uyup bir şişe Medoc şarabı açtırıyoruz.

Bordo
(AFP)

Ardından Place del La Comedie Meydanı’ndan doğuya doğru yürüyüp şu meşhur  Esplane de Cquinconces Meydanı ve Jirondenler Anıtını da görmeden olmaz tabii. 

İhtilal sonrasında Jakobenlerle anlaşamayan ve giyotine giden Jirondenler yine uslanmaz Bordolu ılımlı devrimci meclis üyeleri arasından çıkmış.  

Paris ne zaman işgal tehdidi altına girse 3.Napolyon’dan başlayarak tüm yöneticiler Bordo’ya çekilip, ülkeyi oradan idare etmişler. O nedenle Parizyenlerle-Bordelezler arasında gizli bir çekişme halen devam ediyor.

Kentin en kalabalık alışveriş caddesi St.Cathrine. Komedi Meydanı’ndan başlayıp Place de La Victoire’ye kadar devam ediyor. Grubun bir kısmı bu caddeden yürürken tarihe doymamış olanlar şehrin ‘‘Küçük Paris’’ bölgesi olarak adlandırılan Gambetta’ya uzanıp kentin en büyük ve en eski dini yapısı St.Andre Katedralini ziyaret etti. 

11.yüzyılda inşa edilmiş orjinal Romanesk  yapıdan sadece içeride bir duvar kalmış. 

İlk akşam yemeğimizi, daha anglo-sakson karakterli bir semt olan St.Pierre’de Brasserie Bordelaise’de aldık. Mercimekli Galiçya jambonu salatası, ağır ateşte Bordelez sosuyla orta pişmiş bir antrikot muhteşemdi. Yanında 2012  Chateau Dudon Bordeaux şarabı çok iyi gitti. Üzerine vanilya dondurmalı çikolata mus ve espreseo ile midemizi şenlendirerek otelimize döndük.

İkinci günümüzde Bordo’nun doğusunda, Dordogne nehrinin sol yakasındaki şarap bağlarını gezdik.

Pomerol bölgesinde18.yüzyıldan kalma Chateau Dauphine’i gezip, son derece modern ve hijyenik şaraphanesini gördükten sonra 3 çeşit  kırmızı şarap tattık. 2015 Cabarnet Franc-Merlot  kupajı ortak beğenimiz oldu.

Daha sonra  St.Emillion’da Chteau de La Dominique’e gittik. Ünlü Fransız mimar Jean Nouvelle, 18.yüzyıldan kalma eski şaraphane binasını estetik dengeyi çok iyi koruyarak modern tasarımla yeniden yapılandırmış. 

Chateau’yu gezip, tadımını yaptıktan sonra öğlen La Terrase Rouge’da güzel bir yemekle gününüzü taçlandırdık. Bu kez menüde fıstık yağında çevrilmiş ve balsamic sosla servis edilen taze keçi peyniri, ana yemekte de Bordelez soslu ördek vardı.  Tatlı olarak da çift kreamalı alt-üst pişmiş elma turtası...

Daha sonra tarihi St.Emillion köyünde bir saatlik keyifli bir yürüyüş yaptık. St.Emllion 8.yüzyılda Emillio adında bir keşiş tarafından kurulmuş ve ilk ticari şarap üretimini yapmış bir ortaçağ kasabası.   Özel rehberler eşliğinde önceden rezervasyon yapılarak gezilen yer altı mahzenlerini ise zamanımız yetmediği için bir sonraki tura sakladık.

Cumartesi günü Bordo’nun 100 kilometre batısında Atlantik kıyısında yer alan Archachon Çanağına gittik.  

Archachon, Gironde deltasının kıyıda oluşturduğu yüksek kumul tepeleri, (Dune de Pilar) ve istiridye çiftlikleri ile ünlü küçük  bir tatil yöresi.  

Atlantik kıyısında milli park ilan edilmiş kumul tepelerinde çıplak ayakla yaptığımız zorlu fakat keyifli yürüyüş sonunda  kıyıda taze istiridyeler eşliğinde beyaz şarabı haketmiş olduk.
Öğle yemeğini Archachon’un kordon boyunda herkes farklı bir lokantada aldıktan sonra herkes birbirine yediği ıstakozları, pavuryaları, kum midyelerini, karidesleri anlatmaya doyamadı.

Bordo’da son günümüzü St.Michel’e ayırdık. Uçağımız öğleden sonra olduğu için, St.Michel’de pazar sabahları kurulan Bit Pazarında biraz gözümüzü şenlendirdik. 

Daha çok Kuzey Afrika’lı etnik grupların yerleştiği  semtin güneyinde Kapucin Keşilerinin kurmuş olduğu Marche des Cappucins sebze, et-balık hali bulunuyor. Sadece öğlene kadar açık olan bu halde araya serpiştirilmiş bistrolarda Bordolular sakatat çeşitleri ile kırmızı şaraplarını ya da taze istiridye ile beyaz şaraplarını içerek güne keyifli bir başlangıç yapıyorlar. 

Biz de beyaz şarabımız eşliğinde son istiridye ve karideslerimiz yiyerek Türkiye semalarına doğru hareket ettik.