Cüneyt Akman: Türkiye’nin kurumları vardı, onları kimler aldı?

Bu yazı İstanbul seçimi sonucunun tanınmayacağı ihtimaline yöneliktir.

**

Oldum olası güzel ülkemiz dünyanın demokrasisi ile temayüz etmiş ülkelerinden biri sayılmazdı. Demokrasi standardımız “eh işte şöyle böyle”ydi… Hem biraz da sallantılıydı. İkide bir ara rejimlere yuvarlanır demokrasi ortalamamız diplere yuvarlanırdı.

Kurumlarımız da pek öyle dört dörtlük değildi elbette; ara rejimlerde daha da kötüleşirlerdi üstelik. Mesela (bağımsız) yargı, mesela (ilkeli) basın, mesela üniversitelerdeki (özgür) bilim…

Fakat vardılar!

Vardılar yahu…

Mesela sınav sistemi… Mesela seçim sistemi… Kurumsal ve devlet geleneğine sahip iyi kötü bir Dışişleri…

Şimdi anlaşılan o ki artık yoklar… Varsalar bile, var olduklarına kimsenin, hatta iktidarın bile inancı yok.

Var olduğuna inanılmayan bir kurum, aslında yoktur.

Kurumları yaşatan binaları, bilmem kaç katsayı baremine bağlı memurlar değildir ki… Vatandaşın o kurumlara olan inancı ve güvenidir.

İşte kaybolan bu…

Hem derece derece kayboldu… Gözümüzün önünde… Göstere göstere…

Mesela ÖSYM diye bir kurum vardı. Üniversite sınavlarına girerken hiç birimiz orada hakkımızın yeneceğini, biz kazandığımız halde yerimize başkasının hile ile alınacağını düşünmezdi.

Evet, o seçme sınavları sisteminin adaletsiz olduğunu iddia edenler vardı ve muhtemelen büyük ölçüde haklıydılar da… Fakat o başka bir meseleydi.

Kimse sınavın kendisinin adaletsiz ve hileli olduğunu düşünmezdi.

Şimdi?

“Önce Ekmekler Bozuldu” diye bir hikaye kitabı vardı ya… İşte ilk bozulanlardan biri ÖSYM oldu… Sorular çalındı… Bir cemaatin, belki de başka siyasi partilerin yandaşları haksız yere çalıntı sorularla, akıllı, çalışkan, hak eden öğrencileri dışarıda bırakıp ön sıralara yerleştiler.

Şimdi sınavlar hakkında yüreğinde şüphe taşımayan kaldı mı?

**

Sonra yargı diye bir kurum vardı. Mükemmel bir kurum değildi. Ağır işlerdi. Bazen rüşvet yenirdi… Yasalar her zaman adil değildi. Fakat mesela mahkemeye gittiğinizde, avukatınıza sorduğunuzda dava sonucu hakkında size oldukça tutarlı bir tahmin yapabilirdi. Çoğunlukla insanlar sonuç gecikse de, öyle veya böyle mahkemede genellikle adil yargılanacaklarını düşünürdü.

Şimdi yargıya gerçekten güvenen kaç kişi?

Orduyu, Dışişleri'ni, İçişleri'ni geçelim…

En mühimi seçim sandığına güvenilirdi.

Son şaibeli seçim 1946’da kalmış denirdi. 1950’li yıllarda propaganda sürecinde sorunlar yaşanmıştı. 1960’dan sonra çok sert kampanyalar yürütülmüştü ama hiçbir vatandaşın yaklaşık 50 yıldır seçimlerin usulüne göre yapılıp, sonuçların usulüne göre ilan edileceğinden şüphesi olmadı.

Sandıkta sayıyı bulanın genel veya yerel iktidarı alacağından da herkes emindi.

Şimdi öyle mi?

Hiç kuşku duymadan “elbette öyle olacak” diyebiliyor musunuz?

Diyemiyorsanız seçim denen kurumumuz da yok olmuş demektir.

**

Bizim siyasetçimiz altyapı yatırımlarını sever. Her ne kadar yollarımız asla düzgün yapılmamış olsa da, her yağmurda kanalizasyon şebekesi taşsa da; altyapı yatırımlarına heveslidirler… Yamuk yumuk da olsa yapmaya çalışırlar…

Sosyoloji veya ekonomide de altyapı-üstyapı ayrımı vardır. Bu kez altyapı ekonomik zemindir. Binanın temeli diyelim ona… Hükümetler burayı da düzeltmeye pek meraklıdır. Mesela “yapısal reform” denince anlaşılan ekonomik istikrar paketinin o kadar da acil olmayan kısmıdır.

Ya üstyapı?

Sosyoloji ve ekonomide üstyapı, kurumlardır. Kurumların onsuz olamayacağı kurallardır. Tabii ki kuralların bütünü olan hukuktur.

Üstyapı bir binanın duvarları ve damıdır.

Kurumlarımızı ve kurallarımızı yıktık, kendi ellerimizle.

Sadece temeli olan bir binaya… O temel hadi diyelim sağlam bile olsa…

Ona eviniz, yuvanız, vatanınız diyebilir misiniz?

Vatandaşların hulus-i kalple böyle diyemediği bir ülke nasıl ayakta kalır; nasıl dünyayı yakalar?

**

Bir zamanlar bir şarkı vardı: “Benim Balonlarım Vardı! Onları Kimler Aldı?”

Şimdi de soruyoruz: Benim Kurumlarım Vardı! Onları Kimler Aldı?

**

Balonları olmayan bir ülkenin çocukları mutsuzdur.

Kurumları olmayan bir ülkenin vatandaşları bir gün “Keşke ülkemiz olsaydı da orada varsın mutsuz olsaydık” demek zorunda kalabilir.


Bu yazı Para Analiz'den alınmıştır.