Tem 03 2018

Foreign Policy makalesi: 'Daha agresif bir Türkiye’ye hazır olun'

İstanbul merkezli Ekonomi ve Dış Politika Araştırmaları Merkezi (EDAM) Başkanı ve Brüksel'deki Carnegie Europe'ta misafir araştırmacı Sinan Ülgen Foreign Policy dergisi için kaleme aldığı yazıda Türkiye’nin seçimlerden sonra ortaya çıkan durumda MHP’nin yeni konumu sonucu Türkiye’nin dışarıda daha agresif bir politika izleyebileceğini yazdı.
Ülgen’in yazısı şöyle: 

24 Haziran’da yapılan seçimler, Türkiye’nin uluslararası rolü açısından önemli sonuçlar doğuracak yeni bir anayasal düzeni beraberinde getirdi. Recep Tayyip Erdoğan, oyların yüzde 53'ünü alark Türkiye'nin halk tarafından seçilmiş ilk icracı başkanı oldu. Bundan sonra politika oluşturulmasında tümüyle ve ayrıcalıklı sorumluluğa ve bir dizi özel yürütme yetkisine sahip olacak. Başbakanlığın dış politika belirleme yetkisine sahip olduğu önceki sistemden farklı olarak dış politikanın yürütülmesinden de sorumlu olacak.

Sistemdeki bu dönüşümün dış politikanın yürütülmesi üzerinde büyük etkileri olacak. Türkiye'nin yüksek itibarlı dışişleri teşkilatı uzun yıllardır Türkiye'nin dış politikasını uygulayan ve yönlendiren kariyer diplomatlardan oluşuyordu. Dışişleri Bakanlığı bu nedenle iktidar partisine olan bağlılıklarından ziyade ulusa olan bağlılıklarıyla anılan kurumlar olan ordu ve Maliye Bakanlığı ile birlikte devletinin üç temel dayanağından biri olarak görülüyordu. Erdoğan'ın 2014'teki cumhurbaşkanlığı döneminin başlangıcından bu yana, Dışişleri Bakanlığı etkisini yürütme organının lehine olacak şekilde kademeli olarak yitirdi. Dışişleri, giderek artan sayıda siyasi atağa da şahit oldu. Bugün, 151 misyonda büyükelçi düzeyindeki temsilcilerin yüzde 10'u diplomasi kökenli değil. 

Bu eğilim, başkanlık sistemine geçişle hızlanacak. Türk diplomasi teşkilatının, siyasi atamaların ve kariyer görevlilerinin bir kombinasyonu halinde ABD sistemine benzer bir şekilde yeniden düzenlenmesi muhtemeldir. Kamu yönetiminin bu yeniden tasarımı da, üst düzey bürokratik konuma sahip olan daimi müsteşarların konumunu atanmış bakan yardımcıları ile değişecektir. Dolayısıyla, Türk diplomasisi için yakın dönemdeki zorluk, dışişlerinin dürüstlüğünü ve performansını tehlikeye atmadan, diplomatik saflarda bu siyasallaşma sürecini yönetebilecek yeni bir kurumsal kültürün şekillenmesi olacaktır.

Bu yapısal dönüşümün yanı sıra, Türk dış politikası başka bir seçim sonucundan da etkilenecek: İktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP), parlamentodaki baskın çoğunluğunu kaybetmiş durumda. Yeni anayasada azalan rolü ile dahi parlamentonun denetimi siyasi sistemin etkin işleyişi açısından kritik öneme sahip.

AKP'nin meclisteki yeni müttefiki, seçim partneri olan aşırı milliyetçi Ulusal Hareket Partisi (MHP). Ancak bu ittifak meclis işleri ile sınırlı olmayacak. MHP, “kral yapıcı” konumunu güçlendirecek ve tüm politika şekillenmesi üzerinde etkili olacaktır. MHP ile yapılan bu sıkı ittifak Erdoğan için dış politikada yeni bir dizi güçlük yaratacak.

MHP, yoğun olarak Türk milliyetçiliğine odaklanmasıyla tanımlanıyor. İçerde, kişisel özgürlüklerden çok ulusal güvenlik kaygılarına öncelik veriyor. Parti, 2016 başarısız darbe girişiminden bu yana yürürlükte olan olağanüstü halin kaldırılmasına karşı çıktı (ancak son haberlere göre Erdoğan OHAL'i kaldırmayı planlıyor). MHP ayrıca Kürt sorununda da sert bir yaklaşıma sahip. MHP liderliği için hukuk ve düzeni sağlamak adına demokratik özgürlükler  için kolayca kurban edilebilir. Dünya görüşü Hobbes’un bakış açısı gibi olan MHP Türkiye'nin uluslararası düzeyde arkadaşının olmadığı inancına sahip. 

MHP'nin enternasyonalizmden şüphe duyması, Türkiye'nin ulusal çıkarlarını yabancı aktörler tarafından sürekli tehdit altında gören bir kuşatma zihniyetiyle destekleniyor. Kökleri siyasi İslam'a kadar giden ve Batıyı esasen ideolojik “öteki” olarak gören AKP'nin aksine, MHP vizyonu yabancılar arasında daha az ayrım yapıyor. Bütün yabancılara yönelik olarak eşit oranda küçümseme içeriyor. Erdoğan'ın MHP ile ortaklığı, bu nedenle Türkiye'nin dış politikasını MHP’nin ideolojisinin etkisine açacak ve Türkiye'nin küresel ve bölgesel ortaklarıyla ilişkilerinde önemli sonuçlar doğuracak.

MHP ile olan ittifak  Erdoğan'ın Kürt sorununda manevra alanlarını da ciddi bir şekilde kısıtlayacak çünkü güvenlik odaklı seçenekleri öne çıkaracak. AKP iktidarının geçmişte Kürt siyasetiyle bir diyaloğun başlatılmasına yönelik olarak Kürdistan İşçi Partisi'nin (PKK) cezaevindeki lideri Abdullah Öcalan'ın da desteğiyle sarf ettiği övgüye değer çabalar, muhtemelen sadece çok eski bir anı olarak kalacaktır . Bu durum ayni zamanda Türkiye'nin Suriye'yi Kürt etkisini kısıtlamaya yönelik görme eğilimini de  arttıracaktır. Türkiye, Suriye'de anayasal tanınırlığı olan özerk bir Kürt bölgesinin ortaya çıkmasını engellemek isteyecektir. Bu önemli hedef, Türkiye'nin ABD ile ilişkilerini de etkileyecektir. MHP etkisinde bir dış politika Suriye’deki Kürt gruplarına yönelik ABD desteğiyle ilgili olarak daha da çatışmacı hale gelecektir. 

MHP'nin etkisi, ihtilafların tırmanma olasılığının yüksek olduğu daha gerici bir Türk dış politikasına yol açacaktır. MHP’nin halihazırda Amerikan karşıtlığı ile birleşmiş olan hiper-ulusalcılığı, Fethullah Gülen'in iadesi ve S-400 füzeleri gibi mevcut iki taraflı anlaşmazlıkları yönetme çabalarını zorlaştıracak. Halkbank'a yönelik olası para cezası ve ve Ankara'nın İran'a yönelik yeni yaptırımlara uymayı reddetmesi, gerginliği tırmandırma potansiyeli olan diğer alanlar.

Türkiye'nin Avrupa ile ilişkisi de daha karmaşık hale gelecektir. MHP, Türkiye'nin Avrupa Birliği yolculuğuna son derece kuşkuyla bakıyor. Seçim kampanyası sırasında MHP liderliği üyelik hedefine son verilmesi çağrısında bile bulundu. Erdoğan hükümeti AB üyelik müzakerelerini sona erdirmeyi istemiyor dahi olsa, parlamentodaki partnerinin geniş çaplı bir reform planına yönelik destek ve kararlılık yoksunluğu nedeniyle zorlanacaktır. 

AB ile sürecin ilerlemesi şu anda demokratik reform ve hukukun üstünlüğünün tam olarak yeniden tesis edilmesine bağlı. İfade özgürlüğünü baskılayan terörle mücadele mevzuatındaki değişikliklere direnmeye devam edeceği için Türkiye ile vize serbestisi daha da ertelenecektir. Kıbrıs sorununun çözümü için umutlar, herhangi bir anlaşmayı ihanet olarak gören bir MHP liderliği sayesinde buharlaşacaktır.

Bu şartlar altında, Türkiye-AB ilişkileri, ortak değerler üzerine kurulu olmaktan ziyade yalnızca mülteci anlaşması gibi sadece birkaç ortak ilgi alanlarını kapsayan ve yalnızca işlevsel bir niteliği olan bir hal alabilir.  AB ile işbirliğini daraltmak Türk vatandaşlarını bu bağları sorgulamaya yönlendirecek ve Türkiye'nin üyelik müzakereleri nihayetinde düşürülmek zorunda kalacaktır. Birlikte çalışma temelli bir gelecek inşa etmek için alternatif bir çerçevenin yokluğunda, Türkiye'nin AB'den politik olarak dışlanması da böylece tamamlanmış olacaktır.
 
Batı'dan tamamen uzaklaşmanın bedeli, uluslararası fonlara büyük ölçüde (yılda 250 milyar dolar kadar) bağımlı olan bir Türk ekonomisi için de oldukça kısıtlayıcı olacaktır. Türkiye'nin büyümesi Batı pazarlarına erişim ve doğrudan yabancı yatırım ve teknoloji girişlerine de yakından bağlı. Bu nedenle bilinçli bir şekilde Türkiye'nin Batı ile ekonomik entegrasyonunu ilerletmeyi seçen geçmişteki liderlerin mirası bu karanlık görünüme rağmen ülkeyi Batı'ya demirleyen en güçlü faktör olabilir.

Türkiye’nin Batıdan ayrılması, kesin bir sonuç değil; Türk dış politikası üzerinde büyüyen MHP etkisinin muhtemel bir sonucu. Ancak, nihayetinde Türkiye'nin ABD ve Avrupa ile olan bağları, MHP liderliğinin kendi iç politikasını veya dış politika hedeflerini gerçekleştirmek için politik gücünü kullanmayı tercih edip etmemesine ve Erdoğan’ın MHP’nin isteklerini nasıl yöneteciğine bağlı olacaktır. Nihayetinde, uzlaşmaz bir MHP, Erdoğan yönetimini parlamentoda yeni ittifaklar aramaya zorlayabilir. Erdoğan ve MHP liderliği arasındaki iktidar iç çatışmasının yol açtığı bu istikrarsız denge, Türkiye'nin dış politikasının yönünü de belirleyecek.

Related Articles

مقالات ذات صلة

İlgili yazılar