'Demokrasi İttifakı' derken?..

Benzetmemi hoşgörün, çünkü bence yerindedir, Türkiye'de merkezin Kemalist, milliyetçi ve dinci muhafazakâr kanatlarında yer alan muhalefetin hâli, gözleri bağlı değirmen taşını döndürüp duran merkebi andırıyor. İlerlediğini sanıyor bir yandan merkepçik, ama öbür yandan da haramilerin taşını döndürüp duruyor.

Epeydir kendi etrafında dolaşıp duran bir manzara var Türk siyasetinde. Bu kavramı da hoş görün çünkü toplumun etkili bir seçmen kesimi olan Kürtleri dışlamakta kararlı, bir kısmı utançtan bir hal olmuş, Türk kimliği etrafında zihni kilitlenmiş karma bir kadro yapısını izlemekteyiz. Bu gönüllü pusulasızlığın, uzatmaları oynadığı iddia edilen melez iktidar yapısının ömrüne oksijen kattığını görmemek de olanaksız.

Bu "kendi kuyruğunu kovalama", bu "yeni vizyonlar üretme" aczi öyle bir zirve yapmış durumda ki, alternatif siyasetten soğuma hali öyle belirgin ki, ana muhalefet CHP'nin 37'nci kurultayı da hiç heyecan yaratmadan geçti gitti işte. 

Şayet Türkiye, tarihinin en derin ekonomik krizinin dibine doğru sürüklenmiyor olsaydı, rejim su kaynattıkça acısını kendisine itiraz edenlerden daha bir hınçla çıkarmıyor olsaydı, Mavi Vatan saçmalığıyla, Ayasofya'ya kılıçla dalmayla, İstanbul Sözleşmesi'nden çekilme işaretleriyle vs. ülkenin (deforme yanları da olsa) genetiğiyle oynanmıyor olsaydı, CHP kurultayı gibi bir hadisenin üzerinde durulmaması anlaşılırdı. 

Ama maalesef konu gene standart robot yazılarıyla geçiştirildi, mevzuya katı Kemalist/anti Emperyalist cenahtan girenler bir yanda, Sol cenahtan girenler öbür yanda, rutin yorumların tozu yatışırken yola devam ediliyor şimdi. Bu yorumların hemen tümüne sinmiş olan anakronizm, ezbercilik, şablon saplantısı da değirmen benzetmesini - üzgünüm ama - pekiştiriyor. 

Bu ne demek? Hazin olan şu: Anti-AKP ve laiklik savunucusu olan tüm kesimler kendi algı, özlem ve projelerini bu partiye yansıtmakta ve onları öteki kesimlerinkine egemen kılmakta ısrarlı ama, görülmek istemeyen sorun, CHP'nin bu kesimlerin her birine ulaşmada menzili kısa kalan, ikna edici olmayan, iyice popülizme ve iyice reaktif - dolayısıyla konformist - siyasete uzay modülü misali kilitlenmiş olması.

Peki ne olacak? Umutların iyice söndüğü, öfke fitilinin iyice kısaldığı bu dönemde, huzursuz ve kaygılı seçmenin bir araya girip bu iktidarı alaşağı edecek alternatife yönelmesi doğaldır, değil mi? Peki neden bu arayışın güzergâhı CHP olamıyor? Rutin ve ezber yorumların hemen hiçbirinde bunun dobra cevabı yok. Belli ki içine sığınılan popülist, konformist, legalist ve reaktif kimlik bir kafese dönüşmüş durumda, seçmen de bunu görüyor ve ikna olamıyor. 

Artık hiçbir işlevinin kalmadığı bizzat CHP milletvekilleri tarafından itiraf edilen Meclis'te bağırı çağırtıyla, umursanmayan soru önergeleriyle, sözcünün artık her vatandaşın bildiği gerçekleri tekrarlayıp durması ile seçmen CHP'ye doluşmayacak. Hele AKP ve MHP'den kopanlar için çok daha yaratıcı bir dil gerekirken, oy oranı pili bitmiş saat gibi yüzde 25'i gösterecek.

Geriye ne kalıyor? Dillere pelesenk olan "demokrasi ittifakı". 

CHP buna bel bağlamış durumda ve aslına bakarsanız ülkenin çıkışı da bunda gizli. Ama sorun burada başlıyor ve donuk bir kareye dönüşüyor. Başkan Kılıçdaroğlu'nun İkinci Yüzyıla Çağrı'sı kimi gözlemcilere göre kurultayın en önemli unsuruydu ve görünüşe bakılırsa "demokrasi ittifakı" kavramı etrafında bir ön konsensüs oluşmuş durumda. 

Ama işin aslı öyle değil. İttifak için iskelet hesap şu: Kriz taşınamaz hâle gelecek, geldiği ölçüde DEVA, GP ve SP tabanı daha aktif olacak, başkanlık seçimleri için dört isim üzerinde yoğun iç müzakere olacak, Mansur Yavaş, Abdullah Gül, Ekrem İmamoğlu ve Ali Babacan'dan biri (bu öncelik sıralamasıyla)  aday olarak çıkarılacak. Ve beş partili bir "ittifak" ile iktidara talip olunacak. Kemal Bey'in "dostlar" dediği bu buluşma da memleketi yine parlamenter sisteme ve hukuk devleti formatına geri taşıyacak. Bir nevi "restorasyon ittifakı" yani.

İyi hoş da burada iki sorun var. Şimdiye kadar yürütülen iç temaslarda, bu unsurların pozisyonlarından kafa çıkarmadığını bazı kaynaklardan biliyorum. Hemen tümü, 'demokrasi ittifakı'ndan bir 'sandık ittifakı'nı anlıyor. Bu görüşmelerde, ülkeye yepyeni bir anayasa da, acil ihtiyaç kesbeden genel af da, kurumların eski işlerliğine kavuşması da, geleceği meçhul olan seçimler öncesinde toplumu pasif direnişe, sivil itaatsizliğe hazırlayıcı çalışmalar da, kadınlar ve gençleri ortak bir demokrasi platformunda aktif siyasete hazırlayıcı üretken, yenilikçi fikirler de yok. Kafalarda yine kurnaz popülist hesaplar, sürüme hazır at pazarlıları, avanta hesapları var. 

İkinci mesele, HDP ile ne yapılacağı. Kimse bu sıcak patatese cesaretle dokunmak niyetinde değil. Öyle olunca da pek çok şey havada uçuşuyor.

Kurultay sonrası yorumlara bakarken, hayatını "diplerdeki devletin" kafa sesini duyurmaya adamış bir yazarın şu satırları aydınlanmak için yetti:

"Kılıçdaroğlu’nun 'Kürt sorunu' diyerek, 'söz veriyorum bu sorunu bağımsızlığımızı güçlendirerek, üniter yapı içinde çözeceğim' taahhüdü önemlidir. Kurucu parti sorumluluğu taşıyan CHP’nin böyle bir taahhütte bulunması bir taraftan terörden arındırılmış bir toplumsal barışı hedeflediği gibi ilk genel seçime geniş bir demokrasi ittifakıyla girilmesi konusunda HDP’li seçmene çağrı niteliği taşıyor.

'HDP’li seçmen' dememin nedeni, CHP’nin İYİ Parti ile ittifakı sürerken HDP’yi de kurumsal olarak bu ittifaka davet etmesinin çok zor olacağı gerçeğinden kaynaklanıyor. Neresinden bakılırsa bakılsın, Kılıçdaroğlu’nun bu taahhüdü, bu kez 'açılım veya çözüm' süreci sırasının muhalefette olduğunu gösteriyor.

Bu konuda CHP’nin nasıl bir hazırlık yaptığı henüz bilinmiyor. 'Bağımsızlığın güçlendirilerek üniter yapı içinde çözüm'ün içinin nasıl doldurulduğu veya doldurulacağı konusunda henüz kamuoyuna yansıyan doyurucu bilgiler yok."

Son satır her şeyi anlatıyor. Yani niyet var, iyi de olabilir bu niyet ama kafada bir şey yok. Yani, CHP'nin 1980'lerden bu yana, göstermelik raporlar, afaki söylemler silsilesine, barış süreçlerine karşı tavırlarına vs bakarak hafıza tazelendiğinde, yeni bir laf salatası sürecine gireceğiz galiba. Aynen 31 Mart yerel seçimleri öncesi, ve sonrasında yaşandığı gibi, HDP seçmeninin fedakarlığını kullanıp onun avantajıyla mesafe alma, ve ardından demokratik Kürt taleplerine sırt dönme ile şekillenen bir süreç tekrar edilebilir pekala.

Bu yeni bir kandırma aldatma senaryosu mu? Elbette, Meclis'in üçüncü büyük partisi HDP'yi kurum olarak ittifak dışı bırakıp sadece oylarını isteyen bir metodoloji konusunda karar HDP'nin olur. Bana sorarsanız, HDP'nin dışlanacağı herhangi bir cephe - ittifak projesi, ahlaki belkemiğinden yoksundur, sonuç almamaya da mahkûmdur.

Kaldı ki, bu sefer iş çok daha ciddi. 

Birincisi, bu iktidar kartelinin seçimle çekip gitmesi ucu açık, müphem bir konu. 

İkincisi, 2014'te militaristlerin islamcılarla kurduğu, görünüşte anti-Gülenci, anti-Kürt, anti-reformist, esasında ise boydan boya anti-demokratik ittifak süreci, devlet güvenlik ve yargı yapıları içinde gözünü kan bürümüş, hukuka düşman ve aşırı devletçi kadroların kurumlara doluşmasına yol açtı. Yani, eğer "demokrasi ittifakı" ülkenin kanayan atar damarını tedavi amaçlı Kürt Barış Süreci'nde samimi olacaksa, bunun muazzam bir kararlılık ve işbirliği gerektireceğini bilmek gerekir.

Devran değişti: Öyle "tamam şimdi biz çözeceğiz bunu" diyerek olacak işler değil bunlar. Karşıda eski kirli savaş erbabıyla bütünleşmiş bir muhaberat yapısı var. Kısacası şu: HDP'yi dışlayarak atılacak her adım, yenilgiye açık olmanın ilanıdır.

Demem o ki, kurultaylar gelir kurultaylar gider. Ama bu kez kriz eskinin "idare eder kurtarırız bir müddet daha" kaderciliğini fersah fersah aşacak. Hiçbir muhalif siyasi aktörün pısırık kalarak, karnından konuşarak seçmeni bir kez daha aldatma lüksü yok. 

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.