Tiny Url
http://tinyurl.com/ybe3h2rn
Fehmi Koru
Ara 18 2018

Artık seçimler bile teknoloji kullanılarak etkileniyor…

Bazen benden yaşça hayli genç insanlardan da aynı cevabı aldığım oluyor, ama ‘yaşlı’kategorisine girenler için daha fazla söz konusu “Ben teknoloji özürlüsüyüm” gerekçesi…

Özür, dünyadan haber alma konusunda yaşanıyor.

Benim bu özüre muhatap olmam da “İnternette her gün bir şeyler yazdığım bir sitem ile bir de haber sitemiz var” dediğimde gerçekleşiyor.

Kendi teknoloji maceram

ABD’ye ilk gittiğimde (1980) Massachusetts Institute of Technology‘de (MIT) masaüstü bilgisayarla biraz uzaktan tanışmıştım. O zamana kadar ‘bilgisayar’ eşimin bazen eve de getirdiği üzeri delik kartların kullanıldığı dev makinalar anlamına geliyordu. O makinaların bulundukları her yerde koca mekanları işgal ettiğini, bir araştırma sorusuna onlardan cevap alabilmenin bazen saatler sürdüğünü biliyordum.

MIT’de ise, hemen yanımdaki odanın müdavimi masasının üzerindeki büyükçe bir kutunun önünde saatlerini geçiriyordu. “Roma Kulübü için rapor hazırlıyor” denmişti komşu ofisi kullanan kişi için; bu amaçla kendisine o sıralar henüz yeni kullanıma girmiş ve olağanüstü pahalı olan masaüstü bir bilgisayar tahsis edilmişti.

Kendime ait ilk bilgisayara bir-iki yıl sonra yurtdışında görevli kardeşim sayesinde sahip olacaktım.

Şimdi çocuklarımın herbiri 30’lı yaşlarını sürdürdüklerine göre… Onların hayatta ilk adımları attıkları dönem, benim de bilgisayar maceramın başladığı günlere denk geliyor. Kullanıma açılması için büyükçe bir DOS disketinin takılı olması gerekiyordu makineye; yazılar da o diskete kaydediliyordu zaten…

İlk dizüstü bilgisayarımın da kendine ait geniş bir belleği yoktu; hem işletim sistemi hem de yazı kaydetmek için küçücük bir alan kullanıyordu Sony tarafından üretilmiş o dizüstü bilgisayar…

Devlet büyüklerinin gezilerinde diğer meslektaşlar teleksler önünde saatler geçirirken ben çok geçmeden farklı bir rutinin sahibi olmuştum. Gidilen yerlerde telefon hattı arıyordum. Yanımda getirdiğim küçük bir aletle bilgisayarı hatta bağladığımda çıkan ses etrafta dikkat çekiyordu.

Turgut Özal da bilgisayarla erken tanışanlardandı ve uzun gezilerde beni uçağın ön tarafına çağırdığı ve birlikte o dönemin mayın patlatmaca veya Fars Prensi gibi basit oyunlarını oynadığımız da oluyordu. Bir defasında farklı bir vesileyle bulunduğum Çankaya Köşkü’nde, etkinlik sona erip herkes ayrılırken beni bir kenara çekerek gitmemi engellemiş, köşkün ailece kullandıkları ikinci katındaki çalışma odasında kendisine hediye gelmiş programları görmemi istemişti Turgut Bey.

Meslektaşlardan bazıları ilk zamanlar bu yeni icada uzak durmaktaydı. İsim vermeyeyim, bir Karadeniz gezisinde birlikte olduğumuz bir gazete yönetmeninin, yazılarını, hem de koca harflerle elle yazdığını görmüş ve üzülmüştüm. Dönüş yolunda kendisine bilgisayarın kullanımının zor olmadığını anlatırken beni kös dinlediğini fark etmiştim.

Şimdi o da bilgisayarlı; yazılarını gittiği ülkelerin kafelerinde yazıyor.

İçimizdeki en yaşlılardan biri, -şimdi rahmetli- Muammer Yaşar Bostancı ise, her yenilikten haberdar olmak, mümkünse kullanmak isterdi. Hayatının son demlerinde, bir ABD gezisinde, New York’ta elektronik mağazalarının bulunduğu 42. Cadde üzerindeki dükkanları tek tek dolaştığımızı hatırlıyorum. Hem de yağmur altında…

Teknoloji kullanmanın yaşla bir ilgisi yok kesinlikle.

Akıllı telefonlar, tabletler

Hep onlarla birlikte olduğumuzu sanacak kadar müptelası olduk, ama akıllı telefonların hayatımıza girmesinin üzerinden çok bir zaman geçmedi. 12 veya bilemediniz 13 yıl. Beş-altı yıl önce de tabletler girdi hayatımıza.

Apple‘ın yeni piyasaya sürdüğü üçüncü nesil iPad‘in paketini açtığımda bir kısmını yukarıda özetlediğim bilgisayar maceram geldi aklıma. İsteyene 1 Terabyt (TB) bellek kapasitesi bile sunuyor yeni iPad. O kapasiteye Ankara Milli Kütüphane’deki hemen bütün kitapları e-kitap biçiminde sığdırabiliriz sanıyorum.

Yeniliklere açık bir toplumuz ve bu özelliğimiz kendisini en fazla teknoloji alanında hissettiriyor. İnternet kullanıcılarımızın sayısı 60 milyona yakın. Sosyal medya denilen alana dönük hizmet verenler Türkiye’den çok sayıda abone bulacaklarını bilerek yola koyuluyorlar. Şu anda 50 milyondan fazla sosyal medya kullanıcımız var. [ABD’de bu rakam ülke nüfusunun tam üçte ikisine denk düşüyor, 210 milyon civarında. Bizde de nüfusumuzun üçte ikisi sosyal medya kullanıcısı.]

Bilgisayarlar yüzünden düçar olduğumuz hastalıklar bile var. Geçenlerde bıçak altına yattığım ameliyat öncesi görüştüğüm doktorlar, “Kim bilir kaç saatinizi bilgisayar başında geçiriyorsunuz, bu ondan” deme ihtiyacı hissetmişlerdi.

Gözlerimizi de olumsuz etkiliyor bilgisayar.

Yine de onsuz edebileceğimi sanmıyorum.

Siyasete bakan yüz

Her gün yaklaşık üç saatini bilgisayar karşısında -çoğunlukla da sosyal medya hesabını kullanarak- geçiriyor ortalama Türk insanı. Bizim gibiler biraz daha fazla.

Şikayetçi miyim? Hayır. Tam tersine, ilk adımlarını bilgisayar/tablet önünde atan yeni nesillere gıptayla bakıyorum.

Konunun siyasete dönük bir yüzü de var.

ABD’de ve Avrupa’nın bazı ülkelerinde yapılan son seçimlerin teknolojik imkanları kullanan birileri tarafından etkilendiği biliniyor.

Önümüzde bizde de bir seçim var. Partiler kendilerini dünyanın yeni şartlarına ve Türkiye’nin teknolojik imkanlarına göre yeniden ayarlasalar iyi olacak.

Bu yazı Fehmi Koru'nun blogundan alınmıştır