Ergun Babahan
Haz 19 2019

Başkan Baba’nızın sonbaharı

Güvenilir araştırma kurumlarından gelen sonuçlar İstanbul seçimini tekrarlatma kararının Erdoğan açısından tarihi bir hata olduğunu gösteriyor. Konda’nın açıkladığı saha çalışma sonuçlarına göre fark yüzde 9 civarında.

Saygın bir araştırma kurumunun anketinde de benzer bir sonuç olduğu söyleniyor ama araştırmayı görmediğim için bilemiyorum.

İstanbul AKP’nin doğup geliştiği kent. Türkiye’nin bir özeti. AKP’nin İstanbul’da yüzde 30’la gerilemesi (yüzde 45’lik oy içinde MHP’nin payını, devlet ve medya gücünün arsızca kullanılmasını hesaplarsak) Erdoğan döneminin sonuna geldiğimizi gösteriyor.

İstanbul’un farklı kaybı Türkiye’nin muhafazakâr tabanında bir yankı bulacaktır. Abdullah Gül ve Ahmet Davutoğlu’nun kolları sıvaması, AKP’nin Meclis Grubu’nda önemli kopmalar yaşanması, muhtemel gelişmeler arasında. Fark bu kadar olmasa bile olası bir Ekrem İmamoğlu zaferinde de bu ekip harekete geçecektir.

Yüzü Batı’ya bakan muhafazakâr-demokrat bir parti Türkiye’nin demokratik düzene dönüşünde, Kürt meselesinin tekrar masada konuşulmasına olumlu etki yapacak bir gelişmedir. Türkiye’nin bu fetret devrini demokratik yöntemlerle aşması açısından önemlidir, çünkü tersini düşünmek ülkenin sonunu resmen ilan etmektir.

İstanbul seçimleri bu açıdan bir dönüm noktası olacaktır ve Amerika’nın yaptırım kararlarıyla birlikte Erdoğan ve ekibini Saray’da iyice yalnızlaştıracaktır. Trump’ın gayri-ciddi tutumu, S-400 anlaşmasından nemalananların gerçeği Erdoğan’dan gizlemesi sonucu Saray, gelişmenin muhtemel sonuçlarının tam farkına varmış görünmüyor.

Bloomberg’in yazdığı gibi, Amerikan bürokrasisi Türkiye’ye uygulanacak yaptırımlar konusunda seçeneklerini hazırlayıp Trump’ın önüne koymuş durumda. En çok destek gören yaptırım ise, “ABD'nin Hasımlarıyla Yaptırımlar Yoluyla Mücadele Etme Yasası” olarak bilinen ve Rusya ile işbirliği yapan kurumları hedef alan CAATSA’nın devreye sokulması.

Trump, 2020 seçim kampanyasını resmen başlattı ancak kamuoyu araştırmaları başkanlık seçimi için kritik olan Florida’da bütün Demokrat adayların gerisinde olduğunu gösteriyor.

Ekonominin görece iyi gidişine rağmen 2020 seçimini kazanması kolay görünmüyor. Hakkındaki soruşturmalardan Senato’daki Cumhuriyetçi Parti çoğunluğunun desteğiyle kurtuluyor şu anda. Kendisine yönelik en önemli suçlama ise Rusya ile olan ilişkisi.

Ancak aynı Cumhuriyetçi çoğunluk S-400 alınmasıyla ilgili Türkiye’ye sert yaptırımlar uygulanması konusunda Demokratlar ile hemfikir. Hemen hiçbir konuda uzlaşamayan bu iki partiyi Erdoğan ve tavrı birleştirmiş durumda. Bu tabloda, Trump’ın Kongre’nin katı tavrını aşması mümkün değil.

S-400’ler geldiği anda CAATSA devreye girecek ve Türk Silahlı Kuvvetleri’nin kullanmakta olduğu ve düzenli yedek parça ihtiyacı olan F-16 savaş uçakları gibi silahları resmen ıskartaya çıkacak. Türkiye en çok yılbaşına kadar olacak bir süre içinde bu uçakları uçuramaz olacak.

Yaptırım ekonomi alanında da etkisini gösterecek ve Türkiye uluslararası finans sisteminden tamamen dışlanacak. Moody’s raporunda da belirtildiği üzere, IMF’nin kapısını bile çalamayacak çünkü oradan destek almak da Washington’ın onayına bağlı.

Avrupa Birliği ile Kıbrıs ve Akdeniz doğalgaz kaynakları nedeniyle papaz olunmuş durumda. İçi kof meydan okumalar, Gümrük Birliği anlaşmasının yenilenme müzakerelerinin askıya alınmasından başlayıp finansal yaptırımlara kadar uzanacak.

Rusya veya Çin’den medet ummak ise ham hayal. Rusya ekonomik olarak “Kelin ilacı olsa başına sürer” durumda, Çin’in derecelendirme kuruluşunun Türkiye notu ise Moody’s’ten farklı değil.

Özetle, seçimin sonucu ne olursa olsun Türkiye ağır bir bedel ödeyeceği bir döneme giriyor. Yoksulluk ve gerilimin zirve yaptığı bir kışa girecek ülke. Yönünü Batı’dan Doğu’ya çevirme hamlesini toplumsal desteğini kaybetmiş bir iktidar döneminde yapmaya çalışıyor olacak ki, böyle bir tabloda ülkeyi yönetmenin imkânsız hale geldiğini hep birlikte yaşayıp göreceğiz.

Erdoğan her narsist lider gibi, zoru görünce geri adım atan ve olmadık tavizleri vermekten çekinmeyen bir siyasetçi. Rusya ve Putin ilişkisinde buna hep birlikte tanıklık ettik. Amerika ve Batı’nın sert yaklaşımı yeniden siyasi çizgisini değiştirmesine yol açabilir ancak bu tavır artık istediği sonucu vermez.

Erdoğan artık dünyanın birçok ülkesi için güvenilmez, kendini beğenmiş ve kişisel çıkarı için ülkesinin başını belaya sokmuş bir liderdir. Elindeki medya ve devlet gücünü acımasızca kullanması bu gerçeğin artık halk tarafından da görülmesini engellemeye yetmiyor.

Ortadaki tablo Erdoğan döneminin sonuna gelindiğini işaret ediyor. Önünde iki yol var bu saatten sonra: İttihat ve Terakki’nin gibi bir son veya barışçıl ve demokratik mücadeleyle kaybetmeye razı olmak. Tercihi ülkenin kaderini belirleyecek.

© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.