Nurcan Baysal
Haz 26 2018

Bundan sonrası…

Diyarbakır’da dün akşam HDP’nin %10 barajını aşmasıyla birlikte başlayan kutlamalar kısa sürdü. Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı seçimini ilk turda kazanması ve AKP-MHP bloğunun Meclis’te ele geçirdiği üstünlükle şehir sessizliğe büründü tekrar. Görüştüğüm birçok kişi “sevincimiz kursağımızda kaldı” diyor.

Burada detaylı seçim analizlerine girmeyeceğim. Ancak özellikle Kürt illerinde birçoğumuzun yanıldığını söyleyebilirim. Bölgede seçim öncesi genel bir sessizlik olsa da, gerek mitinglerdeki kalabalık, gerek insanların kararlılığı, gerek son 3 yılda Kürt illerinin yaşadığı yıkım dolayısıyla AKP’nin oylarının ciddi bir şekilde düşeceğini düşünüyorduk.

Ancak böyle olmadı. Diyarbakır’da AKP oyların %21’ini aldı (1 Kasım’da %21.4) , HDP ise %66’sını (1 Kasım’da %72.8); Mardin’de HDP oyların %59.3’ünü  aldı (1 Kasım’da %68.4), AKP ise oyların %30.4’ünü aldı (1 Kasım’da 28.5); Cizre’de HDP oyların %82.13’ünü aldı (1 Kasım’da %93.2), AKP oyların %9.96’sını aldı (1 Kasım’da %4.9)… Diğer illerde de buna benzer HDP oylarında düşme var.

Görünen o ki Bölgede HDP’de, büyük olmasa da bir oy kaybı mevcut. Tüm diğer muhalefet partileri gibi HDP’nin de bu oy düşüşlerinin analizini yapması gerekiyor.

Bu oy oranlarındaki düşmede Bölgedeki baskı ve korku ortamının, seçim usulsüzlüklerinin, sandık taşımaların, Bölgeye yığılan güvenlik personeli ve kayyumun, HDP’nin seçim çalışmalarının birçok yerde engellenmesinin, HDP’nin birçok kadrosunun cezaevinde ve yurtdışında olmasının etkisi olduğu gibi, kent savaşlarından sonra verilmeyen özeleştirinin de etkisi var görünüyor.

Beni asıl endişelendiren Türkiye’de iyice güçlenmiş olan ülkücü, radikal milliyetçi blog. Sadece MHP ve İyi Parti oyların %22’ye yakınını almış durumda, buna AKP’yi de ekleyince durumun vahameti ve gelecek günlerin zorluğu belli oluyor.

Seçim sonuçları gösteriyor ki önümüzde çok iyi bir gelecek yok. Bundan sonra daha planlı, daha ince düşünülerek, hatalardan ders çıkararak ve çok daha fazla çalışarak mücadeleyi yürütmek lazım. AKP ve Erdoğan'a oy verenleri kandırılmış seçmen, düşman, aptal, cahil diye etiketlemek doğru olmadığı gibi, çok rahatsız edici ve üstenci bir bakış açısı.

Bu bakış kimseye bir şey kazandırmıyor da. Önemli olan tüm bu baskı, korku ortamı, ekonomideki kötü gidişat, yüz binlerce insanın haksız hukuksuz yere işlerinden olması ve cezaevinde tutulmasına rağmen, böylesi büyük bir kitlenin neden AKP’ye ve Erdoğan’a oy verdiklerini anlamaya çalışmak. Her parti dönüp kendi hatalarını analiz etmekle işe başlayabilir diye düşünüyorum.

Bu süreçten hep birlikte birçok şey öğrendik. Binlerce insan son güne kadar harıl harıl çalıştı, sokak sokak, mahalle mahalle… Yüz binlerce insan sandık görevlisi oldu, müşahit oldu, son dakikaya kadar sandıkları bırakmadı.

Ergun Babahan seçimlerden 1-2 gün önce “faşizm sandıkta yenilir mi?” diye bir yazı kaleme almış ve faşizmin yayılmacı eğilimini, “yeni kadın” ve “yeni erkek” nesiller yetiştirmeye çabaladığını vurguluyordu.

Bu yazıyı okurken faşizme karşı önümüzde başka hangi alternatif var diye düşünmeden edememiştim.

Şimdi düşünüyorum o farklı alternatifleri düşünme ve onlara odaklanma zamanı gelmiş durumda.

Seçim sonuçları her ne kadar bu ülkeye dair umutlarımızı azaltsa da, seçim sürecinde ise umutlarımızı arttıran birçok şeye şahit olduk.

Yüz binlerce insanın canla başla birlikte çabalaması, HDP’liler, CHP’liler ve diğerlerinin birbirini anlama çabası, birbirine sahip çıkması, birlikte dayanışmanın büyütülmesi, bunlar güzeldi, umut verdi.

Birbirimize tutunmayı öğrendik. Bu sürer mi, sürmez mi bilmiyorum. Umalım sürsün.

Açık ve örtük bir şiddet döneminden geçiyoruz. Muhtemelen bu şiddet daha da büyüyecek. Hatta okulu, üniversitesi, medyası, hukuku ile inşa edilecek. Çoğunluğun bunu destekliyor olması, milyonların da buna karşı itirazlarını yükselteceği gerçeğini değiştirmez.

Yeter ki ısrarlı bir biçimde itirazımızı yükseltmeye devam edelim.

Her bir itirazımız faşizmde bir çatlak açacak. Sonra o çatlaklar büyüyecek, birleşecek ve birlikte kıracak bu sistemi. Mesele sandık meselesi, sandık mücadelesi değildir.

Mesele özgürlük, adalet, eşitlik, insanlık mücadelesidir. Ve bu yolda yenilgi olmaz.

Asıl yenilgi bu zorbalara teslim olmaktır!

Çatlakları büyütmeye devam.