Tem 01 2018

Haaretz: Erdoğan imparatorluk istedi ama sevilmeyen bir ülke ile yetinmek zorunda

Türkiye'nin İran, Katar ve Rusya ile ittifakı ve Kuzey Suriye'deki Kürtlere karşı yürüttüğü saldırı, 'komşularla sıfır sorununu' bozan politikalardan sadece birkaç tanesi.

Doha'nın başkenti Katar’daki Sheraton Oteli, pazar günü Türk bayrağının renklerinde ışıklandırıldı. Katar Emiri Tamim bin Hamad Al Thani, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ı seçim zaferi ve partisinin zaferini kutlayan ilk liderlerden biri oldu.

Erdoğan ve emir yakın arkadaşlar. Türkiye, bir yıl önce Suudi Arabistan, Bahreyn ve Birleşik Arap Emirlikleri'nin uyguladığı acımasız ekonomik boykot sırasında Katar'a yardım sunan ilk ülke oldu. Türkiye boykotu yıktı, Katar'a birçok mal gönderi ve diğer Körfez ülkelerine saldırıda bulunmamaları adına uyarı yapmak için için emirlikteki askeri varlığını artırdı. Ankara, ayrıca Katar ile Körfez ülkeleri arasında arabuluculuk yapması için Washington'a baskı yaptı.

Türkiye'nin Katar'la olan bağlarının ekonomik getirisi gayri safi yurtiçi hasılası neredeyse 900 milyar dolar olan bir ülke için çok önemli değil. Ancak İran müttefiki olan Doha'yla yakın ilişkiler, Erdoğan'ın Türkiye'nin Ortadoğu'daki nüfuz gücünü artırma çabası açısından önem taşıyor. 

Türkiye'nin yeni bir Ortadoğu’nun şekillenmesinde yer edinmeye yönelik stratejisi, Erdoğan'ın cumhurbaşkanı seçilmesiyle başlamadı. Katar'la olan bağlar, Suriye iç savaşının başlamasından bu yana geçen yaklaşık sekiz yıldır sürdürmekte olduğu ilişkiler ağının bir parçası.

Savaştan önce Türkiye'nin “komşularla sıfır sorun” politikası, ülkenin Doğu ile Batı; Avrupa, Amerika ve Orta Doğu arasında bir köprü haline gelmesi ve bölgede önderlik yapabilen bir ülkeye dönüşmesini içeriyordu. Fakat savaş bu stratejinin sınırlarını gösterdi.

Erdoğan'ın Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad ile olan kişisel ilişkileri ve kendi halkının katledilmesi nedeniyle Esad rejimini yıkmaya çalışan yeni politikası, Erdoğan'ın yaklaşımındaki değişimi ortaya koyarak aynı zamanda Türkiye'yi İran'la karşı karşıya getirdi.

Bununla birlikte, ağırlıklı olarak ortak ekonomik çıkarlar nedeniyle, Türkiye ile İran arasındaki beklenen kopuş oluşmadı. O zamanlar hâlâ sert uluslararası yaptırımlar altında olan İran, BAE aracılığıyla altın ödeyerek petrol satın alarak yaptırımları aşan Türkiye gibi bir müttefike ihtiyaç duyuyordu. Her iki ülke de, uzun zamandır Kürtlerin bağımsızlık taleplerini engellemeye yoğunlaşmış ve PKK ile savaşmak gereğini kabul etmişlerdi.

Yine de, Erdoğan'ın Tahran ile ilişkileri Türkiye açısından bir ikilem yarattı. 2015'te Suudi Arabistan Kralı Salman İran'a karşı “Sünni bir koalisyon” kurarak oğlu Muhammed'in önderliğinde Yemen'de bir savaş başlattı. Salman Türkiye'yi bu koalisyona sokarak geleneksel olarak “en iyi yabancı olarak” görülen; en kötü ihtimalde  düşman kabul edilen Türkiye’ye Arap Ortadoğusunda bir ortak statüsünü kazandırdı. Laik Türk cumhuriyeti ile Vahhabi krallığı arasındaki ortak payda, Esad'a duyulan nefret ve onu devirme arzusuydu.

Ancak Türkiye, İran' frenleyen bir unsur olarak hizmet etmeyi asla kabul etmedi, Yemen'deki savaşa katılmadı ve Salman bu ortaklığın onun çıkarlarını kollamak için gerçek bir katkı sağlamadan Türkiye'ye güç verdiğini kısa sürede fark etti.

Suudi medyası Türkiye ile ittifakı “yeniden gözden geçirmeye” başladı ve Erdoğan'ı otoriter bir yönetici olarak tanımladı. Yakın bir geçmişte bir BAE diplomatı, Türkiye’yi bölgeye bir tehdit olarak ilan etti ve Amerikalıların bu tehdidin ağırlığını anlamadıklarını söyledi.

Türkiye'ye yönelik Arap düşmanlığında öncülüğü Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah Said Hüseyin üstlendi.Temmuz 2013'te cumhurbaşkanlığı devraldıktan kısa bir süre sonra, Sisi sadece Müslüman Kardeşler'e yönelik olarak baskı uygulamakla kalmayıp aynı zamanda iktidarını meşru görmeyi reddeden Türkiye'ye yönelik ekonomik bir boykot dayatmaya başladı.

Erdoğan, Sisi'nin askeri darbeyle iktidara geldiğini ve demokratik yollarla seçilmiş Müslüman Kardeşler hükümetinin geri gelmesin’ talep ett’/ Mısır'ın Türkiye ile yaptığı ticaret anlaşmalarını iptal eden Sisi, Mısırlıları Türkiye'ye seyahat etmeme veya Türk havayolları ile uçmamaya çağırdı. Bunu yaparak da Türkiye'nin Mısır'ı Afrika'ya ticari bir köprü olarak kullanma umutlarını bitirdi.

Önce Başbakan Erdoğan'ın dışişleri bakanı, Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı seçildiği 2014 sonrasında ise başbakan olarak görev yapan siyaset bilimi profesörü Ahmet Davutoğlu'nun “komşularla sıfır sorun” politikasından geriye pek bir şey kalmadı.

Türkiye'nin Suriye ve Mısır'la olan çatışması, Körfez ülkeleriyle olan soğuk ilişkileri ve Hamas'a verdiği destek yüzünden İsrail ve Filistin Yönetimi ile düşmanca ilişkileri, Erdoğan'ın Türkiye’yi çok önemli bir ülke haline getirme hayalini tamamen ortadan kaldırdı.

Erdoğan'ın Osmanlı İmparatorluğu'nu yeniden kurmak istediğini ve kendisini sultan ilan etmesini arzu ettiğini söylemek durumu basitleştirmek anlamına gelir.

Yine de, Türkiye'nin bölgedeki diğer ülkelerle olan zayıf ilişkileri, bölgesel çatışmalar üzerinde azalan etkisi, ve en azından şimdilik Arap Ortadoğusu’nun baş düşmanı olarak görülen İran, Katar ve Rusya ile olan ittifakı ile Suriye’nin kuzeyinde Kürtlere karşı yürüttüğü savaşta toprak işgali, Arap devletlerinin Ankara'yı engelleme çabalarını artırdı. Bu nedenle Erdoğan'ın rüyasından yeni bir Osmanlı İmparatorluğu doğmayacak; “sultanlığı” Türkiye'nin sınırlarında sona erecek.

Ama Erdoğan'ı sevmeyenler sadece Ortadoğu liderleri değil. Aynı zamanda ABD ile karşılıklı tehditlere dönüşen sert bir çekişme içine girdi. Aslında, “düello” kelimesi bu bağları tanımlamak için “ilişki” den daha iyi bir kelime.

Türkiye'nin ABD ile ilgili şikayetler listesinin başında Obama ve Trump yönetimlerinin Fethullah Gülen'i iade etmeyi reddetmesi geliyor. İkinci olarak Erdoğan, Halkbank genel müdür yardımcısına İran’a yönelik yaptırımları ihlal nedeniyle verilen hüküm yüzünden Amerikan Hukuk sistemini yerden yere vurdu. Ve son olarak, Trump'ın Kudüs'ü İsrail'in başkenti olarak tanıması Erdoğan'ı tam anlamıyla delirtti.

Ancak Erdoğan'ın Washington ile atışmasının merkezinde, Amerika'nın İslam Devletine karşı savaşta verdiği Suriyeli Kürtler’e olan yardımı yatıyor. Erdoğan bu yakın ilişkiyi, Türkiye'ye karşı Kürt terörünü körüklemek için bir komplo olarak görüyor.

Rusya'ya karşı da benzer bir suçlamada bulunabilirdi çünkü Rusya da Kürtleri Suriye’de iç savaşın sona ermesi için gelişecek diplomatik süreçte zorunlu müttefik olarak görüyor.

Ancak üç yıl önce Rus uçağının düşürülmesi sonrası Rusya’nın Ankara'ya uyguladığı boykottan ağzı yanan Erdoğan, Moskova'yı düşmanlaştırmamaya çok dikkat ediyor. Rusya ile uzlaşmak adına, iktidarda kalan Esad'a muhalefetini geri çekmek ve Suriye'de diplomatik bir süreç başlatmak için Tahran ile kurulan koalisyona katılmak zorunda kaldı.

Erdoğan'ın entelektüel ve siyasi rakipleri bastırmasını ya da insan hakları ihlallerini çok dert etmeyen Washington, Rusya'dan S-400 füze sistemi satın almak için anlaşma imzaladığında öfkelendi.

Türkiye'nin son haftalarda Washington'la olan ilişkilerinde bir umut ışığı, daha önce Kürtler tarafından kontrol edilen Suriye’de Menbiç ilinin denetimi üzerinde varılan bir anlaşma oldu. Bu anlaşma kapsamında Kürtler Menbiç’ten çekildikten sonra Türk ve Amerikan kuvvetleri, kentte ortak devriye faaliyetleri yürütecek.

Ancak Afrin kent’ hala Türkiye’nin kontrolünde. Türkiye Afrin’de Türk ve Suriyeli öğretim görevlilerinden oluşan bir kadroyla Afrin’de Harran Üniversitesi'nin bir şubesini açtı. Kürtler Amerika'nın bu dayatmasını kabul etmek zorunda kaldı ama yeni bir dengeleme yolu buldular.

Rusya’nın desteğiyle, Suriye’nin geleceği konusunda Esad rejimiyle doğrudan müzakerelere başladılar. Muhtemelen bunun sonucu olarak, Suriye hükümetiyle işbirliği içinde hareket eden Kürt azınlık, Türkiye'yi Suriye'de asker tutma bahanesinden mahrum bırakacak.

Türkiye'nin Suriye'ye müdahalesi de, Irak'ın Kandil Dağları'nda PKK'ya karşı yürüttüğü savaşta Ankara'nın işbirliğini reddeden İran'ı da öfkelendirdi. İran, başka bir devletin topraklarında askeri harekatın yasadışı olduğunu belirterek, Türkiye'nin Suriye'deki askeri varlığını kabul edilemez olarak gördüğünü ima eden bir açıklamada bulundu.

Dolayısıyla, Erdoğan'ın seçim zaferi, onu kendine bağlayan bölgesel çıkarların yoğunluğundan güvenli bir şekilde çıkarabilen bir dış politika yürütmesine yardımcı olmayacak. Şimdilik, Türkiye'nin uluslararası alanda önemi Suriye savaşındaki rolü ve Avrupa Birliği'nin mülteci akışını önleme kaygısıyla imzaladığı anlaşmaya bağlı.

Oysa Avrupa bile Türkiye'den bıkmış durumda. AB dışişleri bakanları Brüksel'de yapılan son görüşme sonrasında yaptığı açıklamada, "Türkiye Avrupa Birliği'nden uzaklaşıyor" ifadesini kullanarak,  “Türkiye'nin katılım müzakereleri bu nedenle etkin bir şekilde durma noktasına geldi” yorumunu yaptı.