Haz 27 2018

İktidarını perçinleyen Erdoğan’ı kimse durdurmak istemiyor

Alman Die Welt'te Alfred Hackensberger imzasıyla yayınlanan makalede, Türkiye Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın seçimleri kazanmasının ardından Ortadoğu’da bölgesel bir aktör olmaya başladığı ifade ediliyor.

Makalede Hackensberger, şu ifadelere yer veriyor:

Avrupa, Rusya ve ABD, hiçbir şey yapamayacak kadar çaresizce Erdoğan’ın bu yükselişine donuk bir şekilde bakıyorlar. Erdoğan, Avrupa ülkelerini avucunun içine almış durumda.

Erdoğan, balkon konuşması yaptığı sırada, sevinç çığlıkları atan kitle karşısında, elini kalbine koyarak selamladı ve “Kazanan Türkiye, Türk milleti, bölgemizdeki tüm mağdurlar, dünyadaki tüm mazlumlar olmuştur” ifadelerini kullandı.

Ancak her ne kadar Erdoğan, büyük bir coşkuyla kendisini mazlumların ve haksızlığa uğrayanların lideri ilan etse de, gerçek bundan ibaret değil. Erdoğan’ın bu açıklamaları bir tiyatro. Zaten seçim kampanyası boyunca yaptığı yeminlerle bu imajını defalarca ortaya koymuştu.

Yeni Şafak Gazetesi, “mazlumların umudu” diyerek Erdoğan’ı hem Ortadoğu’nun hem de “haksızlığa uğrayanların geleceği” olarak nitelendirdi. Erdoğan’a yakınlığı ile bilinen bu gazetenin yorumu, aslında Erdoğan’ın yol haritasının bir işareti. O yüzden Erdoğan, seçimi kazanarak politik olarak durduğu yeri daha da güçlendirdi ve ileriye taşıdı.

Tabii ki Erdoğan, bununla yetinmeyecek ve şu ana kadar dış politikada yürüttüğü büyük planını daha da sertleştirerek hayata geçirmeye çalışacak. Şu ana kadar Suriye’de iki askeri harekat gerçekleştirdi. Afrin’in kontrolünü ele geçirdi ve “Fırat’ın Doğusu“ stratejisinde kısmen başarılı oldu.

Bunun yanında, Irak sınırına girerek PKK’nin bulunduğu bölgeleri bombaladı. Üstelik komşu topraklarında, kendi askerlerini konuşlandırdı. Ankara, seküler hareketleri ortadan kaldırmak için Libya’da Müslüman Kardeşlere ve diğer cihatçı örgütlere destek veriyor.

Erdoğan, son beş yıl içinde Ortadoğu’da, daha fazla siyasi nüfuza sahip olmak istedi. Türkiye, bölgesel gücünü arttırarak Ortadoğu’da, oyun kuran ve yöneten bir konuma gelmek istiyor. Bu tutumunu, Mayıs ayında  Gazze’de 60 kişinin ölümüne yol açan şiddet olaylarında göstermişti.

Erdoğan, o zamanlar dünyadaki bütün Müslümanlara seslenerek, kendi liderliğinde İsrail devletine karşı ortak mücadele çağrısı yapmıştı.

Doğrusunu söylemek gerekirse, bu yeni olan bir şey değil. Bilindiği gibi Erdoğan, uzun zamandır Osmanlı İmparatorluğu hayalini kuruyor. Evet değişen bir şey var. O da, politikada iktidarını güçlendirdi.

Erdoğan, bakanlıkları işlevsiz hale getirerek, parlamentoyu saf dışı bırakmaya çalışıyor. Bu süreç , 2017 yılında başladı ve şimdi Erdoğan, tek adam olmanın keyfini çıkarıyor.

Ancak ortada yanıtlanması gereken bir soru var: Kim, dış politikada giderek agresifleşen Erdoğan’ı durduracak?

Erdoğan, elde ettiği deneyimlerden şunu biliyor ki; ne Rusya, ne ABD, ne de Avrupa kendisini kontrol edecek cesarete sahip.  Kremlin, Suriye politikasını tehlikeye sokmak istemediği için Ankara’ya baskı yapamıyor. Rusya, Ankara’nın Suriye’de binlerce üyesi olan İslami-cihatçı gruplarla doğrudan ilişkisi olduğunu biliyor.

Türkiye olmadan Suriye’de siyasi çözüm arayışına girmenin riskinin farkında. Çünkü, Ankara’nın cihatçı gruplar üzerinde bölgedeki şiddeti yeniden tırmandırabileceğinin bilincinde. Her şeyden önce Erdoğan rejimi, Rusya’nın önemli müşterisi. ABD’nin büyük endişe duyduğu

S-400 füze savunma sistemlerini satın aldı. Bu yüzden ABD, geçtiğimiz haftalarda Ankara’nın sipariş ettiği F-35 savaş uçaklarının bir bölümünü teslim etti. “Lightning II” olarak adlandırılan bu uçaklar, günümüzün en iyi savaş uçağı olarak değerlendiriliyor.

Türk savaş uçakları, böylece Akdeniz’deki hava sahasında etkin bir güce sahip olacak.  Aslında bu alışveriş, Amerikan silah endüstrisi için önemli bir kazanç kaynağı. Ancak Washington’un, bu durumdan mutlu olduğunu söylemek, pek de doğru olmaz. Amerikan Kongresi, Ankara ile yapılan söz konusu anlaşmanın askıya alınması için çok çaba sarf etti.

Hatta Amerikan Kongresi üyelerinden biri, NATO partneri Ankara’nın askeri sorumluluğunu yerine getiremediği ve ihlal ettiği gerekçesiyle, alışverişin askıya alınması için ABD yönetimine, açık mektup yazdı.

Beyaz Saray, Erdoğan’ı farklı konularda eleştiriyor. Bunların başında, insan hakları ve demokrasi konusunda yaşanan büyük aksaklıklar geliyor.  Erdoğan, demokrasiyi tırpanlamakla suçlanıyor. Yine, Rusya ile yaptığı ikili stratejik anlaşmalar da, bunlar arasında sayılıyor. Bir başka nokta ise, ABD‘nin Suriye’deki ortağı olan ve IŞİD’e karşı savaşan Kürtler. ABD yönetimi, Ankara’nın Kürtlere karşı askeri güç kullanmasında endişe ediyor.

Erdoğan, daha önce ABD’nin Kürtlerle olan işbirliğinden olan rahatsızlığını defalarca dile getirdi ve bu işbirliğini dağıtmak isteğini tekrarlamıştı. Hatta Kuzey Suriye’yi, Kürtlerden temizleyerek o bölgeye Arapları yerleştirme planından söz etmişti.

Şimdi geldiğimiz noktada, şunu söylemek abartı olmaz: Eğer Erdoğan, Kürtlerin bulunduğu bölgeyi üçüncü kez işgal ederse, hiç kimse “ABD ve NATO hemen Türkiye’ye saldırıyla karşılık verecek” söylemine inanmaz.

Öte yandan, Erdoğan’ın otokrat olduğu yönündeki eleştiriler, Avrupa tarafından her zaman dile getirildi. Şunu biliyoruz ki, Türkiye’de 160 gazeteci hapishanede tutuluyor. Elbette insan hakları konusunda yaşanan hak ihlalleri ise, bunun bir başka boyutu. Avrupa Komisyonu, Türkiye’ye sadece uyarı yapmakla yetindi ve herhangi bir politik baskı yapmadı.

Almanya Başbakanı Merkel, Erdoğan‘ın seçim zaferini tebrik etti ve "sizinle birlikte çalışmaktan, ilişkilerimizi geliştirmekten memnunum olurum. Ortadoğu politikalarında ve Mülteciler konusunda Türkiye’nin önemli bir sorumluluğu var““ açıklamasını yaptı.

Tabii ki burada mülteci akını, anahtar kelime. Çünkü Türkiye, 3.5 milyon Suriyeli mülteci barındırıyor. Mart 2016 yılında Ankara ile yapılan anlaşmayla, milyar dolarlarca para harcanarak, mültecilerin Avrupa’ya akını durduruldu.

Türkiye, Haziran başında Yunanistan ile yaptığı “Geri Kabul Anlaşması”nı iptal etmişti. Bunun arkasında, Yunanistan’ın, darbe girişimi yapmakla suçlanan askerlerin serbest bırakılması vardı.

Ankara, Avrupa‘ya bir güç gösterisinde bulundu. O zamandan şimdiye kadar, mülteci anlaşması konusunda Avrupalı hiç bir politikacı sorumluluk alarak, doğru düzgün bir tavır sergilemedi.