Stephen Starr
Tem 02 2019

İstanbul sonuçları, CHP’nin aklını başına getirebilir mi?

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP)'nin lider kadrosu ve taraftarları, işler sonunda kendileri için iyiye gitmeye başlıyor gibi hissedebilir.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi'nin (AKP) politik arenada merkezi işgal ettiği yıllar boyunca kenarda beklemek zorunda kalan CHP’li politikacılar, şimdi 23 Haziran’da Ekrem İmamoğlu’nun İstanbul’daki taçlandıran başarısı ile beraber Türkiye'nin en büyük altı kentinin beşinin kontrolünü ellerinde tutuyorlar.

AKP'nin Türk yaşam tarzına birçok açıdan uyguladığı baskıyı göz önünde bulundurduğumuzda, bu küçük bir başarı değil.

Yeniden yapılan seçimlerde İmamoğlu, Beyoğlu, Fatih ve Üsküdar gibi bir zamanlar AKP’nin kalesi sayılan bölgeler dâhil olmak üzere, Mart ayında yapılan Belediye Başkanlığı seçimlerine kıyasla 12 ilçede daha kazandı.

İmamoğlu, kazanmasının “yeni bir başlangıç ​​olduğunu haber verdi” dedi. “Buradan, yarından itibaren 16 milyon kişiye tarafsız belediye başkanı olarak davranacağımı söylemek isterim. ”

AKP’nin, Binali Yıldırım adına yürüttüğü boğucu ve acımasız kampanyaya karşın, kapsayıcı ve aklıllı bir kampanya yürüten İmamoğlu’nun zaferi kendinden bahsettirdi. İmamoğlu’nun kampanya sloganı “Her şey çok güzel olacak” sloganı ironiyi, bir umutla birleştirmişti. 

Yeni Belediye Başkanı, İstanbul sakinlerinin çoğunun, Erdoğan’ın Türkiye ekonomisini yıkma teşebbüsüyle itham ettiği Fethullah Gülen, Kürt militanları veya yabancı faiz spekülatörleri hakkında saat başı sahte tehdit haberleri görmekten bıkmasını, lehine kullandı. AKP'nin neden olduğu paranoya geri tepince, İmamoğlu 23 Haziran'daki oylarına 31 Mart'a kıyasla yaklaşık 800 bin oy daha ekledi. 

Ancak İmamoğlu'nun zaferi CHP'nin artık gaza basıp Türklere ülke çapında politik bir güç olduğunu gösterip gösteremeyeceği sorusunu gündeme getiriyor. Ankara, İzmir ve şimdi İstanbul, Türkiye'nin en büyük üç şehri ve ülkenin kültürel ve ekonomik çekim merkezleri ellerinde. Bu son zaferler de şu soruyu getiriyor: CHP genel seçimlerde neden bu kadar kötü performans gösterdi?

1923 yılında Mustafa Kemal Atatürk tarafından kuruluşundan bu yana CHP, Türkiye'nin en çok izlenen siyasi gücüdür. Ancak yıllarca, kötü bir yönetme kabiliyeti gösterdi. 1960'larda ve 1970'lerde egemenliği altında, ordunun darbe yapacağı korkusuyla donmuş bir şekilde Türkiye ekonomisinin durgun su gibi iltihaplanmasına izin verdi. 

AKP’nin 2003’te başlayan yönetimi boyunca CHP, muhalif bir parti olarak, iktidar partisi bağımsız medyayı ortadan kaldırdığında, siyasi muhalifleri hapse attığında ve Suriye’de ve Güneydoğu’da Kürt kuvvetleriyle savaşa girdiğinde bile, Türklere güven sağlayacak açıklıkta bir mesaj vermekten uzak kaldı. 

Seçim ve referandum sürecinde Erdoğan’ın eline giderek daha fazla güç geçtikçe, CHP yüksek sesle şikâyet etmekten fazla bir şey yapmadı. Suriye'ye askeri müdahaleyi ve bağımsız basının ezilmesini kınadılar, ancak seçmenlere yeni hiçbir şey önermediler.

Sokaklarda, en ateşli destekçileri, Atatürk’ün laik vizyonuna olan sevgilerini ve desteklerini ilan edip, muhafazakâr İslam’ın yükselişine lanetler yağdırıyorlardı, ancak değişime yol açacak gerçek bir harekete geçmeyi reddediyorlardı. Genel olarak, CHP daha geniş seçmen kitlelerinin hayal gücünü ateşlemekte başarısız oldu. 

Şimdi, CHP Türkiye’nin şehir merkezlerine hükmediyor olsa da, tüm Türkleri, muhafazakârları, sağ uçtakileri ve laikleri ülkeyi bir bütün olarak yönetme kabiliyetine sahip olduklarına ikna etmek, şu an önlerindeki en önemli zorluk olarak görünüyor.

CHP'nin, kırsal kesimde yaşayan milyonlarca muhafazakâr seçmenin kalbini ve aklını gerçekten kazandığını görmek zor olsa da, şimdi elinde paha biçilemez bir siyasi ivme var. 

Kürt kökenli Halkların Demokrat Partisi'ne (HDP) yapılan yanlışı kamuya ilan edip bu partinin siyasetçilerine AKP tarafından yapılan baskıyı sona erdirmek üzere, bir adım atacaklar mı?

Türkiye’nin Suriye ve Irak’ta çatışmalara dâhil olmasının ülke için zarar verici olduğu kadar, anlamsız olduğunu hem kırsal kesimli hem de şehirli seçmenlere doğru bir şekilde ifade edebilecekler mi?

En önemlisi, artan borç yüküyle mücadele eden seçmenlere ekonomik umutsuzluktan bir çıkış yolu sunabilecekler mi? 

Yukarıdaki zorlukların ilki ve sonuncusunun üstesinden gelip gelemeyecekleri, CHP’nin kentsel başarılarının geçici mi, yoksa Türkiye için gerçek bir politik değişimde karar verici olup olmayacaklarını belirleyecek.

İstanbul halkının uzun dönem hafızaya sahip olduğunu unutmayalım. 2010 yılının başlarında AKP'yi birçok seçimde desteklediler, çünkü eşsiz bir ölçekte iş, konut ve ulaşım altyapısı sağlanmıştı.

Belediye Başkanı İmamoğlu'nu da farklı izlemeyecekler: Şehrin gençliğinin omzuna yüklenen inatçı yüksek işsizlik oranını aşağı çek ya da bir sonraki seçimlerde hüsrana uğra.

Ekrem İmamoğlu ve CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, İstanbul’daki zaferlerinin, kendi politikaları ve kişilikleri için koşulsuz onaylama anlamına gelmediğini, Erdoğan’a karşı protesto oylarından biraz daha fazlası olduğunu hatırlarlarsa iyi ederler.

Milyonlarca genç İstanbullu, Ankara ve İzmirli sakin, ev kiralarının ücretlerden hızlı arttığı ekonomik koşullarda mali zorluklarla karşı karşıya kalacaktır. 

Zafer konuşmasında İmamoğlu, “Bizim gittiğimiz yoldan gitmeye çalışan diğer ülkelere, aslında ortada bir yol falan olmadığını gösterdik” dedi.

Gerçekten de, bu yol İmamoğlu’nun Erdoğan’ı dört yıl sonraki Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde yenmesini sağlayacak mı, yoksa bize kendinden öncekiler gibi sahte bir şafak mı vadediyor göreceğiz.

Bu yazı Arab Weekly'den alınmıştır.

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.