Baskın Oran
Haz 20 2019

Seçimin tekrarına iki gün kala: 'Yıkılmadık, ayaktayız' mı?

 

“Türkiye, demokrasisi ve ekonomisiyle dimdik ayakta kalarak insanlığın umudu olmaya devam ediyor.” Bu mesaj AKP Gn. Bşk. ve CB Erdoğan tarafından 3 Haziran’da yayınlandı.

M. Kırmızıgül’ün türküsünü anımsatan cümleyi, 3 Haziran’dan bugüne demokrasi ve ekonomi (ve tabii, Yargı) haberlerine göz atarak test edelim. Tekzip edilmemiş haberleri alarak, yorumsuz.

***

Demokrasi’den başlayalım.

Sağlık Bakanlığı’nın hazırladığı cezai yaptırım çizelgesinde “şarkı söylemek” ve “makyaj yapmak” da ihtar, yevmiye kesintisi ve işten atma gerekçesi sayıldı.

Kendisine “Akıllı ol” diyen vatandaş hakkında Bakan S. Soylu “Pontusçularla ilişkili bir adam" deyince, Trabzon Valiliği suç duyurusunda bulundu. Hukuki süreç başlatıldı.

Kılıçdaroğlu'na yumruk atmış Osman Sarıgün'ün elini öpüp resim çektirenlerden Önder Gökçekaya isimli AKP’li, bu sefer de iki elinde iki ağır silahla poz vererek, “Soylu Bakanım'ın emirlerini bekliyoruz. Vur derse vururuz, öldür derse öldürürüz.” dedi. Hakkında bir soruşturma açılmadı.

İstanbul Üniversitesi öğrencilerinin boş pankartı, “Üzerine fotoşapla yazı eklersiniz” gerekçesiyle yasaklandı.

“Kriz-Döviz” haberi yapan 2 gazeteciye ve haberi paylaşan 36 kişiye BDDK, “Türkiye ekonomisinin istikrarını zayıflatmaya çalışmak”tan suç duyurusu yaptı. Dava açıldı.

Başbakan R. T. Erdoğan’ın üniversite diplomasının fotokopisinin, Erdoğan’ın özel kalem müdürü Hasan Doğan’ın şoförü Hasan Tükenmez tarafından vekaletnamesiz olarak notere götürülüp tasdik ettirildiği öğrenildi. “Aslına uygun olduğunu onaylarım” diye mühür vuran ve imza atan İstanbul 15. Noteri Nejla Akgün’e Türkiye Noterler Birliği uyarma cezası verdi. Medyanın konuştuğu şoför, Başbakanlık’ta çalışırken kaza geçirdiği için noter meselesini hiç hatırlamadığını söyledi.

Yeni Şafak’taki yazıları AKP yöneticilerince fetva sayılan İslamcı Prof. Hayrettin Karaman, "Doğrucu Davud olmak" ve "Kötüyü Ayıklamak" başlıklı iki makale yayınladı. Eğer “düşmana” koz verecekse, “ahlak, liyakat, adalet, hakkaniyet… bakımından arızalar, eksikler, çürüklükler” olduğundan şikayet etmenin meşru olmadığını menkıbe ve hadisleri tanık göstererek açıkladı. Karaman, “Doğrucu Davutluk adına düşmana fırsat vermek ve bindiğimiz dalı kesmek de makul ve meşrudur diyemem” dedi.

İşkence haberleri artmaya başladı: Urfa Barosu’nun yayınladığı Halfeti raporunda, gözaltındakilere cinsel işkence uygulandığı yer aldı. Lübnan’dan özel uçakla kaçırılarak Türkiye’ye getirildiğini ve DHKP-C üyeliği suçlamasıyla altı ay gizli bir merkezde işkence gördükten sonra polise teslim edildiğini açıklayan Ayten Öztürk, yaşadıklarını İstanbul 3. ACM’deki duruşmasında anlattı. FETÖ operasyonunda gözaltına alınan Dışişleri Bakanlığı eski personeli hakkında Ankara Barosu’nun hazırladığı raporda, Emniyet Mali Şube’de 5 kişiye işkence yapıldığı yazıldı.

Emniyet, Merve Demirel’i arkasından avuçlayan polis memurunun eylemi için “spontane hareket” dedi ve disiplin cezası vermedi. Olayın fotoğrafları içinse, “Teşkilatı karalama amaçlı” yorumunu yaptı.

***

Ekonomiye geçelim. Aziz Nesin ustamızın çocukken okuduğum Nutuk Makinesi öyküsünde geçen “Rakamların şaşmaz dili”yle verirsek:

Bu yıl beklenen 80,6 milyar liralık açığın yüzde 82'sine 5 ayda ulaşıldı. Geçen yıla göre sanayi üretimi % 4, perakende satış hacmi % 6,9, otomotiv yakıt satışları % 11,6 düştü. İşsizlik 4 puan çoğaldı. İlk çeyrekte ekonomi % 2,6 küçüldüğü halde enflasyon geçen yıla göre % 18,71 arttı. Moody's Türkiye'nin kredi notunu düşürdü.

2018’in ilk 5 ayında 198 milyon lira harcayan Cumhurbaşkanlığı, bu yıl aynı dönemde 1 milyar 490 milyon lira harcama yaptı. Saray harcamaları, Cumhurbaşkanlığının örtülü ödeneği de dahil edildiğinde 2.5 milyar lirayı buldu.

Bu ortamda Rusya’dan satın aldığımız S-400’lerin fiyatının 2,5 milyar dolar olduğu öğrenildi.

Binyamin Netanyahu'nın eşi Sara Netanyahu, Başbakanlık ofisinde aşçı olduğu halde dışarıdan getirttiği yemeklerin bedelini devlet bütçesinden karşıladığı için yolsuzluktan hüküm giydi.

***

Yargı’ya atlayalım. YSK, eşinden boşanınca doktora antidepresan yazdıran 2 çocuk annesi C.Ç’yi “korunmaya ve sürekli bakıma ihtiyaç duyan ya da başkalarının güvenliğini tehlikeye sokan”ların dahil edildiği kısıtlı seçmen listesine ekledi.  

Batman 3. ACM, KHK’yle kapatılmış DİHA'nın Diyarbakır temsilcisi gazeteci Kadri Kaya'ya ölümünden 8 ay sonra 2 yıl 1 ay hapis cezası verdi ve ertelenmesine yer olmadığına hükmetti.

Önceki cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e “fırıldak” diyen vatandaş beraat etti. İBB’de israf konulu bildiriler savcı tarafından “CB Erdoğan’a hakaret” sayıldı. Cumhurbaşkanına hakareti cezalandıran TCK Md. 299’dan açılan dava sayısı, R. T. Erdoğan’ın göreve geldiği 2014’te 132 iken, 2017 itibariyle 6.000’e ulaştı.

Türk Tabipler Birliği (TBB) yöneticilerini 20’şer ay hapse mahkum ettiren “Savaş Bir Halk Sağlığı Sorunudur” ifadesinin ceza gerekçesi açıklandı: “Sanıkların hekim olmaları nedeniyle insan psikolojisinden ve insanın nelerden rahatça etkilenebileceği konusunda fikir sahibi oldukları tartışmasız bir gerçekliktir.” Bunun yanı sıra TTB’nin hendek operasyonuyla ilgili açıklamasına ilişkin olarak, “Devlete karşı silahlı eylemlerin yanlışlığına ya da kınanmasına dair tek kelime edilmediği gibi bunu ima eden cümlelerin de bulunmadığı” ifadesi kullanılarak, yöneticilerin söylemedikleri şeyler mahkumiyet sebebi sayıldı.

Gezi protestolarında polisin gaz kapsülüyle öldürülen Berkin Elvan başvurusunu AYM, "Mağdur statüsüne sahip olabilmeleri için ölüm olayı nedeniyle kaçınılmaz olarak yaşanılan üzüntüye farklı bir boyut ve şekil kazandırılmış olmalıdır" diyerek reddetti.

HDP Diyarbakır il eş başkanları ve yöneticileri, mezarlık ziyaretine “talimatla gittikleri” gerekçesiyle sorguya çağrıldı.

Tecavüze uğrayan öğrencinin avukatı Kemal Ulusoy, “O saatte bara gidip içki içenin başına her şey gelir” diyen soruşturma savcısının değiştirilmesini talep etti.

***

Ve bunları okuduktan sonra tekrar düşünelim: İstanbul seçimlerinin tekrarına 3 gün kala “Yıkılmadık, ayaktayız” mı?

Not:

1) TV tartışmasında İmamoğlu iki şey söyleyerek (en azından bende) hayal kırıklığı yarattı: a) Beylikdüzü belediye tesislerinde içki servisi yaptırmadığını; b) Havuzlarında harem-selamlık uygulattığını. Umarım, bunları söyleyerek AKP-MHP’den oy alacağını düşünmüyordur. Çünkü L. Vuitton çantadan bahsetmiyoruz; ideoloji alanında taklitler orijinali kadar satmaz. Ama şöyle bağlayalım isterseniz: Beni beşer, bazen şaşar. Ayrıca, ayranım bu, yarısı (değil ama bir miktarı) su. Sonuç itibariyle, iki adayın mukayesesi düşünülemez bile.

2) Erdoğan, “İmamoğlu validen özür dilemeden o makama gelemez" dedi. Anlayamadım. Yani İmamoğlu kazanınca İBB’ye kayyım mı atayacak?

Videodan o sözler anlaşılamıyor ama, tut ki valiye hakaret var. Tekrar İBB başkanı seçilirse mazbata “özür dilemedi” diye verilmeyecek mi? Mazbatayı CB Erdoğan mı veriyor YSK mi?   

Ayrıca Erdoğan, ben de dahil Barış Akademisyenleri’ne “alçak”, “zalim”, “cahil”, “tiksinti verici”, “vatan haini”, “lümpen”, “terör örgütünün maşası”, “ahlaksız”, “mandacı artığı”, “ruhu kirlenmiş” diye dünyanın hakaretini etti. Özür filan dilemedi.

Ya Soylu? “Kendisini ilim adamı diye pazarlamış, yazısının her kelimesini alçakça kurgulamış bir uşak Baskın Oran” demiş olan Soylu?

Evlad-ı Türkiyeyik. Ayıptır, günahtır, zulümdür.  

***

3) Bu üçüncü notu, yazıyı yayına yolladıktan sonra ekliyorum.

Yâ Rab! Kişisel beka sorunu politikacılara neler yaptırıyor! Habere bakınız:

“Valimiz [Ordu valisi] feraset sahibi, bana şunu söyledi; 'Başkanım bu seçim arifesinde davayı açarsam, doğru olur mu düşünüyorum' dedi. Ben de kendisine 'Sabırlı ol seçimlerden sonra açarsın' dedim”

Bunu söyleyen kişi, 28 Şubatçı askerler tarafından 1998’de “muhtar bile olamasın” diye mahkum ettirilmiş kişi. Şimdi aynı şeyi o uyguluyor; inanılır gibi değil. Bunu yapması da söylemesi de resmen siyasi intihar.

İflas da demek mümkün.