Tem 07 2018

Seçimlerde nasıl hile yapılır?

“Seçimlerde Nasıl Hile Yapılır?” isimli kitaplarında Nic Cheeseman ve Brian Klass Amerikalı ve Avrupalı liderlerden bir istekte bulunuyor. Hileli seçimleri daha yakından inceleyin ve hileli oyların desteklenmesinin arkasında yatan tehlikeyi fark edin.

Söz konusu kitap sahte seçimlerin ne kadar üzücü biçimde yaygın olduğunu gözler önüne seren kısa fakat eğitici bir okuma kitabı. Birmingham Üniversitesi’nden profesör Cheeseman’a ve London School of Economics öğretim üyesi Klaas’a göre “artık daha fazla seçim yapılıyor ama daha fazlasında da hile yapılıyor”.

Yazarların uyarısına göre “sahte demokratlar” sadece seçimlerde nasıl hile yapacaklarını öğrenmedi, aynı zamanda Batılı gözlemcileri sonuçları kabul etme konusunda kandırmayı da çok iyi öğrendiler ve her seçimde daha güçlü oluyorlar.

Kitapta Ukrayna’da kaybolan oy mürekkepleri veya St. Petersburg’da üç kere oy kullanan biri gibi kesinlikle kabul edilemez hile stratejilerinden, seçmenlere baskı kurmak veya doğrudan hile yapmak gibi taktikler detaylandırılıyor. Son zamanlardaki seçimlerin %23’ünde şiddet, korkutma ve baskı kurma gözlendi ve neredeyse %40’ında seçimler parayla satın alındı. Yazarlara göre seçimlerde hile yapmanın “en akıllıca” yolu erken başlamak, “gözlemciler ortada yokken, yapılanlar politik taktikler yerine yasal veya teknik konular olarak gösterilebilecekken”.

Cheeseman ve Klaas’ın öne sürdüğüne göre Batılı demokrasiler bu seçimlerde yapılanlarla yeterince ilgilenmediler veya bilerek görmezden geldiler. “Seçimlerde belgelenen geniş hile yelpazesine rağmen Batılı gözlemciler seçimlerin sadece yüzde 20’sinde hile şüphesi raporladılar ve sadece yüzde %6’sında yabancı ülkelerden yardım kabul edildi”.

Seçimlerde başarılı biçimde hile yapan dikta rejimlerinin elde ettiği bir çok farklı sonuç var; yeniden enerji bulan iktidar partileri, dağılım eğilimine yönelen muhalefet ve artan yabancı yatırım, finansman ve yardım. Yazarlara göre “kitabın merkezindeki en rahatsız edici gerçeklik şu ki, bu rejimler seçim düzenleyip hile yaptıkları zaman hiç seçim yapmayanlara göre daha uzun ömürlü oluyor”.

Bu argüman biraz fazla kışkırtıcı, eğer sahte demokrasileri daha net biçimde listelemiş olsalardı veya despot rejimlerin devamına destek veren finans kurumları ve Batılı demokrasileri tanımlasalardı anlattıkları biraz daha ikna edici olabilirdi.

Cheeseman ve Klaas hem ABD’yi hem de bazı diğer ülkeleri eleştiriyor. 2013 yılında Azerbaycan’da 2013 yılında yapılan başkanlık seçimlerinde gözlemci olarak görev yapan eski kongre üyesi Michael McMahon’un rolünü anlatıyorlar.

Avrupa Güvenlik ve Kooperasyon Organizasyonu (OSCE) ziyaret ettikleri sandıkların %58’inde ciddi problemler tespit etse de, New York’lu demokrat McMahon seçimlerde hiç sıra olmadığını vurgulayarak ortamın son derece “adil, dürüst ve son derece etkin” olduğunu açıkladı. Cheersman ve Klaas’a göre McMahon’ın yorumlarını “tekil ve kandırılmış bir Batılı yetkili”ye yormak kolay olsa da, Avrupa Parlamentosu’nun gönderdiği bir delege de Azerbaycan seçimlerini “özgür, adil ve şeffaf bir seçim” olarak nitelendirdi. Yazarlara göre Batılı hükümetler adil bir seçimden ziyade “enerji dolu Hazar bölgesine” erişimle ilgileniyordu.

Kitapta yer alan bir diğer seçim örneği olan Türkiye’deki 2017 anayasa referandumu, OSCE tarafından “adil olmayan bir seçim ortamı” olarak tanımlandı ve Avrupa Konseyi raporuna göre 2.5 milyon kadar oy çalınmış ve değiştirilmiş olabilir. Herşeye rağmen Başkan Trump Erdoğan’a telefon ederek kutladı. Chesseman ve Klaas da bu durumu “Dünyanın en güçlü adamından tebrik aldıktan sonra Erdoğan neden OSCE’nin raporlarını önemsesin ki?”