Cengiz Aktar
Mar 26 2018

Seçimsizliği boykot etmek

Günümüz muktedirlerinin yegâne meşruiyet kaynağının seçim olduğunu artık hatmettik. Onların ne semavî ne dünyevî başka bir meşruiyet kaynakları yoktur. Tanrıların yeryüzündeki yansıması değildirler artık, dinî bir sıfatları yoktur; soy soptan gelen bir hanedana da dayandıramazlar iktidarlarını. Kıbleleri sandık, amentüleri azamî katılım ve azamî oydur.

Buraların muktediri Erdoğan’ın da muradı benzerleri Putin, Maduro, Aliyev vs. gibi önündeki seçimlerden muzaffer çıkmaktır. Ve bu amaçla içeride ve dışarıda istisnasız her hukukdışılığı ve her savaşı göze almaktır.

Erdoğan’ı diğerlerine oranla nisbeten kırılgan kılan “bonus” yıllardır inşa ettiği “Yeni Türkiye’dir. Bu oluşum adına içeride ve dışarıda sayısız hukukdışı ve usulsüz icraat yapıldı. Bunlar Türkiye’deki seçimlere başka bir anlam atfediyor: Hiçbir durumda hiçbir seçimi kaybetmeme koşulu!

Ocak ayında “Yine seçimden medet ummak” başlıklı bir Ahval yazısında şunu öne sürmüştüm:

“AKP seçimle geldi, rejim seçimle gitmeyecek. Giderse başta muktedir olmak üzere tüm yetkililer Yüce Divanlık olur, bu kadar net. Üstelik Suriye içsavaşındaki rolleri nedeniyle Uluslararası Ceza Mahkemesi yargısı her zaman diri bir ihtimal olarak tepelerinde duracaktır.”

Böylesi bir ortamda seçimi kesinkes kazanmak amacıyla yapılan hazırlıkları bir kez daha hatırlayalım:
 

  • Seçim tamamen rejimin kontrolünde olan YSK tasarrufunda olacak;
    Seçim Kanunu’nda yapılacak ameliyatla seçim bölgeleri muktedirin lehine değişecek;
     

  • Siyasî Partiler Kanunu’nda yapılan ameliyatla partilerin denetimi rejimin kontrolündeki YSK’ya geçecek; bu, partilerin tepesinde Demokles’in kılıcı demek;
     

  • Sandık güvenliği, yapılan birçok ameliyatla muhalefet için sandık güvensizliği hâline dönüştürüldü;
     

  • 55 milyon seçmene 500 milyon zarf her türlü hileye cevaz verecek;
     

  • Mühürsüz oylar da sayılacak;
     

  • Seçimler büyük olasılıkla OHAL ortamında cereyan edecek;
    %10’luk baraj kalacak;
     

  • Seçim kampanyasında bütün basın organları son seçimlerde olduğu gibi rejim lehine işleyecek;
     

  • Doğan grubunun satılmasıyla orada kalmış olan tek tük çatlak ses de susturulacak, medyanın neredeyse tamamı rejime çalışacak;
     

  • İnaye, ihale, fetva, savaş, hamaset, hakaret, dünyaya verilen ayarlar, her şey seçime odaklı olmaya devam edecek;
     

  • İttifak Kanunu ile MHP oyları tahkim edilecek;
     

  • HDP’nin seçime girmemesi için her yol denenecek;
     

Türkiye’de hiçbir zaman tam adil ve tam özgür seçim yapılmadı. Ancak seçimlerin kat’iyen adil ve özgür olmadığı 16 Nisan 2017 referandumu sonrasında uluslararası zeminde, AGİT’te kayda geçti. Bunun şimdi değişmesi için hiçbir neden yok.

Yine de bütün bu önlem ve hesaplar yetersiz kalırsa daha önceki seçimlerde alenen yapıldığı gibi yaygın hileye, o da yetmedi rejimin gayriresmî kolluk kuvvetlerine başvurulabilir. Tepeden tırnağa silahlı bir halkın kurşun kotasının artırılması hayra alamet değil. İstihbaratı güvenilir olan İyi Parti devamlı bu konuyu işliyor.

Bütün bu organize işlere rağmen yine de seçimlerin kaybedilmesi hissiyatı oluşursa rejim darbe, terör saldırısı, savaş vs. bir bahane üreterek bunları yaptırmaz ve memleketi hâlihazırda olduğu gibi yönetmeye devam eder.

Hâsıl-ı kelâm bu bir seçim değil, seçim gibi görünen seçimsizliktir.

Türkiye’de temsilî demokrasinin fiiliyatta işleyişi hep güdük kaldı. Milletvekili seçimleri çokpartili sisteme geçildiğinden beri temsiliyet ve vekâlet ilkelerinin çok ilkel uygulamalarıyla maluldür.

Had safhada merkeziyetçi zihniyet ve idarî yapının belirlediği siyaset, Seçim Kanunu ile Siyasî Partiler Kanunu’nun da marifetiyle yerel temsiliyeti ezer.

Milletvekili seçimlerinde oyunuzu, yaşadığınız kentin vekil adayına değil ulusal bir partiye verirsiniz, adayın adı ve yüzü yoktur. Adayın da yerelde umumiyetle bir ağırlığı yoktur, genel merkez tarafından atanır.

Bugün bu sakat seçim sistemi bile mumla aranır hâle geldi.

Türkiye 2010 referandumundan sonra, ama alenen 2013’ten itibaren hukuk devleti vasıflarını kaybetmeye başladı. Cumhuriyet, 16 Nisan 2017’de bu hayatî özelliğini hepten yitirdi. Şimdilerde duyduğunuz “hukuk devleti bitti” nidalarına kulak asmayın, o maç çoktan bitti, uzatmalardayız.

Yukarıda tarif edilen seçim sistemi bu hukukdışılığın bir ürünü olduğu kadar payandası da. Muktedir, seçim sistemini tamamen hukukdışı yöntemlerle yeniden dizayn etti. Total iktidarını da yeniden dizayn edilen sistem sayesinde, önündeki üç seçimle kuracak.

Bu dayatmalarla seçime girerek baş edilemez; bunlar seçimsizlik boykot ederek reddedilir.

Kimse çıkıp seçimlerdeki muhalefet adaylarından siyasî alternatif olarak bahsetmesin. HDP ve bir avuç aklı başında CHP’li dışında bunların hiçbiri Türkiye’nin dertlerine deva olamaz.

Böyle kurgulanmış bir seçimi boykot etmenin amacı katılım oranının düşük çıkmasını sağlayarak muktedirin gücü ve meşruiyetini yıpratmak değildir. Böyle bir amacın hiçbir yerde beklenen sonucu vermediği, hiçbir muktedirin seçim boykotundan yıpranmadığı üzerine gereken yazılar yazıldı.

Boykotun amacı tamamen kurmaca seçim sisteminin, yani seçimsizliğin reddiyesidir.

Boykotun amacı muktedirin zihniyet ve icraatında, yegâne seçimin “kendisinin ve tayin ettiklerinin seçileceği seçim” dayatmasının reddiyesidir.

Tüm sivil itaatsizlik eylemlerinde olduğu gibi muktedirce kurulan hileli ve sonucu belli oyunu oynamayı reddetmektir.

Cumhurbaşkanlığı Sistemi denen hukukî ucubenin seçimini, tamamen işlevsizleştirilmiş yasamanın seçimini ve merkezin tam vesayeti altına alınan yerel yönetimin seçimini reddetmektir.

Boykot tartışması temsilî demokrasi sisteminin içinde değil, temsilî demokrasi iğdiş edildiği ölçüde, o sistemin dışında cereyan etmesi gereken bir tartışmadır.

Ve eğer boykot, içi boşaltılmış ve sadece rejimin meşruiyet kaynağı hâline getirilmiş “seçime” karşı güçlü bir ses olursa bu, tam biat etmiş medyanın boykotu ile birlikte, geniş çaplı sivil itaatsizliğin milâdı olabilir…