Tem 01 2018

Yılmaz Esmer: Soğan 5 lira bile olsa seçmen oyunu değiştirmez

Türkiye 24 Haziran seçimlerini geride bıraktı. Seçim sonuçlarıyla ilgili tartışmalar ise sürüyor. Tartışmaların odağında ise Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve MHP'nin aldığı yüksek oylar yer alıyor.

Siyaset bilimci Prof. Yılmaz Esmer seçim sonuçlarını değerlendirdi. Habertürk'ten Kübra Par'a konuşan Esmer, Türkiye’de seçimin kimlikler üzerinden olduğunu belirtti.

Esmer, "Soğan 5 lira olsa da oylar değişmez, vaatlerin de etkisi yok. Erdoğan’ın seçmenle duygusal bağı” diyor.

Erdoğan’ın seçim başarısının arkasında seçmenle kurduğu duygusal bağ olduğunu da ifade eden Esmer, "Bunu çok çok başarılı bir şekilde yapıyor. Ecevit’i dışarıda tutarsak, CHP liderleri kitlelerle bir türlü duygusal bağ kuramadı" şeklinde konuştu.

Seçim sonuçlarıyla ilgili sosyolojik açıdan yaptığı değerlendirmede Esmer, şunları söylüyor:

"Bu seçim, Türkiye sosyolojisinde fazla bir değişiklik olmadığını gösteriyor. 7 Haziran seçimlerinden sonra 1 Kasım’da biraz iniş-çıkışlar oldu. Ama bu seçimde de hemen hemen aynı sonucu aldık. Türkiye’de artık seçimler çok büyük ölçüde kimlikler üzerinden yapılıyor. Aslında biz seçim yapmaktan ziyade, “Hangi kimlikte kaç kişi var?” diye sayım yapıyoruz. Kimlikler üzerinden oy verildiği zaman, o kemikleşmiş oylar, “Falanca şunu söyledi, filanca emeklilere şu kadar ilave vereceğini söyledi” diyerek değişmiyor. Bu kimlikler öyle akşamdan sabaha terk edilmiyor. Ekonomi nasıl giderse gitsin, enflasyon ne durumda olursa olsun, soğan-patates fiyatları nereye giderse gitsin; o katılaşmış, kemikleşmiş kimlikler değişmiyor. Soğan 3 lira değil de 5 lira olsa bile seçmen oyunu değiştirmez."

Esmer, Türkiye’deki seçimlerin sonucunu ekonomik durum ve partilerin seçmenlere vaatlerin değil, kimlikler ve ideolojilerin belirlediğini belirterek, "Etrafınızda, emekli olup da “Bayramdan önce emeklilere bin lira ikramiye varmış” diye oyunu değiştiren bir tek kişi tanıyorsanız bana söyleyin! Bir partinin ekonomi programını vatandaşların alıp okuduğu herhangi bir ülke bilmiyorum. En ileri ülkelerde bile bu yok. Türkiye’ye 5 tane Nobel Ödüllü ekonomist getirin, dünyanın gördüğü göreceği en müthiş ekonomi programını yazsınlar, oyları 1 puan oynatırlarsa gelin bana söyleyin" diyor.

Esmer, Erdoğan'ın tüm seçimlerden zaferle ayrılmasını ise ciddi bir şekilde Erdoğan'ın kişiliğine hayran olunmasına bağlıyor:

"Zaten oy vermede de herhangi bir kararda da duygusal faktörler en önde gelir. Bu konuşmamız sırasında benden nefret ettiyseniz, ben ne söylersem söyleyeyim, bir daha benimle röportaj yapmaya gelmezsiniz. Önce o duygusal bağın kurulması lazım. Seçmen davranışı da buna benzer bir şeydir."

Esmer, aynı duygusal bağın CHP ve seçmen arasında kurulamadığını, "Ecevit’i dışarıda tutarsak, CHP liderleri kitlelerle bir türlü duygusal bağ kuramadı" sözleriyle dile getiriyor. Esmer, "Erdoğan’ın seçmeniyle kurduğu duygusal bağın arkasında kimlik ortaklığı mı, ideoloji ve din mi, yoksa lider karizması mı var? şeklindeki soruya ise, "saydıklarınızın hepsi var. 2001’de Tayyip Erdoğan, Abdullah Gül, Abdüllatif Şener ve Bülent Arınç, Erbakan’dan ayrılıp partilerini kuracaklardı. Henüz partinin adı bile yokken, o sırada yaptığımız bir araştırmada, “Seçim olsa hangi partiye oy verirsiniz?” diye sorduk. Birinci sırada, “Tayyip Erdoğan’ın partisi” cevabı vardı" yanıtını veriyor.

Seçim sonuçları sonrasında yapılan analizlerden biri de 'Erdoğan'ın alternatifi yok' tezi. Esmer, bu konudaki düşüncelerini ise "Alternatif, eğer siz görmek isterseniz olur. Görmek istemediğiniz yerde alternatif olmaz. “Başka kime âşık olsaydım” demezsiniz, çünkü birisine fena halde âşıksınızdır. Eğer etrafa bakıyorsanız başkaları da bulunur" şeklinde dile getiriyor. Esmer'e göre seçmenin alternatif arayışı yok. 

Prof. Esmer, CHP'nin Cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce'nin ise seçmenle iyi bir bağ kurduğunu ifade ediyor:

"Ne yaparsanız yapın, öteki kimliklerdeki kısıtları da tamamen silemezsiniz. Ama Muharrem İnce seçmenle olan bu bağı beklenenin ötesinde kurdu. Bu yüzde 50 alması için asla yeterli olamazdı, kim çıkarsa çıksın olamazdı. Olmaz, 49 günde her şeyi değiştiremezsiniz."

Esmer, CHP'nin oy oranının yüzde 25'ten yüzde 22'ye düşmesini 'büyük başarısızlık' olarak niteliyor:

"CHP’nin üzerinde durduğu konulara, nereden nereye geldiğine bakın; gazeteciler, insan hakları, Avrupa Birliği, ekonomi gibi eleştiri konusu yaptığı her şeyi alın. Buna rağmen oy kaybediliyorsa ciddi bir sorun vardır. Demek ki seçmen kitlesiyle kâfi bağ kuramıyor. CHP asla yüzde 35 olmazdı ama oy kaybetmesi için de hiçbir neden yoktu."

Seçimlerden önce ise MHP'nin yüzde 10'u aşmasını beklemediğini söyleyen Esmer, "Seçimden önce öğretim üyesi ve asistan arkadaşlarla tahminlerimizi yazarken MHP’ye yüzde 6 verdim. Kimse tahmin etmedi. Orada da bizi kamuoyu araştırma şirketleri çok yanılttı. İYİ Parti de hiç fena oy almadı. Kusura bakmayın ama bu seçimde medyanın etkisizliğini gördük. 2001’de ve 2002’de de bunu görmüştük. O zamanlar medyaya göre AKP diye bir parti yoktu ama baktılar ki seçimleri kazandılar. Bu seçimde de medyada hiç olmayan partiler bile barajı geçtiler. Demek ki medyanın etkisini o kadar da büyütmemek lazım" diyor.

Seçim öncesi büyük bir hava yakalamasına rağmen tahmin edilen veya arzulanan başarıyı gösteremeyen partilerden biri ise Saadet Partisi. Oylarını artıracağı bekleniyordu. "Seküler-sol kesimle ittifak yapmak Saadet Partisi’ne “yaramadı”, oyunu artıramadı diyebilir miyiz?" sorusuna Esmer, şu yanıtı veriyor:

"Yapmasaydı da yaramayacaktı. Çünkü Saadet Partisi’nin seçmeni AKP’nin içinde. Dünyanın en zor işi, “Ben yanılmışım, inandıklarım yanlışmış” diye itiraf edebilmektir. Bunu kendimizden de, seçmenden de kolay kolay bekleyemeyiz. “Elimi kesselerdi de ona oy vermeseydim” diyenlere bakmayın, bir dahaki seçimde gene verirler."