YSK’ya teklifim var…

Yüksek Seçim Kurulu (YSK) üyeleri önlerine seçimi yenileme beklentisiyle getirilen itirazları görüşmeye değer buldukları için görüşüyorlardır; herhalde görüşmeye değer olmadığına inansalar gündemlerine bile almazlardı.

Üyelerin hemen hepsi son birkaç seçimde yine aynı görevdeydiler ve şimdi önlerine getirilen itirazların benzerlerini daha önce ‘görüşmeye değmez’ olarak değerlendirmişlerdi.

YSK kendi kurallarını kendisi koyabilen ve döneme göre gerektiğinde içtihat da değiştirebilen bir kurum.

Verdiği kararların herhangi bir temyiz mercii de yok. Kararları kesin.

Her seçimde çöp kutularında oy pusulaları bulunur, tutanaklarda oyların bir partiden diğerine oy kaydırıldığı türü itirazlar taraflarca yapılır ve hemen hiçbir itiraz İstanbul gibi bir ilin seçiminin yenilenmesi sonucunu getirmez.

İtirazlar ne kadar ciddi ve ele alınmayı hak ediyor olursa olsun…

İtirazlar gerçekten ciddi mi?

1950’lerden beri -çocukluk günlerimde bile- seçimlerle ilgilenmişimdir; şimdiye kadar itiraz edilmemiş tek bir seçim hatırlamıyorum. Aklımda geçmişte İstanbul’da seçimin yenilendiğine dair hiçbir izlenim yok.

Genellikle itirazı muhalefet partileri yapar, çoğu kez beşeri hatalarla ilgilidir itirazlar; küçük yerleşim birimlerinde birkaç oy farkla elde edilmiş kazanımların sayımda hata yapıldığı için bazen yer değiştirdiği olur, ama işte o kadar…

Bugüne kadar 1950 sonrasında seçimlerine kuşku ile yaklaşılmamış olmakla övünen bir ülkeydik. Bizde son 70 yılda seçimler üzerine şaibe gölgesi hiç düşmemiştir.

Şimdi ise, YSK, İstanbul seçiminin yenilenmesiyle sonuçlanabilecek itirazları ciddi ciddi inceleme ihtiyacı duyuyor. İtirazı yapan iktidar partisi ve itirazın konuları seçim güvenliğiyle ilgili.

Yani, hükümetin yönetimindeki bürokrasiden kaynaklanan yanlışlıklar…

İlk verilere göre, seçimi kazanan, muhalefet partisinin adayı; itiraz edilen konular muhalefetin kotaracağı türden usulsüzlükler değil, buna karşılık sonunda seçimin yenilenmesi kararı alınacaksa, bundan zarar görecek olan muhalefet partisi ve adayı…

Sandık müşahitlerinin kamu kurumlarından insanların gözetimine verilmesini sağlamakla görevli olanlar bir hata yapmışlarsa, hadi diyelim böyle bir durum varsa, bu hatanın ceremesini muhalefete -ve tabii seçmene de- yüklemenin bir mantığı olabilir mi?

Tuhaf değil mi sizce?

Karara varmanın neredeyse bir ayı bulması da dikkate alınmalı.

İşlerini ciddiye alan ve önlerine getirilen itirazları titizlikle değerlendiren bir kurula sahip olduğumuz için herhalde sevinmeliyiz. Ancak bu sürecin bir aya uzanması günümüzün teknolojik şartlarında biraz garip kaçıyor.

Daha da önemlisi, her geçen gün, Türkiye’de seçimlerin sağlıklı yapıldığı ve hiçbir zaman güvenliğinin tartışılmadığı iftiharını boşa çıkartıyor.

YSK’nın baskı altında bulunduğu ve vereceği kararın baskı sonucu olacağı yolunda iddiaları seslendirenler bu arada çıkabiliyor. Ben daha ilk günden itibaren, içinde yer aldıkları yargı kurumlarının en güvenilir unsurları oldukları için özel olarak YSK’ya yönlendirilmiş kıdemli hukukçulara güvenilmesi gerektiği görüşünü ifade ettim.

O görüşüm aradan geçen bir aya yakın süre içerisinde değişmiş değil. Çıkacak sonucun kurul üyelerinin vicdani kanaatlerini yansıtacağını, hukuk dışına çıkılmayacağını düşünmeye devam ediyorum.

Ancak etraftan gelen eleştiriler de dikkate alınmalı.

Şeffaflık YSK’ya da yansımalı

Dönem ‘şeffaflık’ dönemi. Baksanıza, Ankara ve İstanbul’da göreve başlayan yeni seçilmiş belediye başkanları belediye meclisi çalışmalarını kamuoyuna açık hale getirdiler; canlı yayınlanıyor görüşmeler ve isteyen TV kanalları da çekim yapabiliyor.

Acaba YSK da döneme uysa ve konuları tartıştıkları oturumlarını canlı yayınla izletse güzel olmaz mı?

Kapalı kapılar ardında yapılan görüşmelerle herkese açık oturumlar arasındaki en önemli fark, ikincide her şeyin şeffaf hale gelmesidir. Özellikle sürecin uzaması böyle bir teklifin yapılmasını zorunlu hale getiriyor.

YSK itirazlarla ilgili oturumlarını şeffaflık uygulaması gereği halkın gözetimine pekala açabilir.

Sonuçta şeffaf bir biçimde yürüttükleri tartışmalar sonucunda verecekleri kararla, sağdan-soldan gelen eleştirilerin kirletmeye başladığı ortamın etkisi azalır, hatta ortadan kalkar.

Türkiye’nin şaibesiz seçim geçmişine böylece yeni ve çok güçlü bir kanıt daha eklenmiş olur.

İlk oturumlarında YSK üyeleri bu konuyu kendi aralarında görüşseler iyi olacak.


Bu yazı Fehmi Koru'nun kişisel blogundan alınmıştır.