Haz 28 2018

Kibrin esiri olan ‘size müstehak’çılar ve yenilginin nedeni…

24 Haziran seçimleri Türkiye için yeni bir dönemin başladığı tarih olarak kayda geçerken seçimin kazananları deyince hiç süphesiz iki parti öne çıkıyor. Cumhur İttifakı’nın ortakları AKP ve MHP...

Bu iki parti arasında hangisi daha çok konuşuluyor sorusuna cevap arandığında ise MHP bir adım önde gözüküyor. Sebebi ise çok açık; tüm kamuoyu araştırmalarının yüzde 5-6 oranında bir oy alacağını tahmin etmesine rağmen yüzde 11,1’le sürpriz yapmış olması.

Hakkı Özdal, Gazete Duvar’da son durum analizi yaparken seçim sonrası hangi seçmen kanadının, ne yönde tepki verdiğini sıralıyor. İktidar cephesinde ‘nasıl koyduk’çu bir zümrenin yine zafer kazanmış bir edayla önceki seçim sonuçlarının ardından sergilediği benzer tavrı sürdürdüğünü dile getiren Özdal, muhalefet cephesinde yaygın kanaatin, bu ‘nasıl koyduk’çu kitleye olan bakış açısında gizli olduğunu aktarıyor ve şu örnekle açıyor izlenimlerini:

“Muhalefeti destekleyen yurttaşların bir bölümünde yüksek beklentilerin yol açtığı yüksek hayal kırıklığı ve “iktidara onay verdiği” gerekçesiyle topluma dönük büyük bir öfke görülüyor. Hayal kırıklığı oldukça anlaşılır ve üstesinden gelinebilir bir duygu. Ancak, özellikle de iktidara destek veren yoksullara yönelen öfkeyi hem doğuran hem de o öfkenin ifade edilişini belirleyen orta sınıf kibri; aslında mücadele ettiğini söylediği bir iktidar fraksiyonu tarafından ters yüz edilmiş, çarpık bir ‘değerler’ dünyasından konuşuyor. Bir tanesi şöyle yazabiliyor örneğin: ‘Nasıl koyduk diyen adam adliyede taşeronda temizlik işçisi. Sigortası yok. Karısı hamile. Maaşı 1000 TL. Koyulan adam yani ben Avukatım. Gelirim ayda 30.000 TL’nin üzerinde. Ve o işçi sigortalı işi olsun 2.200 TL maaş alsın, çocuğu üşümesin diye sabaha kadar sandık başında bekledim.’”

Özdal, muhalefetteki bu seçmen profilini kibrine esir olmuş ‘size müstehakçı’lar olarak tanımlıyor ve ekliyor:

“Eğitimli, ‘zeki’, yüksek gelirli bir ‘aydın birey’, tamamen ‘iyi niyeti’nden ve ‘yüksek erdemleri’nden gelen bir fedakarlıkla, ‘zavallı işçi’ye demokrasi ve refah sunmak istemekte, bu uğurda sabaha dek sandık başında beklemekte; ama heyhat, o ‘cahil işçi’ (ve onun nezdinde milyonlarca başkası) bu yüce gönüllülüğe sırt çevirmektedir! O halde, aslında kendisi için bir şey istemeyen, zavallı proletaryanın kurtuluşu için sandık bekleyen bu erdemli kişi artık çabalamayı bırakacaktır. Bu kalın kafalı cahil kitleye de çektiği acılar, uğradığı sömürü ve esir alınmış siyasal bilincinin ürettiği sonuçlar müstahaktır! Bu zihniyetteki tepkiler tekil ya da ihmal edilebilir düzeyde münferit olsaydı üzerinde bu kadar durmaya değmezdi. Ancak pazar gecesinden başlayarak, doktor, avukat vs. o kadar çok orta sınıf mensubundan bu yönde beyanlar geldi ve bunlar o kadar çok kişi tarafından benimsendi ki –bu kibirli ve sorumluluk almaktan kaçan tavrı, içinden doğduğu ‘yenilgi’nin ortaya çıkışındaki fonksiyonuyla da birlikte görmek kaçınılmaz hale geliyor. Hiçbir zaman kendisine ait olmayan ve bundan sonra da olmayacak olan bir devleti, cahil yığınların lehine düzeltmek isterken yorgun düşen bu ‘iyi insan’larda; ‘erdem’ gibi görünen şeyin, bir çırpıda acımasız bir bencilliğe dönüşmesi sadece bir ‘sonuç’ değil; varsayılan yenilgi açısından bir ‘neden’dir de aynı zamanda… Nitekim orada erdem ile bencillik aslında baştan beri aynı şeydir ve toplumsal devinimin üzerine düşürdüğü ışık ve gölgelerle, önce biri sonra diğeri olarak yansımaktadır. Adliye ya da hastanede taşeron çalışan işçinin artık bir devlet partisine dönüşmüş egemen sınıf fraksiyonuna karşı çaresizliği, sadece iktidarın değişmesi gerekliliğini değil; onun yerine kendi sözde ‘kurtarıcılığını’ geçirmeye çalışan, oysa gerçekte kültürel ve ideolojik olarak iktidar imtiyazlılarınınkiyle kardeş olan bir başka sınıfsal kibrin esiri olan ‘muhalefet’ unsurlarının ve argümanlarının da değişmesi gerekliliğini göstermiyor mu?”

Hakkı Özdal, yazısının son satırlarında ise MHP’deki oy artışı ve AKP’deki beklentisiz seçmeni irdeliyor.

AKP’den MHP’ye doğru bir oy geçişi olduğunu söyleyen Özdal, bu geçiş için ekonomik ve toplumsal zeminlerine ilişkin de anlamlı sonuçlar ürettiği yorumunu yapıyor. 

“Tüm Karadeniz, İç Ege, Orta ve Doğu Anadolu’nun kent, kasaba ve köylerinde, çoğunlukla küçük üretici, küçük esnaf, mevsimlik işçi, işsiz ve memurlardan oluşan nüfus, Erdoğan’a sadakatini korumakla birlikte, AKP politikalarının ekonomik sonuçlarından gördüğü zarara tepki vermiş gibi görünüyor” diyen Özdal, “Ayrıca işçi yoğunluklu kentlerde de AKP keskin şekilde oy kaybediyor: İktidar partisinin oyları İstanbul’da yüzde 6, Bursa ve Kocaeli’nde yüzde 8’den fazla düşüyor. Ama buralarda MHP de güçlenemiyor; İYİ Parti karşısındaki kayıplarını AKP’den gelen oylarla ancak dengeleyebiliyor” görüşünü dile getiriyor. 

Özdal’a göre kırdan kente geldikçe AKP’den kaçışların ‘ittifak içinde’ kalması zorlaşıyor. İşte bu noktada ‘size müstahak’çı zümrenin kibirden tamamen arınması gerektiğinin altını çiziyor.

Marx’ın, en karanlık dönemlerde bile tarihin akışının durmaksızın ilerlediğini vurgulamak için kullandığı ‘köstebek gibi çalışmak’ metaforuna gönderme yapan yazar, bir muhalefet için bunun büyük imkanlar olduğunu söylüyor.