Türk-İslam’ından Türk selefiliğine

1990’lı yılların sonuna kadar Türkiye üzerine literatürde mutlaka karşımıza çıkan kavramlardan birisi de Türk-İslam’ıydı.

Bu kavram, dinin Türkler arasında daha mutedil – örneğin kadın ve erkek ilişkileri gibi konularda ‘liberal’ yorumlanması gibi – yaşandığını söylüyordu.

Daha geniş olarak ise Türk-İslam’ı ile elbette Ortadoğu için, İran ve Arap İslamları olarak isimlendirilen diğer iki büyük yorumdan da ayrışmayı kastediliyordu.

2000’lerin başından itibaren örgütlü İslami hareketin Türkiye’de etkisini artırması ve daha sonra ülkeyi domine etmesi ile ilginç biçimde Türk-İslam’ı unutuldu.

Bu kavramın örgütlü İslami hareketin (cemaatleri, tarikatları ve AKP dâhil İslamcı partilerin hepsini kastediyorum) etkisini artırması buharlaşıp yok olması elbette tesadüf değildir.

İslami hareket –radikal İslami gruplar gibi şiddete bulaşmamakla birlikte – özünde esasen selefi bir DNA barındırmaktaydı. Kemalist rejimin baskısı yüzünden ‘gizlenen’ bu selefi öz, 2000’lerden sonra kendini gün yüzüne çıkardı.

Selefi DNA ile şunu kastediyorum: Türkiye’deki örgütlü İslami hareketlerin müzik, kadın erkek ilişkileri, kıyafet gibi konularda dini yorumlama biçimleri geleneksel Anadolu ahalisine göre daha tutucudur.

Hâl böyle olunca son 20 yılda örgütlü İslami hareket, Türkiye’de dinin yorumunu şöyle yahut böyle ama bir biçimde selefi tarafa doğru taşımayı başardı.

İslami hareketin selefi unsurları güçlendirmesi aslında kendi içlerindeki zıt sosyolojik dinamiklerle de ilgilidir. Şöyle ki pek çok insan AKP gibi İslamcı partilere yahut Gülen Cemaati gibi yapılara “İslami tıkanmayı yeni ve modern düşünceler geliştirerek aşabilirler” beklentisi ile girmiştir. Ne var ki, bu gibi yapılar içlerindeki selefi ve tutucu grupların etkisine girmiştir.

Başka türlü ifade edersek “İslami düşünceyi yenilemek” vaadiyle insanları toplayan bu yapılar, filmin sonunda selefi bir din yorumu ve pratiği vaz eden noktaya gelmişlerdir.

Dolayısı ile ne AKP ne de Gülen Cemaati örneğinde İslam düşüncesinin asırlık tıkanmasına çare olacak etkili bir yenileşme veya yeni düşünce sistematik olarak üretildi. Aksine hem AKP hem Gülen Cemaati selefi Sünniliğin iki parolası olan “itaat” ve “ibadet” ekseninde grup ideolojilerini daha da yoğunlaştırmaya devam ediyor.

Bu durum sadece bu iki yapıya has değil: Menzil Cemaati’nden Erenköy Cemaati’ne oradan Işıkçılar Cemaati’ne aynı selefi mantığın, İslami hareketin ana bakış açısını belirlediğini tespit etmek mümkün.

Örgütlü İslami hareketlerin selefi bir çekirdeğe sahip olmasının pek çok nedeni var. Bunlardan birisi Türkiye’yi etkileyen dini grupların çoğunun kökeni yahut kökeninde rol oynamış kişilerin büyük bir kısmı dinin daha yerel yorumlandığı doğu vilayetlerinden çıkmış olmasıdır.

Geç 19. Yüzyıl ve erken 20. Yüzyıl için konuşursak, sonradan İstanbul’a gelmeleri dışında, Türkiye’de İslami hareketin kurucularının neredeyse hiç biri Osmanlı yüksek şehirli İslam’ının içinden çıkmamıştır.

Doğu’dan gelen Said Nursi gibi kurucu aktörler, öte yandan taşıdıkları Eşari teolojiyi Batı’da normal şartlarda Maturidi bir ortamda sosyalleşecek kişilere de ulaştırmışlardır. Bugün Risale-i Nur okuyan pek çok Batılı-şehirli aile çocuğu farkında olmadan İslam düşüncesinin en önemli konuları olan nedensellik, bilgi teorisi, irade gibi konularda kaderci Eşari inancı benimsemektedir.

Burada önemli bir diğer nokta da Arap İslamcılığının etkisidir. 1980’lerden sonra İslami hareket, İslamileşmeyi Arap motifleri ile birlikte tanımladı. İnsanlar çocuklarına Ubade, Sa’d, Talha gibi isimler koymaya başladılar. İdeal bir toplumda erkeklerin sarık cübbe giymesi gerektiği kabul edildi.

Örneğin İslami hareket Tunç, Kaya, Toprak gibi isimleri her zaman küçümsedi. Hâlbuki çocuklarına hararetle takılması tavsiye edilen Osman isminin anlamı yılan yavrusu, Ebu Bekir ismindeki Bekir’in anlamı deve yavrusudur. Bugün bir baba oğluna “Yılancık” ismi taksa şehrin müftüsü sinir krizi geçirir. Arap kültürünün şekilsel yapısının bizatihi daha iyi dindarlaşmak olarak tanımlanması Türkiye’de selefiliği de güçlendirdi.

Örgütlü İslami hareketin selefi ajandasının bir nedeni de taktiksel ihtiyaçtır. Türlü sorunlarla karşılaşan İslami yapılar, AKP dahil, tabanlarına daha çok dindarlık pompalayarak konsolidasyon sağlamaktadırlar. Bu selefi dini yorumun tamamen pragmatik nedenlerle boca edilmesidir.

Ancak taktiksel nedenlerle yapılan bu yorum, aşırı bir duygusal ve züht ilişkisi gerektirdiği için daha dönüştürücü ve daha kalıcı oluyor.

Nitekim Türkiye’de özellikle son beş yıldır örgütlü İslami hareketin “pompaladığı” selefi İslam’ın temel nedeni kitle konsolidasyonudur. Bütün sorunlara rağmen AKP ve Gülen Cemaati gibi yapılarda kalan sadık kitleler ise önlerine konulan “daha çok dindarlaşın” reçetesini ise bir inanç şartı olarak görüp kabul ediyorlar.

Bu tür selefileşmek bir tür taktik olduğu için aslında hem AKP hem diğer cemaatler ve tarikatlar örneğinde esasen tuhaf ikili yapılar doğuruyor. Örneğin, AKP’nin yahut Gülen Cemaati’nin (yahut Işıkçılar Cemaati gibi başka yapıların) önde gelen kişilerinin yetişkin kız çocukları üzerine bir sondaj yapılırsa (baş örtmek, dans etmek, piyano çalmak, müzik dinlemek gibi tercihler açısından) karşımıza şaşırtıcı sonuçlar çıkacağına emin olabiliriz.

Tabanlarını peşlerinden sürüklemek için selefi din yorumunu “pazarlayanlar” öte yandan çocuklarına modern ve Batılı bir kariyer kazandırmak için her türlü fedakârlığı yapıyor.


© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.

 

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.