Medyayla ilgili bir raporda fişleme iddiası... Rapora göz gezdirdim, önemli bir noktanın ıskalandığını gördüm…

Aynı gün -bu bugün oluyor- iki farklı gazetede (Türkiye ve Karar’da), zaman zaman medya konularına da değinen iki yazar (Fatih Selek ve Yıldıray Oğur) aynı konuya eğilen yazılarla okur karşısına çıkınca, merakımın uyanmasına kimsenin şaşırmaması gerekiyor.

Konu, Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı‘nın (SETA) üç araştırmacısının (İsmail ÇağlarKevser Hülya AkdemirSeca Toker) imzalarını taşıyan yeni bir ‘rapor’. Raporun adı: ‘Uluslararası Medya Kuruluşlarının Türkiye Uzantıları’

Hayli ayrıntılı raporda BBC Türkçe, Deutsche Welle TürkçeIndependent TürkçeEuronews TürkiyeVoice of America (Amerika’nın Sesi) ve CRI Türk (Çin Uluslararası Radyosu) ile bu kuruluşlarda çalışan gazeteciler ele alınıyor.

Tabii derhal SETA’nın internet sitesine girip 202 sayfalık raporu e-kütüphaneme indirdim. [Siz de şu linkten indirebilirsiniz.]

Öyle anlaşılıyor ki, rapor benden çok önce, içinde isimleriyle yer alan gazeteciler tarafından keşfedilmiş ve tepkilerine de yol açmış. Hatta, SETA, tepkiler üzerine bir açıklama yapmak zorunda da kalmış…

Tepkilerin sebebi, ülkemiz okur kitlesine hitap eden yabancı kuruluşların yayınlarının bir hafiye merakı ile didik didik edilmesi ve o kuruluşlarda çalışan gazetecilerin kendi ülkeleri aleyhine çalışan bir tür ‘ajan’ gibi sunulması…

Genel hatlarıyla raporu beğenen ve yazısının bir yerinde “Bazı yerleşik yabancıların ‘vazifeli’ olduğu artık şüphe götürmez bir gerçek“ hüküm cümlesine de yer veren Türkiye gazetesi yazarı Fatih Selek rapordan şöyle söz ediyor:

(..) araştırma bir istihbarat raporu havasında kaleme alınmış. / Söz konusu medya organlarında çalışan Türk muhabirlerin öz geçmişleri yazılmış ve ‘muhaliflik cürümleri’ aktarılmış. / Raporda isimleri yer alanlar ‘fişlendik’ diye ortalığı ayağa kaldırdı. / Medyanın analiz edildiği bir metinde gazeteci olarak ismim benzer şekilde geçse herhâlde çok bozulur, öfkelenirdim. / Tarz ve üslûp doğru değil.

Yıldıray Oğur araştırmacı titizliğini rapora yönelik bugünkü yazısında da korumuş. Ayrıntılı alıntılara yer verdiği yazısı raporun ‘fişleme’ olduğu noktasında düğümleniyor.

Fişlemelerin tarihi eskidir

Akif Beki’nin yıllar önce yayınlanmış ‘Kara Liste – Basın Tarihinin En Büyük Sırrı’ kitabında, tek parti döneminde basın hayatı içerisinde yer alan tanınmış isimlere dönük kapsamlı bir ‘fişleme’ çalışması anlatılır. Emniyet’in hafiyeleri gazetecilerin peşine düşmüş, her birinin kimlerle görüştüğünü, düşüp kalktığını, tabii geçmişlerine de değinerek fişlere geçirmişler…

Gazeteciler o tür çalışmaların her dönemde muhatabı olmuşlardır.

Bugün de gazetecileri ‘sosyal medya’ hesaplarından izlemek mümkün; nitekim rapor yazarları da öyle yapmışlar…

‘İstihbarat raporu havası’ taşıyan ve ‘fişleme’ üslubuyla yazılmış bu kaynağın bir ön hazırlık ürünü olduğu ihtimalini düşünmeden edemedim.

Rusya’da Vladimir Putin’in ülkesinde faaliyet gösteren yabancı vakıflara getirdiği sınırlamaların başlangıç noktası, kendisine yakın bir kurumun onların ‘tehlikeli’ faaliyetlerini ‘deşifre eden’ bir rapor yayımlaması olmuştu.

Pek çok yabancı vakıf raporun ardından Rusya’dan kovuldu.

Darbe dönemlerinde BBC’nin Türkçe yayınlarını dinlerdik

Yabancı medyanın Türkiye ilgisi yeni değildir. Her darbe sonrasında basın-yayın organlarına getirilen kısıtlamalar yüzünden okuyup dinlediklerine güvenleri kaybolan insanlarımız, kulaklarını Londra’dan yayın yapan BBC radyosunun Türkçe yayınlarına verirdi. Her akşam birkaç saat süren BBC’nin Türkçe yayınları, kendi gazetelerimiz ile TRT’nin radyo ve televizyon haberlerinde yer almayan pek çok güncel haberi yorumlar eşliğinde Türk dinleyicilere ulaştırırdı.

Türkiye’de medyanın çok-seslilik kazandığını ve artık Türkçe yayınlarının fazla izleyicisi kalmadığını fark eden BBC, çoktandır radyosundan Türkçe yayınlara son verdi.

Türkçe BBC’nin ilgisini yalnızca internet üzerinden çekiyor; oysa BBC’nin Arapça ve Farsça televizyon yayınları var.

İngilizler yanında Fransızlar ve Almanların da Arapça televizyon kanalları bulunuyor.

Bizim TRT de 24 saat yayın yapan birer İngilizce ve Arapça televizyon kanalına sahip değil mi?

Değişik Arap ülkelerine yayın yapan çok sayıda televizyon ve radyo kanalı da İstanbul’u merkez seçmiş bulunuyor.

Sizin anlayacağınız bazı yabancı kuruluşların Türkiye’ye ve Türk insanına yönelik yayınlarının benzeri bizde de başka ülkelere yönelik olarak yapılmakta.

Acaba TRT’nin başka dillerdeki yayınları o dilleri konuşanlar tarafından izleniyor mu?

Kuşkuluyum da.

Buna karşılık, dilimizle yayın yapan yabancı kuruluşların yayınları, Türkiye’de bayağı izleniyor. Yalnızca haber siteleriyle yetinmiyor yabancı kurumlar, gördükleri büyük ilgi üzerine, yine internet üzerinden televizyon yayınına da başlamış bulunuyorlar.

Son birkaç yıldır vaktiyle çalıştıkları medya kuruluşlarından dışlanan deneyimli gazeteciler de, haberciliklerini, yabancı kuruluşların kendilerine sağladığı imkanları kullanarak okurlar ve izleyicilerle paylaşıyorlar.

Vaktiyle BBC radyosu Türkçe yayınlarının gördüğü ilginin sebebi neyse bugün de yabancı kuruluşların Türkçe yayınlarına rağbetin sebebi aynı.

Medyayı yeniden çok-sesliliğe kavuşturun, yabancı yayınlara ilgi sönecektir.

SETA raporu işte bu gerçeği ıskalamış.

 

Bu yazı Fehmi Koru'nun kişisel blogundan alınmıştır