haluk yurtkuran
Kas 19 2017

Doğu Akdeniz'de bir solgun mücevher: Beyrut

Uçağımız, adını 2005 yılında bombalı bir araçla suikasta kurban gitmiş eski Başbakan Refik Hariri'den almış havalimanına inerken, derin deniz mavisi ve toprağın pembemsi sarı tonları içiçe geçti; kadim bir Doğu Akdeniz kentiyle buluşmanın heyecanı doldu içime.

İç savaştan önce ülkeyi ziyaret etmiş olanlardan duyduğumuz Ortadoğu’nun Paris’i, çok farklı etnik ve dini halkları içinde barındıran Beyrut, Amin Maalouf romanlarından beslenen beklentilerimize ne kadar uygundu acaba? Ya da beklentiler gerçeklerle karşılaşınca  hayal kırıklığı mı olacaktı?

Deniz kıyısını takip ederek kente yaklaşırken birden denizden mantar gibi bitmiş, Güvercin Kayaları olarak adlandırılan, Beyrut kartpostallarının vazgeçilmez görüntüsüyle karşılaştık.

Güvercin Kayaları
Güvercin Kayaları

Kıyıdaki seyir terasından Beyrutlu genç sevgililer, kayalarda selfie yapıyorlardı.

Tabii biz de ortama uyup ilk resimlerimizi burada çektik.

Oysa bu kayalardan tüm Akdeniz kıyılarında görmek mümkün!

Buradan başlayan General De Gaulle Caddesi, ardından Paris Bulvarı olarak devam ediyor ve bu kordon boyuna Corniche deniyor.  
 

beyrut

Beyrutlular burada jogging’den  bisiklete her türlü sağlık faaliyetlerini gerçekleştiriyorlar. Tabii bunun dışında her türlü siyasi gösteriler de burada gerçekleştiriliyormuş.

Kornişi takip ederek sağ tarafımızda ünlü Beyrut Amerikan Üniversitesi yerleşkesini görüyoruz. Bu prestijli okul Osmanlı'nın diğer kentlerindeki Amerikan okullarına benzer biçimde 1860’lı yıllarda  kurulmuş.  

Kulağı çınlasın Mülkiye’den hocamız Haluk Gerger bu okulun uluslararası ilişkiler bölümü mezunuydu ve Beyrut’un en 'devrimci', en heyecanlı günlerinin anılarını bizlere anlatır dururdu, Ortadoğu'nun karmaşık siyasi kaderini hararetle tartışırdık derslerinde.

Üniversitenin hemen arkasında kentin gösterişli semti El-Hamra yer alıyor. Arapça kırmızı anlamına gelen bu ad Fenikeliler’in bir tür deniz kabuklusundan elde ettikleri koyu bordo renkle boyadıkları kumaşlardan alıyor adını.

Sahilden Ayn El Mrayeş bölgesine kadar müthiş bir trafik yoğunluğu yaşıyoruz. Kentte belediye otobüüs dahil hiçbir toplu taşıma aracı yok; bu da feci bir trafik kaosu yaratıyor. Bırakın toplu taşımayı, Osmanlı döenminde yapılmış demiryolu bile 1975’te başlayan iç savaşla birlikte yokolmuş ve bir daha da yenilenmemiş.


Şehir merkezine varınca bambaşka bir kente gelmiş gibi oluyoruz. Küçük İstanbul olmaya aday bir kent formatında son derece modern gökdelenler var.

Bazı binaların içinde otomobil asansörleri kat sahiplerini araçları ile birlikte katlarına çıkarıp özel parklarına park etmelerini sağlıyormuş. Lübnanlıların ne kadar sefa ve keyif düşkünü olduğunu hep duyardık ama bu kadarını da beklemezdim doğrusu.

Kent merkezinde pek çok bina yenilenmiş ya da yıkılıp yeniden kuleler misali yükselmiş. Başbakan Hariri ve Suudi ortaklarının kurmuş olduğu Solider adlı firma, kentsel dönüşümü gerçekleştiriyor. Ancak halen örneğin eski Holiday Inn oteli gibi çok katlı binalar ibret-i alem için metruk bir bırakılmış ve savaş felaketinin acı dolu abideleri gibi öylece duruyorlar.

Kent merkezine El Qods Meydanından doğuya doğru çıkan ve adını 19.yüzyılda Osmanlı’ya epeyce çektiren isyankar Dürzi Prens’ten alan Fakhreddin Bulvarından çıkarak Bab İdriss kapısı semtinden giriyoruz.

Bankalar Caddesi üzerinde çıkarken sol tarafta bir tepe üzerinde II.Mahmut döneminde inşa edilmiş Askeri Kışla binası sonradan Fransız Manda döneminde Valilik Sarayı, olarak kullanılmış. Hemen yanında yüksek ve etkileyici çan kulesiyle Cappuccin Keşişleri tarafından kurulmuş St. Louis Katedrali, tepenin eteklerinde ise Roma hamam kalıntıları görülüyor.

 St. Louis Katedrali
St. Louis Katedrali

Parlamentonun mekanı Place d’Etoile  tamamen tarafından yenilenmiş binalar, şık dükkanlar ve cafelerle dolu ancak sıkı güvenlik nedeniyle fazla kalabalık değil.

Hamra Caddeesi üzerinde Souq Beirut ve civarı, savaş öncesi gelenksel Beirut Çarşısnın olduğu alan çok daha hareketli. Burada da çok şık butikler var, eski geleneksel çarşıdan hiç eser yok, ama teselli olarak cumartesi sabahları sebze-meyve hali kuruluyır, taze organik meyve-sebzenin yanında her türlü baharat ve kurutulmuş bakliyat da bulmak mümkün.

Tabii yanında ikramiye misali ayak üzeri yiyebileceğiniz falafel, baklava, börek de cabası.

Eski kent merkezinden doğuya doğru çıktığınız El Amir Bashir caddesi üzerinden modern bir binanın altında kaçırmamanız gereken ünlü künefeci var.

Künefeyi öğlen 12.00’ye kadar imal ediyorlar ve simit gibi susamlı bir çöreğin içinde az şerbetli bol peynirli olarak sıcak servis ediyorlar. Dolayısıyla sabah saat 4-5 civarı geceden kalanlar, midesi kazınanlar ya da sabah erken işe gidecek olanlar, kahvaltıyı künefecide yapıyorlar.

El Amir Bashir cadesinin batı yakasında önce Roma ve Osmanlı su kemeri kalıntılarını, onun yanında St. George Maronit Katolik Katedrali ve hemen bitişiğinde 2008’de  yapılmış biraz Osmanlı klasik dönem taklidi Mavi Kubbeli Muhammed El Amin Camii'ni görüyoruz.

Muhammed El Amin Camii

El Bashir caddesini, iç savaş sırasında yeşil hat olarak Hristiyan ve Müslüman mahallelerini ikiye ayırmış olan Bechara El Khoury Caddesi Caddesi kesiyor. Cadde denize varmadan Şehitler Meydanına  açılıyor.

Cemal Paşa’nın 1918’de bu meydanda  astırdığı 15 Arap milliyetçisi anısına bir heykel dikilmiş meydanın ortasına.

Caddenin karşısı şık tasarım mağazalarının, restoranların yer aldığı Gemmayze, daha geride ise Mar Michael, genç nüfusun eğlendiği barların yer aldığı semtler.

Mar Mihael’den de Avenue Armenia boyunca kuzeye ilerledikçe Burc Hammound denilen Ermeni mahallesine gelirsiniz. Ancak bu semtte özgün bir mimari ya da dükkan aramayın bulamazsınız. Ucuz Türk konfeksiyon ve ayakkabı dükkanları ile bol miktarda kuyumcu var.

Beyrut mutfağında mezeler hemen hemen her lokantada aynı ancak lezzetler farklı. Deniz mahsulleri için Zaitoune Bay’de Babel Bahir balık lokantasında yiyen arkadaşlar çok memnun döndü.

Biz ise yine sahilde Corniche üzerinde ilk girdiğimiz son derece şık görünümlü balık lokantasından alkol olmadığı için çıkıp, tavsiye üzerine Le Pecher’in denize nazır terasında yedik yemeğimizi. Mükemmel bir humus,  babagannuş, kalamar ızgara, taze zahterli tabule ve fettuş salataları, kıbbe yanında ince pita ekmeği... Yanında da bol buzlu Arak... Mükemmel bir Beyrut sofrası...

Son akşam yemeğimizde Babel Dbayeh et lokantasında ise tam bir gastronomik şölen yaşadık

Burası 2009’da açılmış, hem  mimarisi hem de menü ve sunumuyla müthiş zevkli ve keyifli bir yemek mekanı.

Menüde serpme olarak en az 12 çeşit meze,  ara sıcaklar ve ana yemek olarak da karışık et ve kebap geliyor. Benim en çok beğendiğim, bir tür  tartar ya da çiğ köfte üzeri susamlı ve çörek otlu capaccio tarzı Kibbeh Nayyeh denilen çiğ etti.

Beyrut usulü çiğ et, Kibbeh Nayyeh
Beyrut usulü çiğ et, Kibbeh Nayyeh

Beyrut’a gitmişken mutlaka görülmesi gereken yerler olarak Bekaa Vadisinde Ksara Şarap bağları ve mahzenleri, Baalbek Tapınaklar Kompleksi; Jupiter, Venüs ve Bacchus’a adanmış devasa boyutlardaki Roma Tapınaklarını burada görebilirsiniz.

Ayrıca  Zahle Emevi kent harabeleri yine Anti Lübnan Dağlarının yamaçlarında daha eski Roma-Bizans kenti üzerinde kurulmuş son derece romantik bir atmosferde ziyaretçilerini ağırlıyor.

Beyrut’un 45 Km kuzeyinde ise eski Fenike Kenti Biblos; antik Roma Yolu, turistik çarşısı, Haçlı Kalesi ve eski Fenike Limanında yer alan Balık Lokantalarıyla bir akşam üzeri mutlaka ziyaret edilmesi gereken bir yer.

Biblos
Biblos