Her mevsim güzel Berlin

Berlin’ ilk gidişim 2000‘li yılların başına denk gelir. Duvarın yıkılıp, doğu ve batı Almanya’nın birleşmesinden 10 yıldan fazla geçmesine rağmen hala iki ayrı şehir gibiydi. Fiziksel bir ayrım olmamasına rağmen sadece binalara ve sokaklara bakarak doğu ve batıyı ayıran duvarı tekrar çizmek mümkündü. Şehrin iki yakasının ne kadar farklı olduğunu her an görerek ve hissederek gezdim hep Berlin’i. Ama gittiğim andan itibaren çok sevdim ve farklı bir enerji hissettim bu şehirde.

İkinci gidişim 2000'lerin ortasıydı ve Berlin beni inanılmaz şaşırttı. Sanki başka bir şehre gitmiş gibi hissettim. O net olarak gördüğüm fiziksel doğu ve batı ayrımı neredeyse kaybolmuş iki ayrı Berlin yavaş yavaş tek bir Berlin’e dönüşmüştü. Bu kısa ziyaretimin ardından çok istememe rağmen yine birkaç yıl hiç yolum düşmedi. 2011 yılındaki gidişimde ise artık iki ayrı şehirden bahsetmek mümkün değildi. Berlin küllerinden doğup tek ve görkemli bir şehre dönüşmüştü. Duvar artık sadece turistlerin gidip gördüğü tarihin bir parçası olarak kalmıştı.

Şimdilerde Avrupa’nın top destinasyonlarından biri olan Berlin’e normalde en az 1 hafta ayırmak gerek. Şehrin farklı bölgelerini gezip, sokaklarda yürümek, müzelerinde vakit geçirmek gerek ama bunun zor olduğunu bilerek size üç günlük ideal bir Berlin programı hazırladım. Her mevsim keyifle gezebileceğiniz bu şehirde bol bol yürümenizi tavsiye ediyorum.

Birinci Gün

Berlin’deki gezinize başlamak için en güzel yer Ihlamurlar altında anlamına gelen Unter Den Linden, Berlin’in merkez bulvarlarından biri. Cadde, doğudan batıya doğru, Lustgarten Parkı'ndan başlıyor ve Pariser Platz ve Brandenburg Kapısı'na kadar devam ediyor. 

Cadde boyunca oldukça şık kafe ve restoranlar var. Ayrıca burada gece hayatı da oldukça canlı. Berlin Bulvarı da denilen bu cadde Humboldt Üniveristesi ve Şehir Operası’na da ev sahipliği yapıyor. Alman Parlamentosu’nu da görebileceğiniz Unter den Linden’in sonunda ise ünlü Brandenburger Kapısı sizi bekliyor.

Bu görkemli yapı Berlin şehrinin ana sembollerinden biri. Soğuk Savaş dönemi boyunca Reichstag Batı Berlin'de, Brandenburger Kapısı Doğu Berlin'de bulunmuş. 1788-1791 yılları arasında yapılan kapıyı, Naziler iktidara gelince, sembol olarak kullanmaya başlamışlar. İkinci Dünya Savaşı boyunca tahrip olan kapı restore olsa da 1961 yılında Berlin Duvarı yapılınca açılmış. 

Brandenburg Kapısı’ndan kısa bir yürüyüşle ulaşacağınız Jewish Memorial şehrin en önemli anıtlarından biri. Yahudi Soykırımı için yapılan bu anıt, farklı büyüklüklerde dikdörtgen sütunlardan oluşuyor. Bu gri anıtın içinde dolaşırken, kendinizi bir labirentin içinde hissedeceksiniz. Kimi zaman bu sütunlar boyunuzu kat be kat aşacak kimi zaman iyice küçülecek. Bazen o kadar karışacak ki yolunuz, çaresizliğe kapılacaksınız. 2003 yılında yapımına başlanan bu anıt, 2005′te halka açıldı. O zamandan beri Berlin’in en çok ziyaret edilen yerlerinden biri.

Berlin’deki ilk gününüzü noktalamanız ve şehrin tarihini görmek için en iyi durak Berlin Wall Memorial. Jewish Memorial’dan metro ya da taksi ile ulaşabileceğiniz gibi hava güzelse yürüyüşü de seviyorsanız 40 dakikalık bir yürüyüşle de gidebilirsiniz. 

Doğu ve Batı Berlin’i ve yıllar süren bu ayrılığı anlamak için Berlin Wall Memorial’ı görmek önemli. Berlin’in merkezinde yer alan Memorial, iki ayrı dünyayı anlatıyor adeta. Bernauer Strasse’nin tarihi bölgesindeki merkezde gerçek tarihi duvarın 1.4 km'lik bir parçasını görebilirsiniz. Duvarla birlikte bölgede olanları, ayrı iki Almanya’yı anlamak adına da pek çok belge, resim ve dokümantasyonu burada görebilirsiniz.

İkinci Gün

Bugün sabah henüz enerjiniz azalmadan şehrin en önemli müze komplekslerinden biri olan Museum Island ile güne başlayabilirsiniz. Berlin merkezde, Spree Nehri üzerine kurulan Museum Island; Bode, Pergamon, Neues, Alte Nationalgalarie ve Altes’ten oluşan beş büyük müzeye ev sahipliği yapan bir sanat adası. 

UNESCO dünya miraslarından biri olan Museum Island'ın hemen bitişiğinde ilgilenenler için Contemporary Fine Arts ve Alman Tarihi Müzesi de var. Beş müzeden en eskisi 1830 yılında tamamlanan Altes Museum. Bu müzeyi yine 19.yüzyılda açılan Neues ve Alte Nationalgalarie müzeleri takip etmiş. Dördüncü olarak Bode Museum açılmış ve son olarak 1930 yılında Pergamon Museum listeye eklenmiş. Bir gün içinde bunlar arasından en çok ilginizi çeken bir ya da iki tanesini gezmenizi öneriyorum.

Yoğun bir müze seansının ardından artık keyif yapma zamanı. Rotanızı şehrin en canlı caddelerinden biri olan Friedrichstrasse’ye çevirebilirsiniz. Prusya kralı I. Friedrich’ten almış olup, Berlin’in en kalabalık ve canlı caddelerinden biri. Tarihi olarak da anlamı büyük olan cadde, Berlin’in doğu ve batı olarak ikiye ayrıldığı dönemde iki yakanın arasında uzanışıyla önemini arttırmış. Friedrichstrasse Berlin’in en önemli kültür ve alışveriş caddelerinden biri aynı zamanda. Lüks alışveriş merkezleri, kafe ve restoranlar, tasarım butikleri, sinema salonları, Yves Saint Laurent, Moschino, Gucci gibi ünlü markaların yer aldığı cadde, akşamları eğlenmek isteyenlerin de en tercih ettikleri rotalardan biri.

Bu cadde üzerindeki en dikkate değer bölüm tabii ki Checkpoint Charlie. Burası bölünmüş Berlin'de 1961 senesinden 1990 senesine kadar üçüncü ittifak geçiş noktası olarak kullanılan geçiş kapısı. Bu geçiş kapısı sadece müttefik askerleri, büyükelçiler, bu kişilerin aileleri, yabancılar, Federal Almanya'nın Demokratik Almanya'daki temsilcileri, çalışanları ve Demokratik Alman üst düzey yöneticileri tarafından kullanılabiliyordu. Frank Thiel tarafından hazırlanmış olan Sovyet ve Amerikalı asker portreleri 1961 yılında ültimatomların verilmesinden sonra karşı karşıya gelen iki tarafın panzerlerini temsil ediyor. Soğuk Savaş'ın diğer kalıntıları olarak ise bariyerler, geçiş noktası sinyal sistemi ve Berlin Duvarı anıtı bu alanda sergileniyor.

Caddenin bir bölümünde yer alan Gendarmenmarkt ister yürüyüşünüze ara vermek ister tamamlamak için iyi duraklardan biri. Almanya'nın en güzel meydanlarından biri olduğu sıkça belirtilen bu meydanda 1821 yılında Goethe'nin "Iphigenie auf Tauris" adlı eseri ile Oyunculuk Evi olarak açılan Ulusal Tiyatro da var. Burası şimdilerde Konzerthaus adıyla çeşitli konserlere ev sahipliği yapıyor. Gendarmenmarkt ayrıca birşeyler yemek ya da içmek için de pek çok alternatif sunuyor.

Üçüncü Gün

Havanın yağmurlu olmadığını ümit ederek bugüne güzel bir park yürüyüşü ile başlamanızı öneriyorum. Tiergarten Park, 210 hektarlık alanıyla şehrin en büyük ikinci parkı ve Almanya'daki en büyük üçüncü şehir içi parkı sayılıyor. Şehrin ortasında, şehirden bir kaçış alanı olan park, 1830’a kadar kralların avlanma ormanıymış. 

Zaten birçok dere ve gölün de bulunduğu park neredeyse balta girmez bir orman görünümünde. Burada bisiklete binmek, kitap okumak ve güneşlenmek çok keyifli. Parkın tam ortasında Bismarck heykeli ve şehrin sembollerinden Siegessäule (Zafer Sütunu) yer alıyor. Bir kahve ya da yemek molası için parkın içindeki Cafe Am Neuen See’ye uğrayabilirsiniz.

Buradan kısa bir yürüyüşle ulaşacağınız ilk durak Bikini Berlin. Berlin Hayvanat Bahçesi’ne bakan cephesi ve 2. Dünya Savaşı’ndan sonra yenilenen tarihi binası ile mutlaka gezilmesi gerekenler arasında. Bikini Berlin şehrin kültürel, alışveriş ve yeme içme konularına ev sahipliği yapıyor. 'Konsept Alışveriş Merkezi' mottosuyla açılan Bikini-Berlin, şehrin hafızasındaki yerini hiçbir değer kaybına uğratmadan koruyor. Arka cephede oluşturulan panorama terası, hayvanat bahçesine bir bakış ve caddenin gürültüsünden uzakta bir açık oturma alanı sağlıyor. Daha önce görmediğiniz konseptte bir alışveriş tadı yaşayabilir ve lezzetli yemekler yiyebilirsiniz burada.

Bikini Berlin’in ardından yine fazla uzun olmayan bir yürüyüşle Kurfürsterdamm sizi bekliyor. Geçmiş zamanlarda, Berlin'in caz ve edebiyat kahvelerinin yoğunlaştığı kültür merkezi olan Kurfürsterdamm - Berlinlerin deyimiyle Ku'damm bugün yerli ve yabancı birçok mağazaya ev sahipliği yapan, İstanbul'un Bağdat Caddesi. Geniş ve uzun cadde üzerinde kafe ve restoranlar da mevcut. Daha az turistik bir yerde kahve molası vermek isterseniz edebiyat ve kitap kokan atmosferi, muhteşem mimarisiyle Wintergarten Café im Literaturhaus'u tercih edebilirsiniz.


© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.
 

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.