Naz Köktentürk
Kas 26 2017

Mevlana’nın anavatanı

Özbekistan, Türkmenistan sınırında Afganistan’ın Balkh eyaletinde Mazaar-ı- Sherif yani kutsal mezar şehri bulunur.

Yüksek dağlarla çevrili bir ovada kurulan bu şehir Mohammad Jallalıddun-i Balkhi‘nin bizdeki adıyla Mevlana’nın doğum yeridir. İmam Ali’nin yani Hazreti Ali’nin mezarı da bu şehirdedir.

Savaşın bir türlü dinmediği, bombaların mayınların patladığı, roketlerin düştüğü, kaleşnikof seslerinin yadırganmadığı bu sert acılı coğrafyada ölüm ne kadar gerçekse efsaneler, masallar ve oyunlar da o kadar gerçektir.

Tasavvufun yeşerdiği ilk lalelerin boy verdiği, mavi çinilere nakşedildiği, ipek yolunu takip ederek Osmanlı topraklarına ulaştığı söylenen diyardır bu topraklar.

Sert coğrafyaların adamları serttir ve onlar sert oyunlardan hoşlanırlar.

Yüzyıllardır bitmeyen savaşlar tam da bu topraklarda sürer. Savaş aralarında, kısa süren barış dönemlerinde buralarda ‘Buzkaçi’ oynanır. Bu aslında yalnızca bir oyun değil aynı zamanda bozkırlarda, dağda, ovada süregelen savaşın ön hazırlığıdır.

Bu oyuna Kırgızca’da “kök böri” Peştunca’da “buzkaçi” İngilizce’de “buzkachi” denir.

Günümüzde buzkaçi Afganistan, Kırgızistan, Kazakistan, Türkmenistan ‘da yaygındır, hatta Türkiye’de de Hacı Rahman Kul Han liderliğinde Pamir’lerden göç eden Kırgızlar tarafından 1987’den bu yana Van Erçiş’te oynanmaktadır.

at
atlar
file
dayı

Orta Asya’da dolaşan İngilizler Peştun’lardan öğrendikleri Buzkaçi’nin bazı kurallarını değiştirerek ‘polo’ adı verilmiştir. Bizim vahşi buzkaçi bir parça değişiklikle İngiliz asilzadelerin polosu oluvermiştir!

Buzkaçi gerçek vatanında iki takım halinde oynanır, önce ortaya bir bayrak dikilir, küçük bir keçi veya oğlak kesilerek içi keçeyle doldurulup büyükçe bir top haline getirilir.

Keçi ağırdır, bir yandan at sürülürken, tek elle tutmak gerekir, rakip takımın oyuncuları keçiyi kapmak ister, ellerindeki kamçıyla rakibe vurmak serbesttir, oyuncuların amacı keçiyi yerden kapıp, bayrağın etrafında tur attırıp sayı kazanmaktır.

Kuralları basit ama oynaması zordur.

Oyuncular genelde kırk yaş civarı güçlü ve tecrübeli adamlardır ve tabii ki serttirler. Kazanmak için kanın terle birleştiği bu oyun Mazaar’da savaş lordları tarafından büyük paraların döndüğü bir bahise çevrilmiştir.

Buzkaçinin anavatanı Mazaar-ı-Sherif’in ortasında mavi çinileri, kubbeleri, devasa avlusuyla İmam Ali camii yükselir.

Şiilerin ibadet ve toplanma yeridir bu görkemli camii. Hz.Ali’nin Kerbela’daki katli sonrasında naaşının beyaz bir deve sırtında yola çıkarıldığı ve devenin çöktüğü yere yani Mazaar’a defnedildiği söylenir.

Şii’ler tarafından kutsal kabul edilen üç camiden biridir; Necef’te Kerbala, Meshed’de İmam Rıza ve Mazaar’da İmam Ali…

“Biyaa ke borem ba Mazaar” der şarkılar Dari dilinde ; “Kalk Mazaar’a gidelim, sail-e gole lalezar; lale bahçesindeki çiçek seline, Ali sher-e khudaa raa yaad a kardam; Allah’ın aslanı Ali’yi yad etmeye” diye devam eder.

Ayakkabılar avlunun girişinde çıkarılır, her ziyaretimde bir ışık hüzmesiyle beraber binbir gece masalının içerisine süzülürüm, çıplak ayaklarımla, avlunun ortasına bırakıveririm kendimi, mavi kubbelerinden büyülenir, mekânın ihtişamına dalarım.

Nispeten tenha günlerde ve o gün akşam üstüyse, güneş usulca kaybolana dek zaman kavramı yok olur bu coğrafyada. Beyaz güvercinler uçar üstümde, kırık dökük Farsçam’la yorgun, yaşlı dilencilerle sohbet ederim. Kütüphaneye girer eski kitapların kokusunu içime çekerim…

Rivayet edilir ki, avluda ve camide yaşayan binlerce güvercin asla pisletmezler ortalığı; Hz. Ali’ye saygılarından, efsaneler doğrudur zaten en azından buralarda ben dahil herkes doğruluğuna inanır.

Naz Köktentürk
Fotoğraf: Naz Köktentürk

Bu büyülü topraklarda bayramlar dışında iki önemli gün vardır toplu olarak kutlanan. Yelda gecesi ve Nevruz.

Aralık ayında, en uzun gece ‘Yelda’ gecesidir.

Geceden elbisesi, yıldızlardan eteği olan, uzun boylu melek Yelda’nın eteği sonbahardan başlayarak uzar, uzayan eteği sayesinde insanlar rahat uyur, bir gün Tanrı’dan bir parça ateş çalar, aşkı çalar ve şeytandan saklar. Hamile kalır ve güneşi doğurur. Her gece Yelda ölürken, güneşin doğduğu anlatılır.

En uzun gece ise Shab-ı-Yalda’dır. Kutsal meyvesi nardır ... Yazdan kalma meyveler yenir ve sabaha kadar kutlanırken günler uzamaya başlar.

Mart ayı baharı müjdeler ya toprağın uyanışını, bütün kadim kavimler kutlar. Nevruz Orta Asya’da yılbaşıdır, bu topraklarda büyük bir coşkuyla kutlanır.

Mazaar’da kalabalık caminin dışına taşar, ağaçlara kumaş parçaları bağlanır, mavi, beyaz burkalı kadınlara güvercinler eşlik eder. Kadınlar mavi çinileri okşayarak etrafını tavaf ederek dua ederler.

Nevruz’un gecesinde avluda ateşler yakılır, büyük kazanlarda ‘samanak’ denilen bir çeşit muhallebi pişirilir, kadınlar kazanı sırayla dilek tutarak, ilahiler, dualarla karıştırırlar.

Kazanların kapaklarını kapatıp sabaha kadar beklerler. Sabah gün doğumuyla, kapaklar açılır, kim neye niyet ettiyse, samanaka bakarken onu görür. Bu ritüele katılanlar çoğunlukla Hz. Ali’nin ismini ya ada suretini görürler.

Samanak diğer adıyla simelek Farsçada otuz melek demektir, otuz melek kazanların etrafında dolaşır o gece, melek mucizesi bekleyen kadınların arasında, tıpkı Kaf dağındaki simurg otuz kuş gibi...

Naz Köktentürk
Fotoğraf: Naz Köktentürk