Venedik’ten Gazze’ye

Dünyada en çok ziyaret edilen, adına şiirler, şarkılar yazılan, en çok resmedilen, aşk şehri Venedik’in tarihi aslında hiç de romantik değildir. Dünyada günümüzde süregelen çalkantıların sebeplerinin bir kısmı da bu güzel şehrin tarihinde gizlidir.

Venedik görüntüsüyle zengin, ihtişamlı ve benzersizdir. Bakmakla görmek arasındaki fark bu güzel şehir içinde geçerlidir.

Bu kente her gittiğimde, İncil’in yazarı ve şehrin koruyucusu San Marco adına inşa edilmiş, İskenderiye’den çalınmış ve şehrin sembolü olan aslan armasının ve İstanbul’dan çalınmış dört at heykelinin süslediği San Marco Bazilikası’nın bulunduğu, turistlerle dolu meydanı hızlıca geçerim.

Mahkumların hücrelerine götürülmeden son bir kez şehre baktıkları Ahlar Köprüsü’nü (Ponte di Sospiri- İç Çekiş Köprüsü) ardımda bırakırken derin bir iç çeker, kanalın kuzeyine yol alırım.

venice

Benim için gerçek şehir burada başlar, Café Des Ladrons’da (Hırsızlar Kahvesi) oturur ve kentin asıl tarihini gözümde canlandırmaya çalışırım.

Şehrin hikayesi Hunlardan ve Lombardlardan kaçan yerleşimcilerin, MS 453 yılından itibaren lagüne ve adalara yerleşmesiyle başlar, günümüzde 117 ada ve 400 köprü bulunmaktadır.

Yeni alanlar kazanmak amacıyla Dalmaçya’dan taşınan binlerce karaağaç ve kızılçam kazığının çamura saplanmasıyla kurutulmuş alanlar üzerine kurulmuştur.

Venedik’in suyla ilişkisini M.S. 6. yüzyılda Romalı Cassiodoro şöyle aktarır:

“Kayıklarınızla, geniş kanallarda sanki çayırlardan farkı olmayan kumluklar üzerinde süzülüyor gibisiniz ve normalde hayvanlar ev kapılarının önünde bağlanırken, sizler saz ve saman kulübelerinizin önüne hayvanlarınızı bağlıyorsunuz.”

Suyla olan yakın ilişkileri, şehrin sakinlerini 8. yüzyıldan itibaren büyük bir deniz gücüne dönüştürmüştür.

11. yüzyılda kent, artık bir şehir cumhuriyetidir.

15. yüzyılda ise 200 bin kişinin yaşadığı Akdeniz’e hakimdir ve Anadolu’ya kadar ulaşmıştır.

Dükler (Doge) ve seçilmiş bir senato tarafından yönetilen bir kent cumhuriyetiydi. Republica Serenissima; huzur, sükûnet cumhuriyeti adıyla anılırsa da liberal görünümlü koyu Katolik inancıyla yönetilmekteydi.

Her türlü entrikanın döndüğü, sosyal sınıflar arasında keskin ayrımların olduğu, katı kurallarla yürütülen bir idare şekli hüküm sürmekteydi.

Dükler belirli ailelerden seçilirdi ve babadan oğula geçme geleneği yoktu, öyle ki başarılarıyla ünlenen Dük Orso İpato kendinden sonra yönetimin oğluna geçmesi için çaba gösterince, boğazı kesilerek öldürüldü.

Senato da ünlü ailelerden seçilirdi. Bu ailelerden sonra patrici yani tüccarlar sınıfı gelirdi. Tüccar sınıfı da son derece acımasız ve gaddardı. Bütün Akdeniz’e hâkim olmakla kalmayıp; Şam’da, Halep’te ve adalarda şubeler açmışlardı. Baharat, dokuma, cam ve esir ticareti yaparlardı.

Esirler her yerden, baharat İpek Yolu’ndan, cam eşya ise Murano Adası’ndan gelirdi. Murano Adası’nda çalışan ustaların, cam sanatının sırrını açıklamaları ihtimaline karşın adadan çıkmaları yasaktı ve karşı gelenler ölümle cezalandırılırdı. Bu zorbalık, ticari anlayış ve katı siyasi anlayışla beraber Venedik’in yükselişini sağladı.

Hristiyanlıkta faiz yasak olmasından dolayı kente çok sayıda Yahudi yerleşti ve mülk edinmeleri yasak olduğundan tefecilik yaparak bir nevi bankacılık sistemini geliştirdiler. Bir anlamda bugünün vahşi kapitalizminin ve dünyadaki paraya hâkim Rotschild ve Rockefeller ailelerinin temelleri atılmış oldu.

venice

Ve dünya tarihinde bir ilk gerçekleşti, 1516 yılında ilk resmi getto Venedik’te kuruldu. Semtin çevresine iki sıra duvar çekilerek, giriş ve çıkış saatleri belirlendi, kapatılan kapıların önüne Hristiyan muhafızlar kondu. Yahudiler gettolarda ayrıştırıldılar, kontrol altında tutularak takip edildiler ve sindirildiler. Getto dışında ise kırmızı bir şapka takmak mecburiyetindeydiler.

Gettonun içinde yaşayanlar yağ ve şarap yapımı, boya işleri ve dışarıdan gelen Yahudileri misafir etmek için kurdukları küçük otel işletmeleri gibi işlerle uğraşırlardı. Yahudi doktorların bilgileri ve davranış şekillerinden dolayı Venedikliler için ayrı bir yeri vardı. Bu doktorların Venediklilerin çağrılarına cevap verebilmeleri için giriş çıkış saatlerine pek karışılmazdı.

Gerçi önceleri de orta çağda Yahudiler kendi arzularıyla izole yaşamayı tercih ediyorlardı. Fakat Venedik gettosu yepyeni bir şeydi, duvarların ardında, silahlı adamların beklediği bir nevi hapishaneydi. Gettolar önce diğer İtalyan kentlerine ve ardından 16. ve 17. yüzyıllarda tüm Avrupa’ya yayıldı.

18. ve 19. yüzyıllarda Aydınlanma Çağı’yla birlikte Yahudilere ilişkin daha liberal uygulamalar başlayınca gettoların etrafındaki duvarlar yıkıldı.

Ne yazık ki, 1943’te Naziler sayıları on bin civarında olan Venedik Yahudilerini; çocukları, yaşlıları, kadınları ve erkekleri Auschwitz, Birkenau ve Varşova’da katlettiler.
Venedik sadece saraylar, gondollar, kanallar, karnaval ve maskeler değildir.

gazze

İşgal altındaki Filistin toprakları; İsrail’in 1967 yılında işgal ettiği Gazze şeridi, Batı Şeria ve Doğu Kudüs gibi tarihi Filistin topraklarıdır.

İsrail, 1947’den günümüze kadar gerçekleştirdiği saldırılarda ikiye böldüğü Filistin topraklarının çoğunu işgal ederek, Filistin halkına geride küçük bir toprak parçası bırakmıştır.

Kurulduğu günden itibaren etnik temizlik ve savaşlarla bölgenin demografik yapısını değiştiren İsrail’in hedefinde, denize açılan şehir Gazze’yi ele geçirmek vardır.

Gazze’ye açık hava hapishanesi de diyebiliriz. Bugün Gazze; deniz kıyısı dışında etrafı beton duvarlarla çevrili, girmek ve çıkmak için özel izinler gereken ve akşam 10’dan itibaren tamamen kapıların kapandığı bir şehirdir.

Gazze’ye dört günde bir su verilmekte, elektrik günde 6 saat verilmekle birlikte çoklukla tamamen kesilmekte, eğitim, sağlık ve gıda ihtiyaçları neredeyse hiç karşılanmamaktadır. Uluslararası yardım kuruluşlarının bölgede faaliyetleri sık sık kısıtlanmakta, örneğin buzdolabı ve bilgisayarların ülkeye girişi nedensiz olarak engellenmektedir.

Gazze’de yaşam, İsrail’in sıkı denetimine ve insafına bağlı bir şekilde sürmektedir.

Gazze’de yaşam, inadına yaşamaktır ama daha çok öldürülmektir.

Tarihte bu kadar acılar yaşamış, gettolara kapatılmış, bir çok meslekten ve mülk edinmekten men edilmiş, toplama kamplarında katledilmiş Yahudilerin; sanki geçmişin öcünü alırcasına, süreçte hiç bir suçu olmayan Filistinlilere ve sıklıkla sığındığı Müslümanlara saldırıyor olmasına inanmak güç olmakla beraber bu ikilem, çağımızın gerçeğidir.
 

Related Articles

مقالات ذات صلة

İlgili yazılar