Can Teoman
Haz 03 2018

Bank Run: 5 günde 2 milyar dolar bankalardan kaçtı

‘Bank Run’ kurumsal bankacılığın Avrupa’da yayıldığı 1500’lerden bu yana kullanılan bir finans terimi. İngilizce banka ve koşmak kelimelerinin oluşturduğu bu deyim, finansal sistemde yıkımı anlatan bir cereyanı özetlemek için söyleniyor. 

Mudilerin panikle bankalara yığılıp hep birden paralarını çekmeye çalışmaları, dolayısıyla günlük yaşamda merkezi noktada bulunan bankaların batması ve kaos anlatılıyor. ABD’de 1929 bunalımında, New York sokaklarında bankaların önüne yığılan halk görüntüleri bilinen en ünlü örneği…

Merkez Bankası’nın Perşembe günü açıkladığı veriler Türkiye’de ekonomik krizin ve güvensizlik ortamının vardığı noktayı özetleyen rakamları ortaya çıkardı. 

Açıklanan veriye göre, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Londra’da uluslar arası yatırımcılara yaptığı konuşmalar nedeniyle Türkiye’de dolar 4.92’ye çıkarken, bankacılık sistemi bilançosunda deprem yaşandı. Bu sarsıntı çok büyük miktarda TL mevduatın erimesi, paraların dövize geçmesi ve yüklü miktarda nakitin bankacılık sistemi dışına çıkarılması nedeniyle oluştu.

Merkez Bankası’nın Haftalık Para ve Banka İstatistikleri’ne göre Türkiye’de, faizsiz olanlar da dahil, tüm bankacılık sisteminde bulunan toplam TL mevduatı 5 iş gününde 20 milyar lira azaldı. 

Toplam TL mevduatının yüzde 2’sini oluşturan bu çıkış, 18 Mayıs’ta 1 trilyon 12 milyar TL olan TL mevduatlarını, 25 Mayıs’ta 992 milyar liraya indirdi.Toplam TL mevduattaki azalışın 8 milyar liralık kısmının vadeli hesaplardan faiz cezası yemek pahasına çekilmesi ise veriye ayrı bir önem kazandırdı.

http://www.tcmb.gov.tr/wps/wcm/connect/TR/TCMB+TR/Main+Menu/Istatistikl…

Rakamları yorumlattığımız bir bankanın Hazine yöneticisi, ‘‘Müşteri yoğun şekilde döviz aldı. Ayrıca hem TL hem de dövizde efektif çıkışı yüksek oldu. Şubelerimizden özellikle döviz konusunda müşterileri sakinleştirmeye ve talepleri bir süre ertelemeye dönük davranmalarını istedik. Şu anda sakinleşme yaşıyoruz’’ dedi.

Yetkilinin dile getirdiği ‘efektif çıkışı’ kavramı, bankacılıkta nakit olarak şubeden götürülen ve bir daha ne zaman geleceği bilinmeyen parayı ifade ediyor. Kamuoyundaki ‘yastık altı’ deyimiyle büyük ölçüde örtüşen bu kavram finans sistemi dışına çıkan para için kullanılıyor.

Merkez Bankası verileri ise bankacının bu açıklamalarını doğru çıkartıyor. Çünkü söz konusu tarihler arasında TL mevduatlarda yaşanan 20 milyar TL’lik azalışa karşın, bunun yalnızca 11.5 milyar TL’lik bölümü, döviz mevduatlarındaki 2.5 milyar dolarlık artışla açıklanabiliyor. Geri kalan 8.5 milyar lira ise sistemin bilançosunda görülemiyor. Söz konusu tutar o haftanın 4.63 TL’lik ortalama kuruyla 2 milyar dolara yaklaşıyor.

Konuyu yorumlattığımız eski bir SPK yetkilisi, Türkiye’de son 35 yılda yastık altı tasarrufların ekonomiye kazandırılması için yoğun uğraş verildiğini hatırlatıyor. Aynı yetkili şunları söylüyor:

‘‘Zaten Türkiye’deki mevduatlar, bankaların verdiği krediden az. Bunun için dış borçlanma yapıyoruz. 1990’larda da bankalardan böyle nakit çıkışları olduğunu gördük. Ama o zaman teknoloji başkaydı. Vatandaş bir bankadan nakitini çekip yandakine yatırıyor, para hep sistem içinde kalıyordu. 

Sistemde para olursa mevduat çıkışı olsa bile gider diğer bankalardan borç alır faaliyetlerini sürdürürsün, kredilerini kapatmak zorunda kalmazsın. Ancak bu böyle bir şey değil. Herkes parasını internetten yatırıp çekiyor. Yani bankalar arası bir mevduat kayması ile açıklanacak bir durum yok. Çok tehlikeli!’’

Türkiye’de bankaya yatırılan her 100 TL mevduat karşılığında bankalar 145 TL kredi kullandırırken, son yaşanan gelişmeler bu alandaki sıkıntıları da artırma sinyali veriyor. TL mevduatta 20 milyar TL’lik küçülme doğrudan 29 milyar liralık kredinin kapatılmasını ya da başka yolla finansmanını gündeme getiriyor. Bu da TL kredilerin yüzde 1.95’ine eş.

Öte yandan TL krediler ağırlıkla tüketici ve günlük ticaretin finansmanında baş rol oynuyor. Türkiye tüketicilere 10 yıldır döviz kredisi yasağı uygularken, bu yıldan itibaren dış borçları azaltmak için reel sektör şirketlerine de dövizle borçlanma limiti getirildi. 

4’üncü madde görüşmelerinin ardından geçen ay çıkan IMF raporuna göre, döviz borcu sınırlamasının seçim sonrası bankalar ve diğer finansal şirketlere de getirilmesi planlanıyor. Bu nedenle TL kredilerin ana kaynağı olan TL mevduatlar bankacılık sistemi için büyük bir önem taşıyor. 

Bankalar bu değerli kaynağı bünyelerinde tutabilmek için uzun süredir Hazine bonosu kağıtlarındaki oranının üzerinde faiz ödeyerek tasarruf sahiplerini cezp etmeye çalışıyor. Merkez Bankası verilerine göre bankaların Mart sonunda TL mevduatlar için ödediği yıllık ortalama faiz yüzde 14.1 olurken, aynı tarihte 1 yıllık Hazine bonoları yüzde 13.1’le, 1 puan aşağıda getiri sağlıyordu. 

Bugünlerde fark daha da açılırken, TL mevduatlara gelen aşırı maliyet artışı nedeniyle piyasada kredi faiz oranları borçsuz ve kredibilitesi yüksek şirketler için yıllık yüzde 25’i geçti. Günlük ticarette önemli bir hacim kaplayan faktoring sektöründe ise yüzde 30’lara ulaştı.

Peki bu kadar yoğun mevduat çıkışının yaşanmasının sebebi ne? Konuyla ilgili en çarpıcı açıklamalardan biri, Cuma akşamı Türkiye’deki 25 bankayı not indirimi için incelemeye alan Fitch’ten geldi. Fitch gerekçelerini açıkladığı ön raporunun satır aralarında Türkiye’de bir sermaye kontrolü getirilmesi riski olduğunu duyurdu. Yani isteyenin istediği zaman bankalardaki parasını çekememe riski.

Fitch’in bu açıklaması, aynı zamanda geçen yıl Aralık ayında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ‘Yurtdışına para kaçıran haindir’ anlamını taşıyan sözlerinin ardından gündeme gelen Türkiye’deki sermaye kontrolü tartışmalarının ilk kez uluslararası ölçekte de ciddi bir konu haline geldiğinin ispatı olarak öne çıktı. Fitch raporunda şu tespitleri yaptı:

‘Türk yetkililer, Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek de dahil olmak üzere, bu tür kontrollerin getirilemeyeceğini belirtti. Ancak, Türkiye'nin dış finansmanında gözle görülür bir bozulma olması durumunda, bankaların dış kredi yükümlülüklerini yerine getirme imkanlarını engelleyebilecek bir tür müdahale olasılığı ortadan kalkmadı.

Bu tür bir müdahale uzak bir risk olmakla birlikte, Fitch olarak, derecelendirmelerinin de ima ettiği gibi, bir egemen temerrüt olasılığından daha düşük bir olasılık olarak kabul edilip edilmeyeceğini yeniden gözden geçireceğiz.’

Özetle, Fitch Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Londra’daki faiz ve sistem karşıtı söylemlerinden sonra yapılan faiz artırımları ve Hükümet’ten gelen farklı yöndeki açıklamalara rağmen kuşkuların hala bulunduğunu anlatıyor. Türk yatırımcıların benzer tutumları da bu kuşkuların bir devamı olarak ortaya çıkıyor.

Related Articles

مقالات ذات صلة

İlgili yazılar