Eki 06 2018

Dr. Murat Paker: ‘Ekonomik kriz şiddet doğuruyor, toplumda ciddi bir erozyon var’

KONDA araştırma şirketi tarafından kamuoyu ile paylaşılan son araştırmaya göre “hukukun, yasaların tanınmadığı, barış değil, çatışma siyasetinin hâkim olduğu bir ortamda, politik iklimin doğrudan etki ederek toplumu kutuplaştırdığı” bulgularına yer veriliyor.

Şiddet yöntemlerinin soruşturulduğu araştırmaya göre yetişkin nüfusun en az 15 milyonu dayak, 3 milyona yakını da işkence mağduru. 14 milyona yakın yetişkin fiziksel bir şiddete maruz kaldığında şiddete şiddetle yanıt vereceğini söylerken, 3 milyona yakın kişi hiçbir şey yapmayacağını ifade ediyor.

Araştırmanın koordinatörlüğünü üstlenen İstanbul Bilgi Üniversitesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Murat Paker, ekonomik krizler ve şiddet ilişkisini değerlendirirken, son yıllarda birçok şiddet türünde artma eğilimi olduğundan bahsediyor. 

Evrensel’den Serpil İlgün’ün sorularını yanıtlayan Paker’e göre, “Türkiye toplumunun sosyo ekonomik açıdan çok hızlı değişmesi, bunun da değerlerin çözülmesini, pusulasızlaşmayı beraberinde getirmesi” ana faktörlerden…

“Yapılan çalışmalar gösteriyor ki, ekonomik zorlukların arttığı yıllarda linçler artıyor” diyen Paker, sözlerini şöyle açıyor:

“Bu ama çok doğrudan değil de biraz daha dolaylı bir ilişki. Bu dolayımı da siyasi egemen söylem sağlıyor. Yani “Ben kendimi kötü hissediyorum, tehdit altında hissediyorum, gelirim azalıyor, geleceğe dair umutsuzum vs. Peki, kimi sorumlu tutacağım?” Gerçekten sosyo politik bir analiz yapılsa sorumlular belli. Ama onlar zaten egemenler. Benim öyle bir siyasal bilincim, becerim, alışkanlığım yok, bilmem ne partisine veya hareketine katılayım da bunları değiştirmek için yollara düşeyim... Böyle bir bilincim yoksa ne yapacağım, nasıl açıklayacağım, öfkemi kime yönelteceğim? Diğer yandan güvendiğim birileri diyor ki, “Bunu Batılılar, Yahudiler, Araplar, mülteciler, göçmenler, Kürtler vs’ler yapıyor!” Bunların gerçek nedenlerle hiçbir ilişkisi yok ama onlar günah keçisi olarak işaretlenip, geniş kitlelerin önüne atılıyorlar. Kitleler de oralara yöneliyor. Linç vakalarını artıran da bu yönelim. Dolayısıyla, şiddet de artıyor.”

Türkiye’nin geldiği noktayı analiz eden Paker, “Toplumun geleneksel yapıları, geleneksel sosyolojik dengeleri çok hızlı değişince, eskiden belli bir dengede duran aile yapıları, mahalle yapıları, küçük birimlerdeki dayanışma ağları çözülüyor, yıpranıyor ve tabii ahlak sistemlerinde de ciddi bir aşınma, ciddi bir erozyon oluyor” diyor ve ekliyor: 

“Buna hızlı bir kentleşme, yeni sosyal birimlerin ve dengelerin kurulmasında zorluklar, karmaşalar, pusulasız kalmalar eklenince, bütün bunlar insanların yeni etik dengeler bulmalarını sağlayacak ortamlarda bulunmalarını zorlaştırıyor. Bu aynı zamanda çok genel anlamıyla epeyce narsistik bir kültürün iyice boy vermesi demek. Yani herkesin kendini çok önemsemesi, öne çıkmayı çok önemsemesi, aynı zamanda öteki sayılan insanlara herhangi bir empatik yakınlık duyamaması demek. Böyle bir çürüme bu. Çünkü şiddet uygulayabilmek için ötekini hissedemeyen, empatisiz, ben-merkezci bir noktaya kaymış olmak gerekir.”

Kadınların bir değişim yaşadığının altını çizen Paker, “Eskiden evinde ‘uslu uslu’ oturup itaat eden kadınlar artık o kadar itaat etmek istemiyorlar; çalışıyorlar, gerekirse boşanıyorlar. Bu durum geleneksel erkek iktidarını zorluyor” görüşünü dile getiriyor.

Bu noktada da erkeğin, “müthiş bir yenilgi, değersizlik, müthiş bir tehdit gibi algılara kapıldığını ve tehdit kaynağı olarak gördüğü kadını yok etmenin bir çare olduğunu düşündüğünü” söylüyor.

Paker, “Türkiye’de son 10-15 yılda adalet bahsinde işin iyice şirazesinden çıktığı” yorumunu yapıyor.

Bunun da şiddetin artmasına yol açtığını kaydeden uzman, şunları söylüyor:

“Akla hayale gelmeyecek uygulamaların her gün boyuna yapılması, her gün acayip şiddet yöntemlerine başvuruluyor olması ve bunu devletin yapıyor olması, örneğin hiç alakası olmadığı halde binlerce insanın cezaevlerinde tutulması, trajikomik iddianamelerle hayatlarının karartılması... Bütün bunların kendisi bizatihi oldukça büyük şiddet eylemleri. Şiddet dediğimiz şey sadece fiziksel olmuyor, daha yaygın olarak karşılaştığımız psikolojik veya sembolik olarak sınıflandırdığımız şiddet türleri de var. Ayrımcılık gibi, tehdit/hakaret gibi, işten atmak, iş bulamaz, saygın bir hayat süremez hale getirmek gibi.”

“İktidarın, biz ve onlar söylemini her gün biraz daha kuvvetli kurması, rıza göstermeyi, dolayısıyla şiddeti meşrulaştırmayı daha da pekiştiriyor” diyen Paker, MHP’nin Meclis’e sunduğu tartışmalı af yasası teklifine de değiniyor.

Teklifin, 80 milyonun bütününü içermediğini söyleyen Paker, “Yani katilleri içeriyor, çeteleri içeriyor, uyuşturucu tacirlerini içeriyor vs. ama düşünceleri nedeniyle cezaevinde olanları içermiyor” diyor ve şöyle devam ediyor:

“Ama mafya o tahayyülün içinde, önemli bir parçası hatta. Dolayısıyla onların gözünde toplumsal barış için o mafyanın dışarı çıkartılması gerekiyor.”


Söyleşinin tamamına buradan ulaşabilirsiniz.