Maya Arakon
Ara 02 2017

Kocadan babaya, devletten iktidara şiddetin halleri!

Kadınlar, İstanbul, Ankara ve Türkiye’nin çeşitli kentlerinde yürüyüşler düzenleyerek erkek şiddetini protesto etti.

Bu eylemler son derece haklı ve gerekli. AKP iktidarı döneminde kadına yönelik şiddet yüzde 1400 artmış durumda ve daha da kötüsü özellikle aile içi şiddet ve koca şiddetinin neredeyse tümüyle cezasız kalıyor olması.

Kocalarından dayak yiyen, fiziksel ve  manevi şiddete maruz kalan kadınlar ancak bizzat o koca tarafından öldürüldüklerinde haber değeri kazanıyor.

Ancak ondan sonra devlet "baba"! kadına koruma kararı çıkartıyor. O zamana kadar gerek aile ve mahalle gerekse de karakolda "kocandır döver de sever de, yuvanı yıkma, baba evine mi döneceksin bu saatten sonra (zira döneceği baba evinde de muhtemelen o şiddetin farklı bir türüne maruz kalacak.

Bu sefer de ya babası ya da ağabeyi tarafından tartaklanacak) gibi söylemlerle kadınlar bizzat işkencecisiyle yaşamaya teşvik ediliyor.

Bunlar hepimizin malumu. Peki toplumdaki bu şiddet patlamasına neden şaşırıyoruz?

Şiddet olayları AKP zamanında iyice görünür hale geldi evet ama öncesinde çok mu barışçıl bir toplumduk?

Bu memlekette ana-babalar çocuklarını ilk okulda öğretmene "eti senin kemiği benim" diye teslim etmiyor mu?

Bu memlekette 37 günlük bebeğe cinsel şiddet uygulanmadı mı, kollarında  bacaklarında sigara söndürülmedi mi?

Şiddetin her türlüsü bir "terbiye ve eğitim" yöntemi olarak kullanılmıyor mu?

İlkokuldayken öğretmeninden dayak yemeyen kaç kişi var aramızda? Ellerine cetvelle, hatta daha da acıtsın diye cetvelin kenarıyla vurulmayan kaç kişi var?

Bütün sınıfın gözü önünde bir köşeye tek ayak yüzü duvara dönük ceza almayan?

Ceza ve dayakla çocuk büyütmeyi eğitimin doğal bir parçası olarak gören öğretmenler tarafından eğitilen bir toplumuz biz. Belki şimdilerde büyük şehirlerdeki özel okullarda durum daha farklı ama Anadolu'da hâlâ bu sistemle çocuk eğitiliyor. Sonra ne mi oluyor?

Sadece bir sabah gazetelere baktığımızda bile gördüğümüz şeyler oluyor işte:
- Edirne’nin Enez ilçesinin ’95. kurtuluş yıldönümü’ nedeniyle düzenlenen törende, avcıların vurdukları domuzlar kamyona konulduktan sonra tören alanından geçirilerek izleyenlere sergileniyor.  Çoluk çocuk genç yaşlı bu görüntüyü izliyor. Öldürmek, katletmek bu kadar kolayca doğal ve meşru hale getiriliyor. Şiddetin vatan kurtaran hali!
- Malatya'da Yeşilyurt ilçesindeki Cemal Gürsel, Gökalp ve Mercan Mahalleleri'nde yaşayan Alevi ailelerinin evlerinin kapıların kırmızı boya ile çarpı işareti konuluyor. Aynı Nazi dönemindeki gibi. Daha önce Sivas, Çorum ve Maraş'ta yine böyle evleri işaretlenen Aleviler katliama uğratılmıştı.

Elbette bu katliamlara bir gönderme var bu çarpı işaretlerinde. Aksini düşünmek en basit tabiriyle saflık olur. "Ayağınızı denk alın yoksa sonunuz öncekiler gibi olur" deniyor yani.

Peki medyaya yansıyan o resimdeki yaşlı kadının gözlerindeki korkuyu gördünüz mü? O korkuyla her gece uykuya yatıyor Aleviler. Sırf Alevi oldukları için buna maruz kalıyorlar.

Aynen Türkiye'de bir avuç kalmış olan Gayrimüslimler gibi. Acaba evimizi dükkanımızı kundaklarlar mı, sabah sağ çıkar mıyız tedirginliğiyle gidiyorlar her gece yataklarına. Şiddetin etnik-ırkçı-dinci hali!
- Konya'nın Ereğli ilçesinde göçmen kuşların uğrak yeri olan Akgöl Sazlığı'nda 6 flamingo öldürülmüş olarak bulunuyor. Kuşlar önce tüfekle vurmuş, sonra da boğazlarını kesmişler.

Daha önce de İztuzu plajına yumurta bırakan ve soyu tükenmekte olan Caretta Caretta'lara benzer bir katliam düzenlenmişti hatırlarsanız. Akdeniz sahillerine gelen ve gene soyu tükenme tehlikesi altında olan Akdeniz foku Monachus Monachuslar da aynı akıbete uğramıştı ve denizde cesedi bulunan bir fokun, başından tüfekle vurulduğu anlaşılmıştı.

Daha bir kaç ay önce yavru köpeğin kulaklarını kesip fotoğrafını sosyal medyada paylaşan ruh hastalarını hatırlıyor musunuz peki?

Nasıl bir insan kendi halinde orada yaşamakta olan bir hayvana, hele ki bir yavru köpeğe böyle işkence edebilir

Şiddetin hayvan katleden hali!

- Trabzon’daki Karadeniz Teknik Üniversitesi’nde (KTÜ) Öğrenci Kolektifleri üyeleri, KTÜ’yü yeni kazanan öğrencilere yönelik ‘Hoşgeldiniz’ sloganıyla bir tiyatro gösterisi hazırlıyor, kendi bildirilerini dağıtmaya başlıyor ancak özel güvenlik öğrencilere saldırıyor.

Çocukların özel güvenlikten dayak yedikleri yetmediği gibi bir de toplamda 10 yarıyıl ve beş hafta uzaklaştırma cezası alıyorlar. İşledikleri çok büyük bir suç tabii: tiyatro oynayıp bildiri dağıtmak(!).

Bu tür özel güvenlikten ya da kampüslere bizzat rektörler tarafından çağırılan ve sözde "özerk","bilim yuvası" olması gereken üniversitelerde ölesiye dayak yiyen öğrenci örneği çok var maalesef.

Şiddetin üniversite hali!

- Memleketin dört bir yanından gelen çocuk istismarı, cinzel taciz ve tecavüz haberleri ve akabindeki cezasızlık konularının hangi birini yazmak lazım?

Öyle ki çocuk gelin olayı ve çocuk istismarı artık genel bir durum haline geldi maalesef. Aile içinde kocaların eşlerine tecavüz etmesinin henüz hukuk kültürümüzde bir yeri olmamasına değinmiyorum bile.

Şiddetin cinsel hali!

- Esenyurt’ta bir polis memuru lise öğrencisi 16 yaşındaki Ömer Barış Topkara’yı hırsızlık şüphesiyle gözaltına alıyor ve elleri kelepçeliyken başından tabancayla vuruyor.

Mahkeme, sanık polise önce ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası veriyor. Ancak daha sonra mahkeme ‘eylemin haksız bir fiilin meydana getirdiği hiddetin etkisi altında haksız tahrik’le işlendiği gerekçesiyle bu cezayı önce 14 yıla indiriyor, bununla da yetinmeyip iyi hal indirimi uyguluyor ve böylece ceza 11 yıl sekiz aya düşürülmüş oluyor.

Ağırlaştırılmış müebbetten 11 yıla! Mahkemenin üye hakimlerinden biri ise polisin yeteri kadar tutuklu kaldığını ve tahliye edilmesi gerektiğini söylüyor. Bu arada "kasten yapmadım" diyerek ceza indirimi alan polisin ifadesi bilirkişi raporuyla yalanlanmış, polisin parmağının tetikte olduğu, yani "kasit olduğu" da kayıtlara geçmiş.

Düşünün, 16 yaşındaki evladınız bir gün arkadaşlarıyla bir AVM'ye gidiyor ve geriye cesedini alıyorsunuz!

Şiddetin polis hali!

- Haber değeri bile olmayan yeşil katliamlarını, altın madeni için feda edilen ormanları, termik santral için yok edilen ağaçları, denizleri, körfezleri, zeytinlikleri de ekleyelim buraya. Ağaç değil beton seven bir zihniyetle mücadele ediyoruz yıllardır.

Şiddetin beton hali!

- Haksız yere çıkarıldığı işini geri istediği için 264 gündür açlık grevi yapan ve akla hayale sığmayan suçlamalarla cezaevine konulan akademisyen Nuriye Gülmen, savcının tahliye istemesine karşın uzun süre tahliye edilmiyor. Bir damlacık canı kalmış olan Nuriye, anlı şanlı TC Devletine tehdit olarak algılanıyor olsa gerek. Sedat Peker elini kolunu sallaya sallaya kanımızda duş alma fantazisini gazetelere tefrika yaparken Nuriye'nin "kaçma tehlikesi" aylar sonra bitiyor.

Şiddetin yargı hali!

Bu listeyi sayfalarca uzatabilirim.

Toplumsal yaşamımız bitmeyen bir şiddet sarmalına dönüşmüş durumda.

Hayvan, ağaç, bitki, çiçek, tarihi eser, çocuk, insan sevmeyen, kendine benzemeyeni direkt yok etmeye meyilli ve genel eğitim seviyesi ilkokul ikiden terk olan bir toplumun birbirini "vay sen trafikte beni nasıl sollarsın" diye öldürmesinden daha doğal ne olabilir ki?

Bu toplumdan hergün artan dozda nefret söylemi çıkmasından daha doğal ne olabilir?

Hiç kimse de kalkıp "ama Türk toplumu misafirperverdir" vs demesin.

Bütün Avrupa'yı sağ salim geçtikten sonra Türkiye'de tecavüze uğrayıp öldürülen "barış gelini" Pippa Bacca'nın annesine; karnındaki 9, yanındaki 10 aylık iki bebeğiyle komşuları tarafından kaçırılıp tecavüz edildikten sonra katledilen Suriyeli Mefta Emani'nin eşine bir sorun bakalım Türk toplumu nasıl bir toplummuş?

Kimse kendini kandırmasın. Bebeklikten itibaren şiddet içinde büyüyen insanlarız biz. Fırsat bulduğumuz anda da nefret objelerimizi katletmekte beis görmüyoruz.