Müslüm Yücel
Oca 13 2018

Türkçe ve Kürtçe’de haiku’nun serüveni

Haiku’nun bildiğimiz tarihi 17’inci yüzyıldır. Japonya’da başlayan bu şiir 19’uncu yüzyıla kadar ikinci sınıf bir şiir olarak yorumlanmıştır.

Haiku an üzerine yoğunlaşmanın şiiridir ve o an, ilk mısrada donar, ikinci mısrada donmuş zaman hareketlenir ve son mısrada, tek başına bir duygu seli kaplar okuyucuyu. Bu haikunun bilinen formudur.

Zaman içinde bu form doğa, ruh ve evren olarak da yine bir üçlü dizge içinde gelişir. İlk mısrada resmi çizilebilen doğa, ikinci mısrada ruhumuzu ve üçüncü mısrada da varlığımızın evren içindeki yerine işaret eder; çoğu zaman üçüncü mısra boşlukta durur.

Bu aynı zamanda bedenimize sirayet eder. Bir bakıma şair ilk mısrada görür, ikinci mısrada duyar, üçüncü mısrada kalbiyle, göz ve kulaklarına gelen duyumlara anlam verir. Böylece yaşadığımız dünya, kalbimizde biçim alır.

Derin duygular bu şiir dizgesi içinde bilgi değil, yekten ruhtur. Tanımlar dolaylı değil, doğrudandır. Haiku’nun geleneksel formu üç dizedir ve bu üç dize 7 ya da yedi hece olarak değişir. Düzenli ya da düzensiz bir kafiye sistemi ya da vezin gerekli değildir.

Türün ilk örneğini Matsuo Başo (1644- 1694) vermiştir. Başo’nun 270 haiku’su Oruç Aruoba tarafından farklı dillerden karşılaştırılarak “Kelebek Düşleri” adıyla yayımlanmıştır. Cevat Çapan ve Kenan Sarıalioğlu “Haikular” adıyla bir seçki sunmuşlardır.

Türkçe Haikular

Türk edebiyatında haiku, batı edebiyatına açılmak istenirken, tesadüfen rastlanan bir doğu gemisi içinde, Garip hareketi etrafında gündeme gelmiştir. Türün ilk örneğini de Orhan Veli vermiştir. Veli dışında Behçet Necatigil, İlhan Berk, Ahmet Oktay, Sina Akyol, Oruç Aruoba, Coşkun Yerli, Türkçe haiku yazan kimselerdir.

Edebiyatın pek çok alanında ürünler veren ama ne yazarsa yazsın kendini şair olarak kodlayan Ahmet Oktay’ın haikuları sanırım ilginç olacaktır. Oktay’ın “Cehennem Seğirdi Vakitten” adlı şiir kitabının bir bölümü Cehennem Hai-Ku’ları adıyladır.

Bu bölümde Düş, Mezarlıkta, İstek, Yolcu, Öpüş, Vapurda ve Öngördü adıyla toplam yedi haiku vardır. Bunlar hem genel haiku tanımı ile örtüşür  hem Oktay’ın siyahi şiir çizgisine dahildirler:

“Lapa lapa yağan karı düşledim/ Pencerenin önünde bütün yaz/ Baktım ki, kan içindeyim”

Düş adlı bu haiku da kar toplamında bir bolluk bereketin, hayra açılan bir yolculuğun, gelecek güzel mevsimin ayak sesleri olarak dikkatimizi çeker. İkinci mısrada kar yağışının mevsimine odaklanırız; yaz. Doğasıyla bir umutsuzluk, bir beklenti uzamı ve bir yere gidememe ruhu bizi takip eder.

Son mısrada görülen değil, düşlenen gerçek ile bir yüzleşme söz konudur:

"Baktım ki, kan içindeyim… Kan, varlık içinde yokluk; kan, gelecekten umudu kesmek, dahası kan, acaba yarın gelecek mi korkusu… Yarın yoktur… Dahası, düş görülmez, bu düş düşlenir. Düşün görüldüğü yer, cehennemdir."

(Ahmet Oktay, Cehennem Seğirdi Vakitten, YKY, İstanbul 1996)

Kürtçe haikular, Türkiye Kürtleri arasında ilk defa Berken Bereh ve Kawa Nemir tarafından yazılmışlardır. Bereh ve Nemir’in haikularında her önerme anlamı dile getiren mantıklı bir yapı içinde sunulur. Böylece nesne yerini göstergeye bırakır.

Anlam parçalanır, yerini simge alır. Bu simge de kendi içinde devrilebilir, işaret etme de buna dahildir. Kürtçe haiku da bu haller, hem gündelik dil içinde bir gösterge, hem şiirsel olan ile bir eşitlik ruhuna dahil olup hoş bir doğa ve doğal dil oluşturur.

Berken Bereh’in şiiri arı bir şiirdir. Bildiği dilin ve yaşadığı hayatın dışına çıkmaz. Hayatı ve dili ne kadarsa şiiri de o kadardır; farklı evrenler, bu şiire katkı sundukları oranda, şairin dünyasında da yer edinirler: Etkiye yarı açık ama kendi günlük hayatına da sıkı sıkıya bağlıdır imgelemi. Kendi felsefesini kendisi oluşturur:  

“Her dilenci ve sokak/ Seni bana soruyor/ Bulmaca gibi”

Diğer yandan doğa ile kurulan ilişkide hiçbir yapaylığa izin verilmez. Aşağıda anacağım ve temel düzeneği “ayın söğüdün parmağını emmesi” dizesi gösterge ve nesne bağlamında en uç örneklerden biridir. Haiku susku üzerine kurgulanmıştır.

Rüzgar, nehir vs. her şey susmuştur ve bu susku karşısında ay, söğüdün parmaklarını emmektedir. Doğrudan bir çocukluk, bir oral evre içinde belki de dilini konuşamamanın- büyümüş olsa bile kendini ifade edememenin, her türlü yasak ve belanın zehirli belagatidir bu:

“Rüzgar sustu/ Nehir sustu/ Ay emmekte söğüdün parmağını”

(Berken Bereh, Pandomim, Belki yay, 2006)

Yaklaşık yirmi beş yıldır Kürtçe şiir yazan Nemir üç yüz haikusu “Morana Gerdune/ Baye Labute” (Sisli Dünya/ Zıpkınlı Yel, 2017, Lis yay, 2007) adıyla yayımladı.

Nemir’in haikularında ilk mısrada doğa tasviri verir, ikinci mısrada eylem ve son mısrada soru imleri gelişir…

İlk mısrada bir fotoğraf vardır; bu fotoğraf resmi yapılacak kadar gözle görülebilir, gerçektir. Sonra bu fotoğraf bizi düşünmeye ve sormaya iter.

Soru, ilk iki mısra ile bağımsız ama bütün içinde, bize bir mesel de bazen bırakır. Sanki bir zen ile karşı karşıyayızdır ve bu zen bize, minimal ölçekte bir felsefe sunmaktadır.

Gereksiz detaylar, soru ve eylemle açılmayan sığ sular terk edilir; detaylar, arındırılmış birer kompozisyon gibi serilir gözlerimize. Ağlayan dut ağaçları, ıslak yılanbalıkları, yaşlı merkepler, buğday görünce keyfi yerinde olan fareler Nemir’in yazdığı haikularının konuklarıdır.

Nemir’in anlatısı yalnızca söylenen- yazılan şiir değildir; bunlar, günün birinde anlatılacak birer masaldırlar. Aşağıda anacağım örnekte Nemir ilk mısrada bir fotoğraf sunuyor, ikinci mısrada masal anlatıyor:

“Yaşlı boz eşek/ Köyün bütün yükünü kuyruğunda taşıyor/ Sarı dumanlı tepe”

 

Related Articles

مقالات ذات صلة

İlgili yazılar