Devletin değil demokrasi ve insan haklarının yanında olanlar

Gülten Sarı ile Ali Abaday’ın sunduğu İki Kafadar’da bu sefer Altın Küre adaylarından The Trail of the Chicago Seven filmi konuşuldu. 

Aaron Sorkin’in yönettiği, En İyi Film (Drama) ve En İyi Yönetmen dahil beş dalda Altın Küre adayı olan filmle ilgili Ali Abaday ilk olarak kadrosunun oldukça iyi olduğunu belirtti. Eddie Redmayne, Sacha Baron Cohen, Mark Rylance, Joseph Gordon-Levitt gibi oyuncuların yer aldığı yapım için Abaday, “Belki de söylenebilecek az sayıdaki negatif şeylerden biri kadın oyunculara neredeyse hiç yer verilmemiş olması. Evet, tarihsel bir olaya dayanıyor ancak yine de senaryoda ufak bir değişiklik yapılabilir ve bir kadın oyuncu da öne çıkarılabilirdi” dedi.

Gülten Sarı filmi çok beğendiğini, Sacha Baron Cohen’i çok beğenmese de bu filmde müthiş bir başarıya imza attığını söyledi. Sarı, “Ben John Caroll Lynch’i daha çok gerilim ve korku filmlerinde kötü adam olarak görmeye alıştım. Bu filmde ise ailesine bağlı, savaş karşıtı ama şiddete de karşı bir aile babası rolünde. Bir sahnede mahkeme görevlisine vurduğunda da her insanın bir sabır noktası ya da sabrının bir sınırı vardır durumunu gösteriyor” ifadesini kullandı.

Michael Keaton’ın eski adalet bakanı rolünde oldukça iyi olduğunu aktaran Sarı, “Chicago yedilisinin avukatları ile konuşurken, mahkeme devlet suçlaması beni oldukça etkiledi. Orada, ‘Chicago eylemlerinde şiddeti başlatan esasında polistir. Bizim departmanımız bunu kanıtladı’ sözleri beni etkiledi. Devletten değil, adalet ve insan haklarından yana olduğunu gösterdi” yorumunu yaptı. 

Ali Abaday da filmle ilgili olarak Selim Eyüboğlu’nun “Hollywood üst metin veriyor” tanımlamasının doğru olduğunu belirtti. “The Trail of the Chicago Seven’da seyirci zaten hangi karakter ile özdeşleşeceğini, konunun nereye gideceğini, kimlerin iyi kimlerin kötü olacağını biliyor. Bu açıdan da izlemesi kolay. Tabii bir de Nixon döneminden bir olayı anlatıp Trump dönemine gönderme var. Fakat, dönemin hükümetinin yanında yer alanların tarih tarafından yargılanacağının da güzel bir örneği” ifadesini kullandı.

Filmin çok katmanlı olduğunu aktaran Gülten Sarı, “Irkçılık meselesi işleniyor. Hakimin bu anlamda tipik bir beyazı yansıtması işleniyor. Baş savcı yardımcısının bile tahammül edemediği, diğer avukatların ırkçılıkla suçladığı bir hakim. Martin Luther King’e göndermeler var. Özgürlükler, demokrasi, Vietnam Savaşı karşıtlığı… Benim dikkatimi çeken bu yedi kişinin çok da birbiriyle aynı olmadığı. Ben onları yedi benzemez olarak nitelendiriyorum çünkü tek ortak noktaları demokrasi, insan hakları ve Vietnam Savaşı’na karşı olmaları” yorumunu yaptı.

Sarı, Cohen’in canlandırdığı Abbie Hoffman’ın başından beri “politik bir dava” sözünün film ilerledikçe ne derece doğru olduğunun göründüğünü de belirtti.

Ali Abaday, Gülten Sarı’nın farklı grupların aynı temelde birleştiği görüşüne katılarak, “Belki de Türkiyeli izleyicinin en dikat etmesi gereken nokta burası. Farklı görüş ve ideolojideki insanlar istemedikleri yönetime karşı birlikte hareket ediyor. Biz muhalefette bunu tam göremiyoruz. Burada hepsi farklı bir noktada dursa da işte o Demokrat Parti Kongresi’ne karşı aynı parkta toplanıp birlikte yan yana duruyor. Veya en anlaşamayan iki karakterden Tom Hayden gözaltına alınınca kefaletini Abbie Hoffman ödemeye gidiyor” dedi.

Gülten Sarı filmin bu yıl ödül törenlerinden boş çıkmayacağını savunurken Ali Abaday bu noktada ona katılmadığını ve Nomadland’in şansının daha yüksek olduğunu düşündüğünü söyledi. Abaday programın sonunda bu filmi beğenenlere 12 Kızgın Adam (12 Angry Men) ve Babam İçin (In The Name of the Father) yapımlarını önerdi.

 

 

Listen to "Devletin değil demokrasi ve insan haklarının yanında olanlar" on Spreaker.