Mehmet yatağında öldürüldü, ismini kimse duymadı…

Silopi’deyim. Karşıyaka Mahallesi’nde oldukça yoksul bir eve giriyorum. Odanın bir köşesinde yatak döşekler üst üste konulmuş, bir elektrikli soba çalışıyor. Duvarda küçük bir çocuğun resmi var, ismi Mehmet, Mehmet Mete.

Anne ve baba ile oturuyoruz. Baba eskiden kamyon şoförlüğü yapıyormuş, şimdi Silopi’deki birçok kamyon şoförü gibi o da işsiz. Birazdan saçı örgülü, iri siyah gözlere sahip bir kız çocuğu geliyor okuldan. Mehmet’in ikizi, Mercan.
Bana Mehmet’in resmini getirip elime veriyor annesi. Ve sitemkâr bir şekilde anlatmaya başlıyor: “Mehmet’im öldü, ufacıktı. Ama sesi hiç duyulmadı” diyor.

Bu yazıyı annenin arzusu ile, Mehmet’in duyulmayan sesini geç de olsa duyurmak için yazıyorum.

Silopi’de 14 Aralık’ta başlayan sokağa çıkma yasağının yedinci günüydü, 21 Aralık 2015. Mehmet’in babası kamyon şoförlüğü yapıyordu, Irak’taydı yasak başladığından beri. Anne dört çocuğu ile birlikte Karşıyaka Mahallesi’ndeki evinde yalnızdı.

Silah ve bomba sesleri artmaya başlayınca korktular, Mehmet’in amcasının sokağın karşısında, mahalle camisinin hemen aşağısındaki evine gitmenin daha güvenli olacağını düşünerek oraya gittiler.

O gün Mehmet’in doğum günüydü. 11 yaşına girecekti. Yatak olarak kullandıkları divanın üzerinde uzanmıştı ama uyanıktı. İkiz kız kardeşi de uyanık, yanındaydı. Anne Gurbet yer sofrasını kuruyordu. O sırada bir şarapnel parçası eve isabet etti ve yatakta uzanmış olan Mehmet’in kafasına değdi. Mehmet’in yüzünün yarısı gitti. Odadaki çocuklar, anne herkes çığlık çığlığaydı.

Mehmet oracıkta ölmüştü. Anne defalarca polisi, hastaneyi ambulans yollaması için aradı ama ambulans gönderilmedi. Kurşun yağmuru arasında, komşuların desteği ile Mehmet’in cenazesi oldukça zor bir şekilde yakındaki boş camiye götürüldü ve bir taşa bırakıldı.

Mehmet’in cansız bedeni iki hafta öylece camide kaldı. Anlatırken “ne yaptıysak bize ambulans gönderilmedi” diyerek ağlıyor anne. 16 gün sonra polisler Mehmet’in cenazesini camiden alarak Şırnak’a götürdüler. Aile uzun süre cenazeyi aradıktan sonra, Şırnak’ta morgda olduğunu öğrendi.

Yedi gün sonra aileye haber verilmeksizin Mehmet’in cenazesi defnedildi. Ölümünden 23 gün sonra Mehmet bir mezara kavuştu. Sevdikleri ona veda edemeden...

Mehmet’in ölümünden sonra bir gün polisler eve gelirler. Anne şöyle anlatıyor o günü:

“Bir kere geldi polisler. Mehmet nasıl öldürülmüş, diye sordular.  Ben Mehmet’i siz öldürdünüz dedim. Onlar da Mehmet’i biz değil, PKK öldürdü dediler. Ben de dedim valla siz öldürdünüz.

PKK’de tank ve top yoktu ki. Onlar bize tank ve top ile saldırmadı ki. Tank ve top sizde vardı. Biz siviliz, PKK’li değiliz. Savaş bizim etrafımızda oldu. Mehmet yatağında öldürüldü. Bana 1000 yıl hapis de verseler, bunu söylemeye devam edeceğim.”

Aile daha sonra devlet aleyhine dava açtı, ancak dava reddedildi.

Mehmet’in ölümünden sonra aile oldukça yalnız kalmış. “Komşularımız bile bizi sormadı. Mehmet’in ölümü haber olmadı. Başsağlığında bile yalnız kaldık. Bizi kimse duymadı” diyor Gurbet anne.

“Benden bir isteğin var mı?” diye soruyorum:

“Mehmet yatağında öldürüldü. 10 yaşındaydı. Bu cinayet unutulmasın. Oğlumun ölümü kaybolmasın.  Dünya duymalı. 10 yaşındaki bir çocuk, yatağında öldürüldü. Bizim davamızı unutturma, çünkü ben kahroluyorum.”

Gurbet anneyi dinlerken ben de kahroldum. Mehmet’i duymadık, Silopi’deki birçok başka ölümü daha duymadık.

Bu yazı Gurbet anne için, Mehmet için, yatağında öldürülen tüm çocuklar için.

Onlar kaybolmasın diye…

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.
Bu blok bozuk ya da eksik. Eksik içeriğe sahip olabilir ya da orijinal modülü etkinleştirmeniz gerekebilir.