'Ziraat'ın kurtardığı Simit Sarayı'nın sırtını yasladığı yerin sırrı'

Ziraat Bankası’nın Simit Sarayı’nı satın alma girişimi son günlerin tartışma konusu.

Devlet bankasının bir özel teşebbüsü satın alma hamlesi kafalarda soru işaretlerine yol açarken işin içinde eski AKP milletvekili Tevhit Karakaya'nın, simit devinin sahibi Abdullah Kavukçu’nun dayısının olduğu belirtiliyor.

Sözcü yazarı Serpil Yılmaz, 500 milyon dolarlık borcun da konuşulduğu satın almaya ilişkin olarak, “Bir şans görülüyorsa, ‘Şahane marka oldu’ denilen noktada bunlara bakarsın. Nasıl olmuş diye bakarsın? Bir bakıyoruz Karakaya var. Bu ahbap çavuş ilişkisi dediğimiz şeyi ekonomide görüyoruz. Burada çok dükkan var. Dükkanların sahibi ve çok sayıda franchising var. Burada çok kazanan var. O dükkanların sahiplerinin gayrimenkulleri ne kadar?" diye sordu.

Yavuz Oğhan'ın Bidebunuizle programına konuk olan Yılmaz, "Dünyanın 25 ülkesinde franchisingleri var. Bunlar sadece bir marka yaratmış. Yurtdışında dükkan açan markalara destek veren Turquality diye bir sistem var. Bu sistem markalara yüzde 50 kira desteği veriyor" bilgisini paylaştı.

“Adama sürekli para geliyor. Kendine uçak almış. Şimdi ailesiyle Londra’da yaşıyor. Dosyada 500 milyon dolar bilgisi var” diyen Yılmaz, şirketin kötü yönetimle bankalardan aldığı krediyi ödeyemeyecek duruma geldiğini ifade ediyor ve ekliyor:

“Banka sorunu çözmeye çalışıyor. Bunlar da ‘Biz şirketi fona satacağız, yatırım gelecek’ diyorlar. Kimse çıkmayınca Ziraat Girişim satın alıyor."

“Bence alacaklı bankalar bu işi körüklüyor. Onların işine geliyor. Çünkü durum kötüleşiyor" diyen Yılmaz, sözlerine şöyle devam ediyor:

"Ama bu kredileri verirken onlar da neye göre verdiler. Bunu da ayrı sorgulamak gerekiyor. Başka bir çıkar ilişkisi mi var?Burada kritik ve ayrıştırıcı olan başka bir şey var. Ziraat Bankası kalkınmayı desteklemek için girişim fonu kurmuş. Bundan biz ne anlarız? Ben teknoloji şirketi anlarım. Başarılı, biraz daha omuz verdiğin zaman rekabet gücü yükselecek şirket anlarız. Dükkan açıp simit satacaksan buna ne gerek var? Bu desteği başka bir alanda kullanabilirdin. Savunma sanayimizle övünüyoruz değil mi? Ben geçen gün bir çalıştaya gittim. KOBİ’lerin başındaki adam ağladı. Siz bizi desteklemiyorsunuz diye tartışma çıktı."

Gazete Duvar'dan Filiz Gazi ise, Simit Sarayı'nın ilk dükkân açılışının AKP’nin iktidara geldiği yıl olan 2002'de olduğuna dikkat çekiyor.

"A101, BİM ve Simit Sarayı gibi şirketlerin arkasında iktidar partisinin önde gelen destekçilerinin olması son 15 yılın şirketleşmiş devletinin olağan sonucu" diyen Gazi, "Seçim dönemi yapılanlar, söylenenler ve dahi tüm iktidarda oldukları dönem boyunca sürdürdükleri söylem benzeri bir sunuş biçiminin Simit Sarayı ürünlerinde olduğunu da söyleyebiliriz. Simit Sarayı’nda satılan ürünler TOKİ evleri gibi. Kafanı sokacak bir yer mi istedin? Al, hepsi aynı sevimsizlikte gri, tek sıra evler… Simit Sarayı’nda da doyuluyor bir şekil" yorumunu yapıyor.

Halkın parasıyla Simit Sarayı'nın kurtarılacağına vurgu yapan yazar, Simit Sarayı mağazaları üzerine saha çalışması yapılacak kadar önemli olduğu görüşünü dile getirerek şunları kaydediyor:

"Misal aynı manzaraya bakan iki dükkan yan yanayken çoğunluğu Simit Sarayı’nı tercih etmek zorunda. Niyesi sadece ekonomik nedenden değil. Bir diğer neden öteki mekanda kabul görmeyeceği ihtimalinden dolayı. Muhafazakar seçmenin uzun yıllar CHP’den yana çekinceleri olması gibi.

HDP’nin sahalara çıkmasıyla halkların umudu kabarmış olsa da tek tek tüm seçilmişlerin hapse atılmaları ne yazık ki çaresizce izleniyor. Ancak baştan kurduğum analoji sanki bir şey söylüyor. Mağaza batıyor. Seçmen, müşteri olay mahallini terk ediyor. Bir umut sermayeye başvuruluyor ama o da faş oluyor. Dünya düzeninin abecesi gereği burjuvaziden yoksula, sınıfların aynı dükkanlarda, mağazalarda dolaşması mümkün olmasa da hırsız pekala biliniyor. İşin açıkçası, Türkiye için bunun ne anlam ifade ettiğini ileri vadede bilmiyorum. Yalnız şu var… İnsani ilişkilerde tanışma faslı vardır. Sonrasında tanıma. Hiç hoşlanılmamışsa akabinde kaçma. AK Parti’nin hiç olmadığı kadar kendini afişe ettiği bir dönemdeyiz. İleri vade için bunun sonuçları, bugüne kadar görmediğimiz şeyler olacak."