Selim Eyüboğlu
Ara 31 2017

2017’nin En Sıra Dışı Sekiz Filmi

2017 yılında çıkan filmleri en iyi sekiz filme indirgesek bile içlerinde bir sıralama yapmak eşyanın tabiatına aykırıymış gibi geliyor.

Filmleri üzerimizde bıraktıkları izlere göre değerlendiriyorsak, bazen hatırladığımız tek bir sahneden ya da anlık bir duygudan yola çıkarak hafızamızda kalan bölük pörçük izleri farkına varmadan bambaşka bir hikâyeye dönüştürebiliyoruz.

Ve eğer bir değerlendirme yapmak için mutlaka somut kıstaslar gerekmiyorsa, bu zihinsel dönüşümü bir adım öteye götürüp tüm yılın bıraktığı izlerden hareketle, o yıla damgasını vuran ortak bir tema çıkarmak da mümkün olabilir belki.

Get Out (Kapan)

Geçtiğimiz yılın en sıra dışı filmlerinden biri Get Out idi. Sevgilisinin ailesini ilk kez ziyaret etmek için yola çıkan Chris, başından Rose’un ailesine kendisinin siyah olduğunu bildirmediği için kaygı duyuyor.

Ancak aile onu gereğinden fazla kibarlıkla karşılamakla kalmayıp, ırkçı olmadıklarına ikna etme konusunda birbirleriyle yarışıyor. Ve bu duruma siyah limuzinleriyle gelip muhabbeti Chris’in zenci genlerinin avantajlarından, sekste beyazlara göre daha iyi olup olmadığına kadar sürdüren zengin misafirler tüy dikiyor.

1974 yapımı Stepford Wives filmini çağrıştıran bu çok tanıdık ama bir o kadar da tuhaf, tekinsiz ırkçılık hissi, filmi aynı anda korku, bilimkurgu, kara sinema hatta yer yer komedi türlerine dönüştürüyor.

Blade Runner 2019

Blade Runner 2019, Ridley Scott’un çoktandır kült statüsüne erişmiş Blade Runner filminin ruhuna sadık kalabildiği kadar, onu otuz beş yıl geleceğe de taşıyabiliyor:

Yeni filmde K, geçmişteki meslektaşı Deckard’ı ve onun kızının izini sürmenin yanı sıra kendi kimliğini de sorguluyor.

Replica Ayaklanması'nın eşiğinde, hologram-metres reklamlarının karanlık binaların üzerine yansıdığı bu ‘yeni’ Los Angeles’te, herkes Dark City filmindeki gibi bellekleri şekillendiren Deckard’ın kızı Ana’yı bulmaya çalışıyor.

Klasik filmin 35 yıl sonrasındaki bu gelecekte, replica’ların da sanal kız arkadaşı olabildiği gibi, bu sanal kimlikler de âşık olabiliyor. Bu bağlamda, filmin çarpıcı sahnelerinden biri, seri üretimden çıkmış Joi’nin zaman içinde K’ya âşık olması ve sanallıkla yetinmeyip başka bir replica’nın vücudunu ödünç alarak erkek arkadaşıyla seviştiği sahne.

Ne yazık ki, uzunluğu, çok katmanlılığı ve bir devam filmi olarak 35 yıl gecikmesi yüzünden hakkettiği ilgiyi gişelerde bulamadı.

Dunkirk

Üç yüz bin Britanyalı ve Müttefik askerinin yenilgisinin ezikliği içinde mahsur kaldığı Dunkirk’ten mucizevi bir şekilde tahliye edildiği bu tarihsel olayın düz bir mantık ve tek bir bakış açısıyla anlatılamayacağı aşikârdı.

Bu yüzden Christopher Nolan bu süreci üç ayrı mekân ve üç ayrı zamana bölerek, ancak IMAX salonlarında deneyimlenebilecek, alabildiğine geniş kadrajlarla, makineli tüfek sesleri ile müziği birbirine karıştırarak ve çekim için tarihi Spitfire savaş uçaklarını kullanarak gerçekleştiriyor. Bir anlamda anlatılamazı anlatmayı ya da Süblim’i hedefliyor.

Okja

Okja’da, genetiğiyle oynanarak yiyecek endüstrisinde devrim yapmayı amaçlayan Monsanto adlı bir Amerikan şirketi, ürettiği hayvanları büyütmek için dünyanın dört bir yanına dağıtıyor.

Ancak, büyükbabası ile bu süper domuzun bakımını üstlenen küçük kız Mija’nın Okja ile kurduğu naif ama bir o kadar da insanın içini ısıtan ilişkisinin sonsuza kadar devam edemeyeceğinin sinyalleri vakit geçirmeden veriliyor.

Madalyonun diğer tarafında ise Okja’nın kaderini tayin eden pembe elbiseler içinde, göz kamaştırıcı sarı saçlarıyla şirketi babasından devralan aşırı hırslı ve narsisist karakter Lucy Mirando var.

Mija Okja’nın Amerika’ya götürülmesi için onu kaçırırken, Okja iyi huylu King Kong gibi ortalığı dağıtıyor.  Tam polisler bunları yakalamak üzereyken Amerika’dan gelen hayvanları koruma cephesinin militanları imdatlarına yetişiyor, gökkuşağı renkli şemsiyeleri ve sprey gazları ile polisi bertaraf ediyorlar.

Karakterlerin iyi ya da kötü olarak ayrıştırılmasından ziyade, her birinin zaaflarının ön plana çıkarıldığı bu son derece eğlenceli film, kapitalizmin acımasızlığının show kültürü içinde nasıl kamufle edildiğini de gösterebilen bir fars.

Jackie

Kennedy suikastından sonra kocasının yasını tutan Jacqueline üzerine kurulu olan Jackie, biyografik dram ile belgesel türleri arasında gidip gelebilen bir film.

Filmin en büyük başarısı olayların çizgisel akışını parçalara bölüp sırasını değiştirerek anlatması. Söz gelimi, film Jackie’nin kocasının vurulduğu an onu elleriyle tuttuğu sahneden Beyaz Saray’da boş boş gezinip hayatını gözden geçirdiği, ardından da ilk defa dul bir kadın olarak tek başına uyuya kalmasıyla devam eden iç yolculuğunu anlatıyor.

Nathalie Portman’ın hiçbir zaman tek boyutlu bir melankoliye düşmeden canlandırdığı Jackie, aynı zamanda türler arası bir yolculuk da.

Colossal

Ayyaş, işsiz ve eninde sonunda birlikte yaşadığı erkek arkadaşı tarafından evinden kovulan Gloria, doğduğu şehre dönerken yolda eski çocukluk arkadaşı Oscar ile karşılaşıyor.

Oscar, Gloria’nın rahat edebilmesi için her türlü yardımı yaparken, onu çocukluğundan beri internetten izlediğini de itiraf ediyor. Bu noktadan itibaren Colassal tür olarak psikolojik dram ile Godzilla vari bir canavar filmi arasında gidip geliyor; her iki türün de kalıplarını kırıyor.Eğer orijinal Godzilla’nın yıkıcılığı atom bombası sonrası yerle bir olan Hiroshima ve Nagazaki’nin bir izdüşümü ise, Colossal da bir yandan şaşkınlık, ne yapacağını bilmezlik, diğer yandan da öfke, kıskançlık, hatta mikro-faşizminin izdüşümü olarak ‘canavar’ filmlerine yeni bir bakış açısı getiriyor.

Logan

Eğer küllerinden yeniden doğamazsa, Logan belki de X-Men evreninin son filmi olarak kalacak. Özel güçlerini kaybetmeye başladığı için kendini içkiye veren Logan, bir yandan limuzin şoförlüğü yaparak hasbelkader yaşarken, bir yandan da ölmekte olan Profesör Charles Xavier’e bakıyor.Kendisiyle ortak bir yanı da olan küçük bir kızı korumayı üstlenen Logan, bu süreçte sıradan bir insan olarak yaşamanın süper kahramanlıktan çok daha zor bir zanaat olduğunu öğreniyor.

Lady Macbeth

Lady Macbeth Shakespeare’den çıkma bir karakter değil. Aşksız bir evlilik sonucunda kendisine bir mülk gibi davranan kocası ve ondan daha da soğuk ve acımasız kayınpederinin yaşadığı evde salon eşyalarının bir uzantısıymış gibi hisseden Katherine’in ilk tepkisi bahçede çalışanlardan biriyle kurduğu kaçamak ilişki.  

Ancak filmdeki Lady Macbeth, kariyer basamaklarında tırmanmak isteyen aşırı hırslı bir kadından ziyade, zapturapta alındığı hayattan bir çıkış yolu bulabilmek için cinayet dahil herşeyi yapabilen bir kadın.Filmin hafızalarda iz bırakan en çarpıcı yanı ise yalın dekorlar, statik kadrajlar, minimal insan ilişkileri ve tüm bunların merkezinde soğuk kanlılığını korumaya çalışan Katherine.

Dünyanın giderek otoriterleştiği, kişisel özgürlüklerin kısıtlandığı, nükleer savaş ihtimalinin gündemden düşmediği bu günlerde yukardaki sekiz filmin her biri sanki kendi dünyalarında ve kendi yöntemleriyle otokratlıktan çıkış yolu arıyor:

Get Out ırkçılık saplantısı üzerine kurulu bir ileri teknolojiden çıkış yolu ararken, Blade Runner 2019 replikaların insan özgürlüklerini talep etmesiyle ilgili. Dunkirk, askeri güç ve kibrin sıfırlandığı bir ortamda asıl iradenin çevre halkının girişimciliği ve yardımseverliğiyle yeniden inşasını anlatıyor.

Okja, görünürde her şeyin özgürce yaşandığı bir dünyada artık hiçbir parçanın yerine oturamaması ve sistemin kaçınılmaz olarak, her türlü direnişe zemin hazırlamasıyla ilgili. Collosal'da Gloria, bir baltaya sap olamadığından, onu kontrol edip sahiplenmeye kalkan iki erkek arkadaşına karşı direnebildiği için iç huzurunu bulabiliyor.

Yine bir baltaya sap olmak adına, Logan çaresiz insanları korumak için kendini mafyöz çetelerle ve çok uluslu zorba şirketlerle savaşırken buluyor.

Jackie ise, tüm basının karşısında kocasının yasını tutan dul bir kadını oynaması beklenirken, kendi duygularıyla yüzleşip kendisinden beklenen kalıp davranışlarla içten içe mücadele ediyor. Ve Lady Macbeth de, bir kadın olarak özgürlüğünü yaşayabilmek için arkasındaki tüm köprüleri yakıyor.
Diğer konular bir yana, sinema açısından güzel bir yıldı ve filmler adeta cıva kabarcıkları gibi bütünleşerek ortak bir tema yarattı gibi.