Haz 03 2018

Ahlat Ağacı'nın başarısı 'Yeni Türkiye' anlatımındaki derinlikte

Yönetmen Nuri Bilge Ceylan'ın dünya prömiyeri Cannes Film Festivali'nde yapılan yeni filmi 'Ahlat Ağacı' 1 Haziran Cuma günü izleyici ile buluştu. 

Yerli ve yabancı sinema eleştirmenlerinden tam not alan film, Ceylan'ın 'en iyi'lerinden olarak nitelendiriliyor.

Ekranella'nın sinema yazarı Fatih Özgüven de, 'Ahlat Ağacı'nı 'mükemmel' sıfatıyla tanımlayanlardan. 

Özgüven'e göre, Ceylan'ın filmlerinde hep var olan baba figürü bu filmde de seyircinin karşısına çıkıyor. Mayıs Sıkıntısı ve İklimler'de ya da başka bir Ceylan filminde bu gerçeklik değişmiyor.

Ancak, diğer filmlerde 'gamsız' ve aşırı 'dünyevi' baba imajı Ahlat Ağacı'nda katmerlenerek sunulsa da, Ceylan artık baba figürü ile barışıyor. Özgüven, filmi mükemmel kılan unsurun tam da bu olduğu kanaatinde:

"Filminin en olgun tarafı, filmi mükemmel yapan şey tam bu. Üstelik belki onun filmlerindeki en sorumsuz, en havai babalardan biri ile karşı karşıyayız. At yarışı oynayan, meteliğe kurşun atan, fırıldak çevirmekten kaçınmayan ilkokul öğretmeni baba. (Bu rolde Murat Cemcir’e şapka çıkartıyoruz.) Ve daha iyi bir hayata layık gibi duran, bu adam uğruna hayatını heba etmişe benzeyen, ama son hesaplaşmada onunla geçen hayatı savunan bir de anne. (Bu rolde de Bennu Yıldırımlar’a şapka çıkarmalıyız.) Genç yazar Oğul’un kaleme aldığı, Anne’ye gerçek duyguyla imzalanan Kitap aslında satır satır Baba tarafından okunacaktır. Ahlat dibine düşer mi demeli."

ahlat ağacı

Filmi, Ceylan'ın 'Mayıs Sıkıntısı dünyasına bir geri dönüş' olarak tarif eden Özgüven, hesaplaşmalarını bitirmeyen bir oğulun 'ana kucağı ve baba ocağı'na dönüşünü anlatsa da, Ahlat Ağacı'nın, Mayıs Sıkıntısı Türkiye'sinden farklılığına dikkat çekiyor.

"Daha çok, düsturu meşhur ‘sıkıntı yok’ lafı olan, günümüzün gergin Türkiyesi."

Özgüven, filmin başarısındaki bir diğer faktör olarak da, Ceylan'ın 'Yeni Türkiye'yi ele alışındaki derinliği işaret ediyor. 

Bugünün Türkiye'sinin filmdeki diyaloglarda 'bıçak sırtı' bir şekilde anlatıldığına değinen Özgüven, 'filmin en güzel sahnesi' dediği bölüm için şu yorumu yapıyor:

"Bir orman kuytusunun altın rengi ışığında beliren genç kızla konuşma. Bir an sonra genç kızın profilini flulaştırarak onu daha da ışıldatan, sonra yapraklara dönüp onların hışırtılarına kulak vererek yükselen yükselen, tam güzellikten boğulur gibi olduğumuz anda genç kızın saçlarına bağlanarak nefis biçimde erotik olan bir sahne. Nuri Bilge’de katlanılmaz olabilen ve bütün filmi adeta bir parfüm kokusuyla boğan o aşmış güzellik sahnelerinden bu filmde sadece bu bir tek - olağanüstü - sahne var. Ne iyi ki, o kadarla da yetiniyoruz. Bir de tabii müthiş bir susuş anı var burada."

ahlat ağacı

Film için, "...film genç erkeklerin, onların serseri enerjilerinin, karışık zihinlerinin ve her şeye rağmen süregelen rüyalarının filmi; Mayıs Sıkıntısı’nda film olan şey, burada Kitap" nitelemesi yapan Özgüven, "Ve tabii filmde bir diğer Nuri Bilge demirbaşı olan ihanet teması üzerine çeşitlemeler..." çıkarımında bulunuyor.

Özgüven, Ahlat Ağacı ile ilgili yorumlarını şöyle sürdürüyor:

Bu hat üzerinde iki önemli sahne var; birincisi genç yazarın kitabevinde rastladığı mahalli yazara ‘sözünü söylemek’ için yanaştığı sahne… İmrenilen bir şahsiyeti takdir edermiş gibi yapıp aşağılamak, bundan da bir tatmin derlemek. Bu çok tanıdık sahne, evdeki kutsal kitabı el altından satmakla başlayıp yazarın ağzının payını vermekle devam ediyor, derken komik biçimde belediyeye verilen zarar ve Truva atına sığınışla son buluyor ve genel absürdlüğü içinde ‘acaba rüya mı’ belirsizliğinden yararlanıyor. Mahalli yazarla konuşma bölümü seyirciye genç yazarın o bir sürü ağız dolusu, kitabi cümleyi nereden bulduğunu sorduracak kadar kalabalık bir konuşma sahnesi- ama tabii genç yazar adayları da öyledirler diye rasyonalize edilebilir, sıkıntı yok.

ahlat ağacı

İkincisi ise seyirciyi daha derinden etkileyecek bir şey, zalim küçük bir ayrıntı. Baba söz konusu olduğunda  tek katışıksız, hesapsız sevgi ilişkisinin kahramanı olan kahverengi köpek. Filmin içinde kaybolan bu küçük köpek - ya da onun hayali ya da hayaleti - askerden dönen genç yazarın karşısına gece gece çıkacak. Oğul onu görecek de görmezden mi gelecek ya da görmeyecek mi, emin değiliz. Emin olduğumuz bir şey varsa, o da babanın sevgisiyle arasındaki tek önemli engelin bu köpek olması ve tabii bu sevginin yeniden tesisinin bu küçük köpeği aradan çıkarmaktan geçmesi. İnsanın aklına Uzak’taki fare ve İklimler’deki genç taksi şoförü geliyor. Aklı beş karış havada babanın yeni aldığı köpek Camoka da bizi bu babalar hakkında oğula hak verdirecek düşüncelere sevketmiyor değil.

Camoka kenarda bekleyedursun, filmin son sahnesi bizi baba ile oğulla baş başa bırakıyor, yavaş yavaş bir sükunet, anlaşma ve nihai barış havası filme hakim oluyor. Bu finale pek yakışmayan - biraz da kötüce yapılmış - bir korku filmi numarasının ardından film gerçek ve güzel sonuna ulaşıyor; ‘Bizi çalışmak kurtarır’ Yıllardır Ortaköy’de satılan küçük yazar cümleleri kartlarının birinde Çehov’a ait böyle bir söz vardır ve Çehov’dan bula bula bunu mu bulmuşlar diye düşünürdüm. Meğer bir hikmeti varmış.

İngiliz eleştirmen Peter Bradshaw, film için yazdığı güzel yazıda filmin genç kahramanını ‘a bumptious young man’ diye nitelemiş. Güzel laf. Anlam bildirirken jest de hatırlatan bir kelime. Küstah, ama aynı zamanda dangıl dungul, elini ayağını nereye koyacağını bilemeyen, çolpa… Ahlat Ağacı’nda pırıl pırıl parlayan (Ölümlü Dünya’da da öyleydi) Doğu Demirkol, kıstırılmış genç adam rolünde Ceylan’ın filmlerindeki hayalleri olan, kırgın - dargın genç adamların Mayıs Sıkıntısı’ndan günümüze nasıl bir evrim geçirdiklerini çok iyi özetliyor. Hayalleri olanlar bile artık eskisi gibi değiller.