Ara 10 2017

Alegorik bir hikaye: Kutsal Geyiğin Ölümü

 

Edebiyatta bir anlatım biçimi olan alegorizm, sinemada da başarılı ve başarısız örnekleriyle karşımıza çıkıyor. Başarısız Mother ile başarılı anlatıma sahip The Killing of a Sacred Deer / Kutsal Geyiğin Ölümü alegorik hikayelerle bezeli iki film. 

Peki son dönemlerde sinemada fazlaca etkisini hissettiren alegorik hikayelerin nedeni ne? Ekranella yazarı Fatih Özgüven bu konuya şu yanıtı veriyor:

"...bireysel olanın, ya da 19. yüzyıl ve erken 20. yüzyıl anlatılarının, klasik ve modern romanın teklifi olan ‘bireysel deneyim’ fikrinin aşındığı, postmodern anlatıların eski ya da eskimiş görünen anlatım araçlarını yeniden dolaşıma sokma konusundaki hoşgörüsü, dahası ‘demokrasilerin krizi’ yani alegorik hikayelere imkan veren merkezi ve buyurgan siyasal sistemlerde yaşıyor oluşumuz sebepler arasında sayılabilir. Hayat en arkaik haliyle karşımıza çıkıyorsa ve tragedyaları hatırlatan sahnelerle - toplu kıyımlar, mezarsız ölüler, halkların göçleri, toplumları yönetenlerin işlediği suçlar - ile doluysa, uygarlık denen şeyin yeni bir evresine girdiğimiz düşünülebilir. Ticari sinema zaten epik hikayeler, teknolojiyle zenginleştirilen mitik konular ya da onları taklit eden yazarları tarafından uydurulmuş mitoslarla dolup taşmakta, hakeza bunların akrabası olan new age anlatılarla. ‘Sanat sineması’ dediğimiz ve bir birey-yazar, auteur tarafından yapıldığını varsaydığımız sinemada da aynı eğilim var."

Ardından Özgüven Kutsal Geyiğin Ölümü'nü okuyucuları için irdeliyor:

 

Kutsal Geyiğin Ölümü, klasik anlamda aile ve onun üyeleri kadar, hatta belki daha da çok, ’irrasyonel’in, ‘kutsal’ın, ‘mucize’nin ya da ‘lanet’in ‘rasyonel’ bir hikaye alanında aniden belirivermesi ile ilgileniyor. Bu eğilim sinemada epeydir var. Lars von Trier’in bir çeşit beklenmedik azizeyi anlattığı Breaking the Waves / Dalgaları Aşmak’da gökyüzünde çalmaya başlayan çanları, Tarkovski’nin Kurban’ını, Stalker’ını, Bruno Dumont’un Hors Satan / Şeytanın Ötesinde’sini, çağdaş bir azizeyi anlatan Hadewijch’ini hatırlayabiliriz. Bu hikayelerde dinsel olan irrasyonelle bir nevi dirsek teması kurar, mucize modern hayatla sınanır ya da tersi vs. Felaket hep kapıdadır. Bütün bu tarz sinema, Katoliklikle bir tür sevgi-nefret ilişkisi kurmuş olan Luis Bunuel’in gerçeküstücü mesellerinden kaynaklanıyor bile denebilir. (4) Mucize var mıdır yok mudur? Lanet nedir, onun tersi mi? Melek nedir, şeytan ne?

Ovidius’un Metamorphosis Başkalaşımlar’ındaki mitologya ve doğa alegorilerini (Defne adlı kız nasıl aynı adlı ağaca dönüşmüş? Avcı Akteon neden geyik olmuş?) andıran bir hikaye idi. Belli yaşa kadar ‘bir yuva kuramamış’ bekar erkek ve kadınlara yazlık otel gibi bir yerde son bir ‘eşleşme’ şansı veriliyor, orada da beceremezlerse belli bir süre sonra bu kimseler seçtikleri bir hayvana dönüştürülüyorlardı. Bu sistemleştirilmiş toplumsallaşma alegorisinden kaçıp kurtulanları ise, ‘ya öl ya öldür’ mealinde bir vahşi doğa alegorisi bekliyordu. Alegorilerden alegori beğen.

"Bu Uyuyan Güzelleri, onların bu derin aileleşme hallerini bozmak için bir mucize lazım.""Bu Uyuyan Güzelleri, onların bu derin aileleşme hallerini bozmak için bir mucize lazım."

Lanthimos’un Kutsal Geyik…’indeki aile ise, mükemmelen aileleşmiş bir aile; o kadar ki, konuşma biçimlerine kadar bir kukla gösterisini ya da The Stepford Wives’vari banliyö robotlarını andırıyorlar. Bu Uyuyan Güzelleri, onların bu derin aileleşme hallerini bozmak için bir mucize lazım. Oysa ki mucizeye yer olmayacak kadar seküler, gediksiz, sıkışık bir doku bu ailenin kumaşı. O zaman mucizenin tersine dönmesi, ‘lanet’ kılığına bürünmesi gerekiyor. Bu ‘gerçek olamayacak kadar mükemmel’ kumaşın altında şüphesiz bir gedik var. Nitekim bu aileye de Pasolini’nin Teorema’sındaki gibi bir lanet getirici, Bunuel’in aynı adlı filmindeki Mahvedici Melek gibi bir kara melek inmekte gecikmiyor.

'Mahvedici Melek' geçmişte kalmış bir ölünün oğlu, en az aile üyeleri kadar da robotik.'Mahvedici Melek' geçmişte kalmış bir ölünün oğlu, en az aile üyeleri kadar da robotik.

Gedik, bir suç; ayrıca Iphigenia tragedyasındaki gibi Babanın Suçu. Colin Farrell’ın canlandırdığı son derece başarılı cerrah, baba ve kocanın geçmişte ameliyat sırasında ölümüne sebep olduğu ya da ölümünü önleyemediği bir hasta var. Mahvedici Melek ise bu geçmişte kalmış ölünün oğlu, en az aile üyeleri kadar da robotik. Cerrah ile ergen çocuğun hikayesi filmin ilk sahnelerinde sinemada çokça işlenen modern bir suç, pedofili iması eşliğinde gelişiyor. O imanın geçip gittiği noktada Mahvedici Melek kararlılıkla ve inatla ailenin dokusuna sızmış durumda. Artık talebini bildirebilir; doktor neden olduğu ölüme karşılık kendisi dışındaki aile fertlerinden birini kurban etmelidir. Aksi takdirde aile fertlerinin önce belden aşağıları felç olacak, gözlerinden kanlar gelecek ve en sonunda da teker teker öleceklerdir. Kuşkusuz ki mucize denen şey kadar lanete de inanmayan bu rasyonel aile, ‘akıllarının yettiğince’ durumla savaşmaya uğraşacaklardır. Filmin sonu ise - alegorik değil psikolojik bir dram olan - Sophie’nin Seçimi fimindekini andıran bir sahne ile gelecektir. Aile, yıkılmaktansa sakatlanmış bütünlüğünü onarmak için Mahvedici Meleği bünyesine almaya, kendine yama edinmeye varıncaya kadar laneti, irrasyoneli kabullenecektir.

 

 

 

Related Articles

مقالات ذات صلة

İlgili yazılar