Oca 28 2018

Ali Atay’dan bir ‘kara komedi’ denemesi: Ölümlü Dünya

Sinemalarda bu hafta vizyona giren filmler arasında dikkat çeken bir film var: Ölümlü Dünya

Bir dönem Türkiye’de fenomen olan Leyla ile Mecnun dizisinin başrolünde oynayan Ali Atay var filmin senarist ve yönetmen koltuğunda.

Atay’ın ilk filmi değil aslında bu. Leyla ile Mecnun’da birlikte rol aldığı, ‘İsmail Abi’ karakteri ile Türk dizi tarihine geçen Serkan Keskin’in başrol oynadığı Limonata filminin yönetmen koltuğunda yine Ali Atay vardı.

2015 yapımı film, sinema salonlarunda 76 bin gibi çok düşük bir seyirci rakamına ulaşırken, internetteki izlenme sayıları hatırı sayılırdı.

Bir ‘kara komedi’ denemesi olan Atay’ın ikinci filmi ‘Ölümlü Dünya’ ise biraz iddialı olacağa benziyor. Oyuncu kadrosu da bir hayli geniş zira…

Ailenin babası rolünde Ahmet Mümtaz Taylan var. Alper Kul ve Sarp ve İrem Sak gibi son dönemin popüler oyuncuları ise ana kadroda boy gösteriyor.

Atay, son olarak gişe rekorları kıran Ayla filminin başrol oyuncuları arasındaydı ve performansıyla yine çok konuşulmuştu.

Ortakoltuk’ta film için bir eleştiri yazısı kaleme alan Atilla Dorsay, Atay için ”Son dönemin ilginç oyuncularından biri” diyor. Yönetmenliği için ise, ”Limonata adlı filmle ilk yönetmenlik denemesini vermiş, belli ölçüde de ilgi çekmişti” ifadesini kullanıyor.

Filmde, Haydarpaşa garında Anadolu Tat- 1071 adlı lokantada hizmet veren kalabalık Mermer Ailesi’nin hikâyesi anlatılıyor. Baba Gazanfer, oğulları ve yakınlarından oluşan sekiz kişilik bir aile bu…

İşlettikleri lokanta ayrıca türlü-çeşitli kalabalık toplantılara da yemek hazırlıyor. İşte filmdeki ‘kara komedi’ ve aksiyonun başladığı yer de lokantanın ilk ‘servisleri oluyor.

5-6  kişilik bir gruba olacaktır bu ilk servis ama grup çok daha kalabalık geliyor: 10-12 kişi... Üstelik hepsi silahlı erkekler ve bir avdan geliyorlar; yani elleri kanlı!…

Sonrasını anlatırken Dorsay, “birden patlayan silahlar ve tam bir kıyım” diyor ve ekliyor:

“Hayır, avcılar değildir, birden tüfeklerine sarılan…Tersine, ailenin oluşturduğu görünürdeki  ‘yemekçi/ aşçı ’ grubudur. Neden? Acaba çok doğaseverdirler de bu hayvan katillerini o yüzden mi yok etmişlerdir? Birden patlayan bir öfkeyle… Ben önce saf saf öyle sandım!…”

Aslında filmdeki sisli perde de bu noktadan sonra çözülüyor biraz Dorsay’ın anlattıklarına göre. Çünkü bu ‘aile tablosu’nun ardında, aslında tam bir ölüm çetesi yatıyor:

“Hizmetlerini sevmedikleri insanlardan kurtulmak isteyenlere adamışlardır: parasını vermek koşuluyla, herkesi öldürüp düşmanlarını rahatlatma onların gündelik işidir!…”

Dorsay’a göre, bu sıradan bir öykü değil. Batı sinemasında zaman zaman yapılmış ABD ya da İtalyan kökenli Mafya güldürülerini ya da İngilizlerin kendilerine özgü ‘humour’larıyla kotardıkları zarif, ama ‘macabre’ güldürülerinin olduğunu hatırlatıyor Dorsay, ”Doğrusu bu tür aslında bizim sinemamıza pek uygun düşmüyor. Biz komediyi severiz, ama karasını pek değil!” yorumunu yapıyor.

Dorsay, filmin prodüksiyonunun üst düzeyde olduğununun altını çiziyor. “Tüm dış sahneler iyi çekilmiş, aksiyon kusursuz işliyor. Üstelik gerçekten parlak bir kadro görevini çok güzel yapıyor ve hikâyeye çok şey katıyor” diye de ekliyor. Filme dair olumsuz eleştirisi ise; “fazla hırslı ve iddialı olmasının kurbanı olması”.

“Her şey aşırı abartılmış duruyor. Belki sempatik olabilecek bir kara güldürü denemesi öylesine gösterişli ve şişirilmiş biçimde verilmiş ki, sanki filme birkaç boy büyük gelmiş” diyor ve şöyle bitiriyor sözlerini:

“Ve hikâye, bir fantezi güldürünün genişletilmiş sınırları içinde bile inandırmıyor, ikna etmiyor. Yazık…”

Related Articles

مقالات ذات صلة

İlgili yazılar