alin taşçıyan
Oca 27 2018

Alyoşa’ya ne oldu?

Andrey Zvyagintsev, Sevgisiz’de liberalleşme ve bireyselleşmenin yarattığı doyumsuzluk ve bencilliği ele alıyor.

Andrey Zvyagintsev, çağının tanığı dediğimiz yönetmenlerden biri.

Filmlerini şimdiden birer modern klasik olarak kabul edebiliriz. 

Gelecekte onun - teknik ve estetik açıdan da olağanüstü - filmlerine bakarak bugünün Rusyasının nasıl bir ülke ve toplum olduğuna, insanların nasıl yaşadığına, neler hissettiğine dair fikir edinmek mümkün olacak. 

Bize bugünü anlatan filmler, özellikle Elena, Leviathan ve Sevgisiz, ileride klasikleşerek bu dönem için aydınlatıcı olacak. 

Kariyerine Dönüş gibi lirik ve simgeci bir başyapıtla adım atan Zvyagintsev, son iki filmi Leviafan ve Sevgisiz’de diğer filmlerindeki gibi toplumdaki birçok çelişkiyi yakalayıp ayrıntılarda aktarırken kara mizahtan da yararlanmaya başladı, bazı karakterlerini ve durumları karikatürize etmeye kadar vardırıyor.

yönetmen

Andrey Zvyagintsev

Daha bir kuşak önce SSCB yurttaşı komünist iken artık sosyal medya görgüsüzü kesilmiş tüketim toplumu yeni Rus’u olan karakterlerini hicvediyor.

Filmi sadece ‘Yeni Rusya’ ile ilişkilendirmek de haksızlık olur, yönetmenin eleştirdiği toplumsal yapının evrensel boyutu da var, kuşkusuz. Bu hiciv bütün toplumlar için geçerli… 

Elinde cep telefonuyla yediğini içtiğini, gezdiğini giydiğini paylaşan biz insanlar evliliklerimizi ve çocuklarımızı da ele güne karşı yapmıyor muyuz asırlardır? 

Ve her ülkenin bir ucunda, bir sınır ötesinde bir savaş yok mu? Askerlerini denizaşırı da olsa bir savaşa göndermemiş, o savaşa silah üretmemiş ülke var mı?

Zvyagintsev, içinde büyüdüğü ülkeye dair gözlemlerinden yola çıkıyor, doğal olarak. Komünist rejimden serbest piyasa ekonomisine geçişin yol açtığı geçim zorluğunun insanlarda ahlaki çöküntüye yol açmasını Elena; kilise - devletin Çarlık dönemi misali yeniden egemen olmasını Leviathan ile anlatmıştı. Liberalleşme ve bireyselleşmenin yarattığı doyumsuzluk ve bencilliği de Sevgisiz ile anlatıyor.

Bütün filmlerinin altmetninde olduğu gibi, ülkenin sürekli bir savaş halinde bulunmasının neden olduğu yıpranma ve endişe de seziliyor. 

Loveless

Senaryonun, görüntü yönetiminin, kurgunun ve oyuncu performanslarının ve anti-konvansiyonel müziğin mükemmeliyet düzeyine yaklaştığı bu filmle tarihe kendi notunu düşüyor.
 
Sevgisiz’in odak noktasında trajik biçimde parçalanmakta olan bir çekirdek aile var. Sıradan bir boşanma değil yaşanan… 

Evlilikte bulamadıkları mutluluğu yeni partnerlerinde bul(duklarını san)an, bir an önce birbirlerinden kurtulmaya çalışan, küçük oğullarını ise yeni ilişkileri için ayak bağı olarak gören ve onu başlarından atmaya çalışan bir çift, Jenya (Maryana Spivak) ve Boris (Aleksey Rozin). 

Boşanma sonuçlanana dek aynı çatı altında yaşamaya devam etmelerine rağmen artık birbirlerine tahammülleri kalmamış…

loveless
 
Oğulları Alyoşa (Matvey Novikov) ise istenmediğini duyup sessiz hıçkırıklarla sarsılarak ağlıyor bir kapı ardında… Boris, Jenya daha ilişkilerinin başında hamile kaldığı için evlenmiş onunla. Jenya anne olmayı hiç istememiş… 

Yeni doğan bebeğinden nefret etmiş… Olgun ve zengin sevgilisine yastık muhabbetinde bu itirafta bulunurken bir yandan da kendini sorguluyor “Ben canavar mıyım?” diyerek… 

Boris yeni sevgilisini hamile bırakmış bile ama dindar patronu onu kovar diye ödü kopuyor. Uçkuru gevşek ve riyakar mıyım diye kendini sorgulamıyor, ama!

Kendi “dert”lerine dalıp Alyoşa’nın nerede ne halde olduğuna aldırmayan Jenya ve Boris’in “dilek”leri gerçek oluyor! Her ikisinin de sevgilileriyle onların evlerinde seviştiği bir gecenin sabahında Alyoşa’nın ortadan kaybolduğunu fark ediyorlar…

İki gündür okula gitmediğini öğreniyorlar… Alyoşa’ya ne oldu?  Evden kaçıp saklandı mı, intihar mı etti, fidye için mi kaçırıldı, bir sapığın kurbanı mı oldu?

Alyoş
 
Sevgisiz, üzülüp kaygılanmaktan çok telaşa kapılan ve birbirlerini suçlayan ebeveynlerinin, polis ve gönüllülerle birlikte Alyoşa’yı arama öyküsünü anlatıyor… 

12 yaşındaki mutsuz Alyoşa’nın başına çocuğu olmaktan “daha beter” ne gelmiş olabilir, diye düşünüyor izleyici! 

Zvyagintsev hipnotik bir etki yaratan tekdüze müziğinden, altında ne yattığı, neyin üstünü kapadığı belirsiz karlı manzaralarından, kentsel alanın hemen yanıbaşındaki ürkütücü ormanlık alanından, hiçbiri güven telkin etmeyen karakterlerinden, Ukrayna ile savaş haberlerinden kuşku ve gerilimle örülü bir ortam yaratıyor.

Loveless

Belli belirsiz ipuçlarını önümüze atarak, başka kayıp çocukların cesetleri için bizi morga sürükleyerek, suçluların barınabileceği terk edilmiş binalara sokarak gerilimi sürekli tırmandırıyor.

Jenya’nın, taşradaki evi hala bir “demirperde”nin ardında bulunan, Boris’in “etekli Stalin” dediği annesine gidip Alyoşa’yı sorduklarında “sevgisiz”liğin siyasi kaynağını yerinde tespit etmiş oluyor izleyici…
 
Bir yapbozun parçaları sinirlerimizle oynama pahasına yavaş yavaş yerine oturur, simgeler ve işaretler herkesin fark edip okuyabileceği ayrıntılarda gösterilirken Sevgisiz belleklerimize unutulmayacak biçimde kazınıyor. 

Böylece Zvyagintsev, değişen rejimin çarklarında parçalanmış ailelerin Tolstoyvari mutsuzluklarını anlattığı filmografisine önemli bir eser daha ekliyor. Kutsal aile mitini bir kez daha yerle bir ediyor.

Devrimcisiyle, gelenekçisiyle aileyi sırf içinde poz verilen bir çerçeve olarak gören bireylerin portrelerini yapıyor.

Related Articles

مقالات ذات صلة

İlgili yazılar