alin taşçıyan
Mar 24 2018

Antalya’ya yağmayan Kar…

Emre Aydoğdu’nun yazıp yönettiği Kar, genç kuşaktan umutsuz ve isyankar bir kesimin öyküsünü, sınıf bilinciyle yoğurarak anlatıyor.

Türkiye sinemasında çocukların kahramanı olduğu filmler yapmak bir trend haline geldi. Öte yandan nüfusunun yarısı 30 yaşın altında olan bir ülkede, gençlik hakkında pek az film yapılıyor.

Ömer Faruk Sorak’ın Sınav’ı (2006), Mehmet Bahadır Er ve Maryna Gorbach’ın Kara Köpekler Havlarken’i (2010), Deniz Akçay Katıksız’ın Köksüz’ü (2013), Zeynep Dadak’ın Mavi Dalga’sı (2014), Emine Emel Balcı’nın Nefesim Kesilene Kadar’ı (2014), Banu Sıvacı’nın henüz vizyona girmeyen Güvercin’i gibi birkaç filmi sayabiliriz. Tabii, Çılgın Dersane serisi, vb. misali, kahramanları gençler olan komediler var; ama bunlar bir gençlik kesiminin nasıl yaşadığı, ne düşündüğü, ne hayal ettiği üzerine ciddi eserler değil.

Sofya Film Festivali’nde yarıştıktan sonra sinemalarımızda gösterime giren, Emre Erdoğdu’nun yazıp yönettiği Kar ise günümüz gençliğinden bir kesit sunuyor.

Zaman zaman medyada yer alan liselerdeki şiddetin öznesi olan, gelecek vizyonu ve hayatlarını renklendirecek, onları hevesli, meraklı insanlar haline getirecek gelirleri ve olanakları bulunmadığı için ‘kayıp’ olmanın eşiğine gelmiş bir grup gence odaklanıyor.


 

Antalya’nın alt orta sınıftan bir mahallesinde oturan, öfke patlamaları yaşayan, saldırgan, süpermarketlerden hırsızlık yapan, parkta gelen geçenden para dilenmeyi oyun olarak gören, uyuşturucu ve alkol kullanan, yaşları 18’i geçtiği halde hala liseden mezun olamamış gençlerin öyküsünü anlatıyor.

Bu öykü çerçevesinde hem bir kuşağı hem bir sosyal çevreyi sınıf bilinciyle yansıtıyor. Aile içi ilişkileri betimlemesi açısından -özellikle de finaliyle- bir Yunan tragedyasını andırıyor.

Filmin odak noktasında, 20 yaşında ancak lise son sınıfa gelebilmiş Müzeyyen (Hazar Ergüçlü) var. Sınıf arkadaşları Bekir (Doğaç Yıldız), Ebru (Nazlı Bulum), Ferdane (Arsevi Özyurt), okul dışından onlara uyuşturucu sağlayan sevgilisi Hazerhan (Halil Babür), onun arkadaşları Kadir (Erhan Sefacı) ve Rahim ile okuldan sonraki zamanlarını ‘kafa bularak’ geçirirler.

Rahim’in evinde uyuşturucu çekerler, sonra Müzeyyen ile Hazerhan sevişir, herkes evine dağılır… Okulda ise Ferdane’nin kıskandığı bir arkadaşlarını tuvalette sıkıştırıp dövdüklerine tanık oluruz.

Müzeyyen kendini kontrol etmekte zorlanır. Sanki biriken öfkesini çıkarmaktadır… Alem gecelerinin ardından Müzeyyen’i var gücüyle temizlik yaparken görürüz.

 

 

Sanki temizlediği ev değil de kendisidir. Camları silerek, bulaşıkları yıkayarak kendisini arındırmaktadır… Bu eyleminin nedeni Müzeyyen’in hayatına dair diğer ayrıntılar gibi yavaş yavaş ortaya çıkar.

Filmin hemen başında Müzeyyen’in hiç tanımadığı kardeşi Ali (Ozan Uygun), Bolu’dan çıkagelir. Müzeyyen önce onu da arkadaşlarına dövdürür ama zamanla kendileri gibi olmayan, yediği önünde yemediği ardında, okulunda başarılı, pahalı bir fotoğraf makinesini hediye olarak alabilmiş ama ailevi meselesi yüzünden babasına karşı da çok tepkili olan bu çocuğa ısınır.

Ali, alemlerine katılır, hatta becerileriyle bu küçük çetenin gözdesi haline gelir. Müzeyyen’in gayrimeşru bir çocuk olduğunu, babasının evliyken iş gezilerine geldiğinde birlikte olduğu metresinden doğduğunu anlarız.

Müzeyyen annesini (Fulya Aksular) “profesyonel metres” olarak tanımlar, Ali’ye. Kendini ve kızını tanımlamakta çok daha sert ve pervasız olan anne, evde put gibi oturup sigara içen, sessiz, sevimsiz bir figürdür en başta, onun portresi de yavaş yavaş tamamlanır filmde.

Ali, kendisine verilen her şeyin esirgendiği ablasını merak etmiş, babasına inat onu görmek için Antalya’ya çıkagelmiştir. Önce sıkı bir dayak yedikten sonra kendisini aralarına alan yeni grup tarafından kabullenilmek için alışık olmadığı her şeye uyum sağlar. Onlarla uyuşturucu kullanmaya başlar…

Bir yandan da Müzeyyen’e üniversite sınavına girmesi için ısrar eder, onu Bolu’ya götürüp bizzat ders çalıştırmak ister… Israrla “Ben babam değilim,” diyerek kendini Müzeyyen’e kabul ettirir. Babaları Mehmet, Ali doğunca  Müzeyyen ve annesini ziyaret etmeyi, onlara para göndermeyi bırakmıştır.

Müzeyyen’in uğradığı haksızlığa ve ebeveynlerinin ilgisizliğine içerlediği için öfkesini kontrol edemediğini ve sürekli uyuşturucu alıp gevşemek istediğini, adeta kendine ceza verdiğini anlarız…

Bütün karakterler mutsuzluklarını, umut vermeyen geleceklerini düşünmemek, sorunlarından kaçmak için bu yöntemi tercih eder. Ancak tam bir uyumun yakalandığını, bir sevginin yeşerdiğini düşündüğümüz noktada iki kardeşin yaşayacakları ve filmin izleyiciye yaşatacağı şokun nedeni de o kontrolsüz sarhoşluktan çıkar…

Emre Erdoğdu, Müzeyyen ve Ali’yi gayet iyi oluşturmakla birlikte onlar dışındaki karakterlerini bilinen kalıplar içinde tasarlamış. ‘Düşkün’ anne, tipik bir taşra ataerki olan baba, neşeli ve iyi huylu en iyi arkadaş Bekir, onun herkesi korkutan devrimci ağabeyi, bir baltaya sap olamamış torbacı olmuş Hazerhan ile Kadir, bezgin okul müdürü, vd.

Buna rağmen genç oyuncuların hepsi inandırıcı performanslar veriyor. Hazar Ergüçlü ve Ozan Uygun, karakterlerinin gelişmiş olmasından da güç alarak dengeli performanslar veriyor.

Derviş Zaim’in Gölgeler ve Suretler adlı filmiyle 2011 yılında sinemaya kazandırdığı, Kıbrıslı aktris Hazar Ergüçlü’nün, Açlığa Doymak ve Dar Elbise’de başrol oynadıktan ve birçok dizide rol aldıktan sonra, Kar ile 2017 Adana Film Festivali’nde Umut Veren Kadın Oyuncu Ödülü almasının da son derece tuhaf bir karar olduğunu vurgulamadan geçmeyelim.

Sosyal normlara, fırsat eşitsizliğine, apolitik topluma değinmek için birçok karakter barındıran senaryosunun ufak tefek sıkıntıları, törpülenmesi gereken tarafları var…

Genç kuşağın en yetenekli isimlerinden hem oyunculukta hem yönetmenlikte başarılı Ayris Alptekin ile yaptığı kurgu sayesinde bunları en azından yerli yerine oturtmuş, Emre Aydoğdu.

İlk filminde dikkate değer bir yönetmenlik sergilediğini, filme adını veren şiirsel açılış sahnesiyle tonu belirmeyi, finaliyle izleyiciyi sarsmayı başardığını, genel olarak da Trainspotting’i çağrıştıran bir duygu verdiğini ve bundan sonraki işlerinin merakla bekleneceğini rahatlıkla söyleyebiliriz.