Avengers Endgame: Güçlü bir final

Marvel sinematik evreninin 22 filmden oluşan ve 11 yıl süren yolculuğunun –şimdilik - son adımı Endgame, özellikle Infinity War’un (2018) durduğu yüksek eşikten sonra taşıdığı yükün altından kalkmayı başarıyor.

Zilyon dolarlık bütçeye, bir yönetmenin erotik rüyalarına sığmayacak yıldızlar geçidine ve üç saatlik süresine rağmen yine de kolay iş değil bu... Ya da belki de tam da bu yüzden kolay iş değil.

Elbette artık daima daha fazlasını hedeflemek zorunda olan -bir sonsuzluk yarışına girmiş- çizgi roman uyarlamalarının bütün dertlerinden mustarip Endgame: Hep daha fazla karakter, daha fazla ayrıntı, daha fazla aksiyon, filmin sınırlarını aşan bir hikayenin buyrukları ve baş döndürücü bir karmaşa.

Bütün bunlar içinde bir denge ve tatmin edici bir finalle yolunu çizmeyi başardığına ise kuşku yok. Bir önceki film aksiyonu gruplara yayarak ve bu gruplar içinde alabildiğince demokratik bir denge kurarak her şeyi bir arada tutmayı başarıyordu. Bu kez filmin uzun gelişme bölümü yine böyle olsa da genelde bir hiyerarşiden söz edebiliriz.

2008’de her şeyi başlatan Iron Man’in finaline gelmiş olduğumuz çok açık. Endgame biraz da yaşını göstermekten çekinmeyen Robert Downey Jr’ın dramatik performansı sayesinde Tony Stark’ın filmi olarak başlayıp öyle bitiyor.

Film klasik bir “ekibi yeniden topluyoruz” hikayesi olarak 2012 tarihli ilk Yenilmezler filmini (The Avengers) hatırlatıyor. Bu buluşmada elbette bir önceki filmin sonundaki felaketin ağırlığı var. Son iki filmin antagonisti Thanos’un iki parmağını şıklatıp evrendeki canlıların nüfusunu yarı yarıya indirdiği o anı Hawkeye - Clint Barton’ın gözünden aktaran jenerikten önce gelen açılış sahnesi, serinin en gerçekçi, basit ve karanlık anlarından biri.

HBO’nun tıpatıp bir temaya sahip dizisi Leftovers’ın tonuna çok yaklaşıyor. Sonrasında geriye kalan karakterleri bıraktığımız yerden takip etmeye başlıyoruz ve bu metafizik boşluktan uzaklaşıyoruz. Hawkeye karanlık tarafa savrulurken, Black Widow Johansson pes etmeyi reddediyor.

Tony Stark ve Steve Rogers-Captain America arasındaki gerilim ve dostluk ve bu karakterlerin kendi hikayeleri, bu boyutta bir kahramanlar geçidinde geniş denilecek bir alanda rahatça ilerliyor. Serinin en dramatik anlarını güçlü bir mizahla iç içe geçiren filmin en canlı ve eğlenceli karakterleri ise herhalde, içindeki canavarı sahiplenmiş ve bugüne kadarki en sempatik ve ilginç Hulk’a dönüşmüş olan Bruce Banner ile devasa bira göbeği ve Büyük Lebowski halleriyle Thor.

Öte yandan, film her ne kadar yükselen feminist duyarlılığa yanıt vermeye çalışıyor görünse de Black Widow, Okoye, Valkyrie başta olmak üzere kadın karakterlere yeterince geniş ve ilginç alanlar açılabilmiş değil. Bu noktada ayrıca önceki filmin bitiş jeneriğinden sonra gelen sahnede ve fragmanda yükseltilen beklentileri karşılamayan Captain Marvel’dan söz etmek gerek.

Filmin giriş bölümünden fragmana taşınan sahnede Brie Larson’ın Captain Marvel’ı, Thanos’a karşı bu kez neden şansları olduğu sorusunun yanıtı olarak “çünkü bu kez ben varım” diyordu. Minimum spoiler vermeye çalışarak bu yanıtın finalde hiç de doğrulanmadığını, Captain Marvel’ın en çok Tony Stark’ın hikayesine destekleyici bir figür olarak kendine yer bulabildiğini belirtelim.

Bu yüzden özellikle savaşın en hararetli anlarında kadın kahramanların bir arada arz-ı endam ettikleri plan zorlama, hatta parodik bir hal almış ve filmin bütünündeki garip ama gerçek doğallığı bozuyor.

Filmin kötü adamının iki kızı, Galaksinin Koruyucuları (Guardians of the Galaxy) serisinden Gamora ve Nebula’nın, hikayede görece önemli yerlere sahip karakterler oldukları söylenebilir. Nebula gerçekten merkezi bir yerde, Gamora ise kısa görünmesine rağmen kayda değer bir varlık gösteriyor.

Buna karşıt olarak Guardians ekibinin diğer üyelerinin varlığı pek görünür değil.  Infintiy War’da toza dönüşmelerini izlediğimiz Scarlet Witch, Doctor Strange ve T’Challa da kameodan biraz fazlasına sahip. Buna karşılık Temmuz ayında yeni bir filmle karşımıza gelecek Spider-Man’in akılda kalıcı bir rolü var. Paul Rudd’ın kendisini ciddiye almayan sevimli Ant-Man’i de macerada kilit bir rol üstleniyor.

Akılda kalıcı bir başka ayrıntı filmin Marvel evreninin yaratıcısı Stan Lee’nin muhtemelen son kez göründüğü film olması. Öte yandan Endgame’ın genç bir Michael Douglas’ı perdeye taşıdığını ekleyip peşin hükümlü olmamak gerektiğinin altını çizelim.

Infinity War’un kazananı Thanos’un Endgame’deki portresi biraz öyle biraz böyle. Bu durum, filmin kendisinin baştan açıkça dalga geçmek suretiyle halletmeye çalıştığı karmaşık zaman makinesi temasından kaynaklanıyor.

O yüzden esas Thanos’un filmin başındaki insani olan mı yoksa finalde gördüğümüz canavar mı olduğuna karar vermek ve yorum yapmak zor. Her koşulda Thanos’un hala batı medeniyetinin karşısındaki barbarlığı temsil ettiğine kuşku yok ve bu kez bir barbarlar ordusunu üstümüze salmaktan geri durmuyor.

Dalga geçilse de doğrudan alınan bu Geleceğe Dönüş teması filmin iki yıldızı Captain America ve Iron Man’e hakkettikleri dramatik, duygusal final yolculuğunu da sağlamış oluyor.

Satır aralarında azınlıkların ve farklılıkların, bazen devrimcilerin hikayelerini anlatan X-Men serisinin aksine Marvel evreninin bu kanadı her zaman batı liberalizmi içindeki kahramanların hikayesiydi. Infinity War da içinde yaşadığımız çağın yarattığı muğlak ama keskin endişe duygusunu, yok olma korkusunu çok güzel ifade ediyordu.

Endgame bu korku ve endişeye bildik bir formülü bir kez daha, yüksek bir tempo ve bol gürültüyle canlandırarak yanıt veriyor: Ekip çalışması, tekil kahramanlar ve fedakarlıklarla her şeyin üstesinden geleceğiz. Bu gürültünün içinde gelen sessizlik anları, filmin yüksek temposunun öncekilerde görmediğimiz kadar yavaşladığı dramatik anlar filmin en güçlü tarafları olduğu kadar batının kolektif ruh halinde derinleşen korkuları, endişenin açtığı ciddi yarıklarını açık ediyor gibi.

Amerikalı hikayenin beyaz ve erkek doğasını genişletme çabaları da yok değil. Ancak neticede eski usul kahramanlık kazanıyor.

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.

Related Articles

مقالات ذات صلة

İlgili yazılar