Aydede’nin karanlık yüzü

Çocuk odaklı, gerçekçi bir film yapmanın temel zorluklarından biri çocuk dünyasının naifliğini yansıtabilmek, bazen bir yetişkin gibi davranıp bazen de en olmadık hayallere kapılmalarındaki şaşırtıcılığa izleyici inandırabilmektir. 

Duygular söz konusu olduğunda çocukların bir hayvan kadar güçlü sezgileri devreye girebilir. En somut durumlarda ise onlara söyleneni, hatta gözleriyle gördüklerini anlamayıp olmadık işler yapabilirler.

Karanlık gibi en basit şeylerden korkup, evden kaçmak gibi gözüpek maceralara atılabilirler. İşte çocukların yetişkinler tarafından önceden kestirilemeyen bu gelgitlerine dayanıyor, Aydede. 

Açılıştaki şık plan-sekansta dedesinin mezarlığa defnedildiğini görmesine rağmen onun öldüğünü kabullenemeyen Bekir’in ve talihsizliklerin kıskaca aldığı annesi Rabia’nın öyküsünü anlatıyor, bize.

Cenazeden sonraki akşam, dolunay filmin geçtiği Antalya’nın Elmalı ilçesi üzerinde parlarken Rabia oğlunun kalbini kırmamak için yalan söylüyor. Küçücük yaşta kaybettiği ve tanıyamadığı babasının boşluğunu dolduran dedesinin Ay’a gittiğini.

Kendisine bisiklet alamadan ölen dedesinin geri gelemeyeceği ama görebileceği bir yerde olduğuna inandırıyor kendini, Bekir. Dönüşü olmayan bir yolculuk olarak ölüm fikri, yalan da sayılmaz!

Ancak ’80’lerin sonunda (BJK futbol takımında Metin Ali Feyyaz dönemi olmasından anlıyoruz!) geçen bu öyküde, televizyonda 1985 yapımı E.T. taklidi Badi’yi ve Badi’nin güçlerini kullanarak fonda kocaman bir dolunay görünürken, kendisine yardım eden çocukları bisikletle uçurduğunu izlemek Bekir’i oldukça heyecanlandırıyor.

Buhar adlı sofistike kısa filmiyle tanıdığımız Abdurrahman Öner’den ilk uzun metrajlı filminde dört dörtlük bir mizansen beklenmez. Bekir’in ölmek, uçmak, aya gitmek kavramlarına dair kafa karışıklığını anlatmak da büyük bir ustalık talep eder, hem mizansende hem senaryoda. 

Öner’in babasının öldüğünü bilerek büyümüş bir çocuğun dede-aydede-televizyon-Badi ve gerçeklik bağlantılarını nasıl kurduğunu daha incelikle anlatabilmesi, iyi olurdu.

Bir de bütün erkek çocuk kahramanlı yakın dönem filmlerinin sınıfın güzel ve çalışkan kızına aşık olma klişesi Aydede’ye fazla gelmiş, hele filmin trajik finali düşünüldüğünde…

Öte yandan Bekir’in yoksul bir yetim olarak çektiği sıkıntıyı gayet iyi anlatıyor film. Arkadaşlarıyla ilişkisine yansıyan kavgacılığı, bir bisiklete sahip olmayı saplantı haline getirip para kazanma çabasına girişmesi, başka dertlere düşüp onu ihmal eden annesine içerlemesi git gide hırçınlaştırıp yalnızlaştırıyor Bekir’i…

Bilal Zeynel Çelik de oyun ve kavga sahnelerinde daha başarılı oluyor. Bu sayede filmin sürpriz olmayan finali, Rabia’nın öyküsünü havada bırakmasına rağmen inandırıcılık kazanıyor. 

Filmin asıl yıldızı ise Ezgi Mola. Çünkü Rabia da, Bekir kadar odağında senaryonun. Babasının ölümüyle tuhafiyeci dükkânını tek başına işletmeye devam eden Rabia, ablası Fatma (Banu Fotocan) ve eniştesi Necati (Reha Özcan) tarafından miras paylaşımında alenen kandırılıyor ve ne yapacağını şaşırıyor. 

Filmin hemen başında karısının onu terk ettiğini gördüğümüz Osman’a (Mehmet Özgür) geçmişten gelen ilgisi, bir izdivaç hevesine dönüşüyor. Biraz da dert ortağı ve akıl hocası Dürdane’nin (Ayşenil Şamlıoğlu) teşvikiyle.

Ezgi Mola; Rabia’nın yalnızlığını, çaresizliğini, endişelerini, yılgınlığını mükemmel yansıtıyor. Osman’ın kaportacı dükkânının önünden geçip kendisini fark etmesini beklerken beden dilindeki o tutukluk, başörtüsünü düzeltir, bir tutam saçını yüzüne düşürürken bakışlarındaki mahcubiyet, peynir yerine sucuk, patlıcan yerine yumurta isteyen Bekir’e “Yıldım, yemin ederim!” diye bağırırken sesindeki bezginlik tam kıvamında, ne eksik ne fazla. 

Adı geçen usta oyuncuların her birinin,  öğrencilerine şefkat göstermekle çabucak sinirlenmek arasında gidip gelen, şehirli öğretmen rolündeki Nalan Kuruçim’in performansı son derece başarılı. Onlardan başka türlüsü de beklenemezdi.

Çocuk oyuncular arasında da Bekir’in en iyi arkadaşı Hasan rolünde Emirhan Ateş öne çıkıyor.

Aydede, Mommo - Kız Kardeşim, Sivas, Rauf ve Mavi Bisiklet misali filmlerin izinden giderek yoksulluğun ve taşralılığın iç burkan manzarasından ışığını esirgeyip karanlık yüzünü gösteriyor.

 

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.

Related Articles

مقالات ذات صلة

İlgili yazılar