alin taşçıyan
May 11 2018

Beceriksiz suçlu bir erkek ve ona teslim olmayan kadın: 10x10

Dünyanın en büyük film endüstrisine sahip olmasına rağmen ABD’de de kadın yönetmen sayısı çok az. Ne Hollywood’da ne bağımsız sinemada kadın yönetmenlerin oranı hatırı sayılır bir yüzdeyi bulmuyor. Yeni bir kadın yönetmenin ismini, festivallere uğramadan uluslararası dolaşıma girebilmiş bir filmin afişinde görünce ister istemez heyecanlanıyor insan…

Kısa filmlerinden tanıdığımız İngiliz yönetmen Suzi Ewing’in, ABD’de Luke Evans ve Kelly Reilly ile birlikte çektiği ilk uzun metrajlı kurmaca filmi 10x10 da bir heyecan yarattı...

Hele filmin senaristi de Kidulthood’u (2006) yazan, devam filmi Adulthood’da (2008) yönetmen koltuğuna da oturan, ardından Brotherhood’a imza atan Noel Clarke olunca beklenti de arttı. Oyunculukta da başarılı olan Clarke’a üçlemesi sayesinde dahi muamelesi yapıldı, İngiltere’de. 2009 yılında BAFTA Orange Rising Star Ödülü kazandı.

Heyecan ve beklentinin üstüne 10x10, büyük ölçüde düşkırıklığı yaratıyor. Ezber bozan bir senaryoya sahip, ama dahiyane olmanın çok uzağına düştüğü için, eser miktarda kaba şiddet içeren bir suç ve gerilim filmi olmaktan öteye geçmiyor.

Bir kaçırma olayında kaçıran ve kaçırılanın yerini değiştiriyor, masum ile suçlunun göründüğü gibi olmadığını gösteriyor ama  özgün denebilecek bir sürpriz yapmıyor.

İzleyiciyi ters köşeye yatırmaya uğraşmadan, dramatik tutarlılık adına ipuçlarını serpiştirerek bir sürpriz yapmakla yetiniyor. Bir ilk film için bile kaydadeğer bir sinemasal başarı sayılmaz, ama belli ki ticari açıdan tatmin edici bir satış potansiyeli olmuş.

Suzi Ewing kısa filmleri ve müzik videolarıyla tanınan, güzel sanatlar eğitimi almış bir yönetmen. Gezici Festival, 2005 yılında Bak Postacı Geliyor / Going Postal adlı 14 dakikalık pek hoş bir filmini göstermişti.

Melvin Burgess’in köpeğe dönüşen bir kızın öyküsünü anlatan Lady adlı romanını 91% Wolf adıyla senaryolaştırdı. 10x10 biraz daha incelikli bir senaryoya sahip olsa Ewing için yönetmen olarak gayet başarılı bir çıkış sayılabilirdi.

Ancak 10x10 kurguda acımasız bir kısaltmanın kurbanı olmadıysa, dengesiz bir naratif yapıdan mustarip. Uzun ve ayrıntılı bir girizgahın ardından filmdeki gizemin çözülmesi son derece hızlı ve üstünkörü biçimde oluyor.

Seriyal katilleri konu alan filmlerde genellikle her şeyden habersiz kurbanın gündelik hayatından enstantaneler izleriz. Kamera adeta onu izleyen psikopatın gözleri olur. Kurban genellikle kadın, katil de erkektir.

İzleyici gergin biçimde beklerken kurban hiç beklemediği bir anda saldırıya uğrar. 10x10 bir kadını takip eden, huzursuzluğu her halinden belli, bakışları ve davranışları tekinsiz bir erkeğe odaklanıyor.

Türe aşina sinemasever, saldırganın acemi ve endişeli olduğunu, soğukkanlılığını koruyamadığını, güpegündüz bir kaçırma eylemine girişecek kadar gözüpek ama kurbanıyla başa çıkamayacak kadar da beceriksiz olduğunu hemen fark ediyor. Sürekli gafil avlanan erkek, can havliyle kurtulmaya çalışan kadından darbe yiyip duruyor. Tabancası olmasa onu kaçırmayı beceremeyecek…

Kadının mücadeleden vazgeçmemesi, kırılmayan bir direnç göstermesi, güçlü kuvvetli olup dövüşebilmesi, ama bunu yakın dövüş, mesela aikido dersi almış birinin öğrendiklerini uygulaması gibi değil bayağı kendine güvenli bir sokak kavgacısı gibi yapması da türün diğer örnekleri için sıradışı…

Hakiki bir survivor, korkusunu bastırıp her fırsatı değerlendiriyor, sanki kendisini kaçıranın acemiliğini sezmiş gibi ona adeta meydan okuyor, en iyi savunma saldırıdır fikriyle elleri kolları bağlı olduğu halde erkeğin elinden birkaç kez kurtulmayı, onu yaralamayı başarıyor.

Erkek, yine türün geneline aykırı biçimde, çoğu psikopatın zevk alacağı gibi  kadınla kedinin fareyle oynadığı gibi oynamıyor. Ama kararlılığı her halinden belli. Bir dürtüden çok bir amaca hizmet ettiği, belli.

Erkek, kadını yerleşim birimlerine uzak, yeşillikler içinde ıssız bir villada, özellikle ses yalıtımı yapılmış, girişi özenle gizlenmiş bir odaya kapatınca dikkatle planlanmış bir kaçırma olayına tanık olduğumuzu, meselenin de parayla ilgisi olmadığını anlıyoruz: Ya sapıklık ya intikam…

Kaçıranla kaçırılan iletişim kurmaya başladığında filmin hem düğümünün çözümüne hem de psikolojik çözülmeye muhtaç olduğunu anlıyoruz. Ancak temel sorunu da burada yatıyor. Sonuçta ne olduğunu öğrenip merakımızı gideriyoruz ama ardında yatan nedenler, psikopatın profili bir nebze inandırıcı ama tatmin edici olmuyor…

Ne psikolojik açıdan ne de dramatik açıdan… 10x10 birdenbire aksiyona dönüşüyor, kanlı bir mücadele başlıyor, olaylar son derece hızlı gelişiyor ve her şey sona erdiğinde etkileri havada asılı kalıyor!

Suç ve ceza kavramlarını kutsal kitaplardaki arkaik yorumlarıyla günümüz dünyasına taşıyan senaryo, kutsal değerlerin çarpık yorumlarını ve günahkarların cezalandırılmasını yeriyor. Öte yandan intikam duygusunun bastırılması ve ilahi adaletin sağlanması açısından kitapları olumluyor.

Çoğunluğu tek mekanda ve iki karakter arasında geçen film mekan düzenlemesini doğru yaparak ferah bir atmosfer yaratmış. Dış çekimleri de olabildiğine çoğaltarak klostrofobik bir duygu vermeyi önlemiş.

Diyalogları da ekonomik kullanmış, oyuncularının kendilerini sözlerden çok mimik ve jestlerle ifade edebilmesini hedeflemiş. Kelly Reilly rolü icabı tuhaf bir ikilemde kaldığı için iki ayrı karakteri canlandırıyor, her ikisini de alışıldık referanslarla oynuyor.

İki kez Yunan tanrısını, Apollo ve Zeus'u canlandıran Luke Evans ise aksiyon sahnelerinin varlığına rağmen beyazperdedeki en duygusal rolünü üstlenmiş ve gayet başarılı olmuş.