alin taşçıyan
Oca 13 2018

Bir Daha izlemek isteyeceksiniz!

2017’de festivallerin gözdesi olan Onur Saylak imzalı Daha izleyici üzerinde psychedelic etki bırakan, güçlü bir film.

Türkiye’den Ege’deki Yunan adalarına teknelerle mülteci taşıyan insan kaçakçılarını, kişiliklerini ve içinden çıktıkları sosyal çevreyi irdeleyerek, portrelerini güçlü bir gerçekçilikle çizen Daha, her yönüyle etkileyici bir film.

Orta Doğulu göçmenleri bir süre Türkiye’de sakladıktan sonra uygun bir zamanda Yunanistan’a kaçıran bir çeteye odaklanıyor.

Genç kuşak romancılarımızın en başarılılarından Hakan Günday’ın bir çocuğun 9 yaşından 26 yaşına kadar hayatını anlatan, pek çok dile çevrilmiş romanı Daha’dan yapılan bu serbest uyarlamayı yönetmen Onur Saylak,  Günday ve Doğu Yaşar Akal ile birlikte yazdı.

 

daha filmi

 

Bu çok katmanlı ve zengin temalı filmin karakterlerinin psikolojik derinliği ve filmin sosyolojik arka planının sağlamlığı Hakan Günday’ın edebi gücüne ve yönetmen Onur Saylak’ın mükemmeliyetçiliğine yaslanıyor.

Saylak, Akal ile birlikte gerçekleştirdiği kısa filmi “Orman”da gözlemlediğimiz mükemmeliyetçiliğini bu filmde de işinin ehli bir ekiple çalışarak, senaryo, görüntü, kurgu ve oyunculukta üstün düzeylere ulaşarak gösteriyor.

 

daha

 

Bu çaba karşılığını çok sayıda ödülle buldu. Dünya prömiyerini Karlovy Vary Film Festivali’nde yapan, Busan Film Festivali’ne seçilen, Valladolid’de FIPRESCI Ödülü kazanan film ulusal festivallerin de gözdesi oldu. Adana’da Yılmaz Güney, SİYAD, İzleyici ve Umut Veren Genç Oyuncu (Hayat van Eck) ödüllerini, Malatya’da Kristal Kayısı, En İyi Erkek Oyuncu (Ahmet Mümtaz Taylan), Umut Vaat Eden Erkek Oyuncu (Hayat Van Eck)  ödüllerini aldı. Her iki festivalin de uluslararası bölümlerinde Jüri Özel Ödülü kazandı. 54. Ulusal Yarışma’da En İyi Film ve En İyi Erkek Oyuncu ödüllerinin sahibi oldu.

Filmin zamanın ruhunu yakalayan konusu, ergenlik çağındaki kahramanının büyüme sancılarını, bencil ve hırslı babasıyla yaşadığı duygusal çatışmanın yoğunluğunu, mültecilerin çaresizliğini kullanan eril dünya düzeninin bir kıyı kasabasındaki yansımasını, öncelikle kadına ve çocuğa yönelik bir şiddete dönüşmesini incelikle anlatan bir metni sinema diline mükemmel biçimde aktarıyor.

 

daha filmi

 

Çarpıcı ve işlevsel bir görsellik (Feza Çaldıran, öyküdeki gerilimi ortaya çıkarabilen dengeli bir kurgu (Ali Aga) ve olaya ve karakterlere eşsiz bir mekan sağlayan denize bakan ıssız bir tepede, gözlerden uzak evlerin, mültecilerin kapatıldığı hangarın, Gaza’nın kostümlerinin tasarımı (Dilek ve Aykut Ayaztuna) çok başarılı. Oyuncu performansları ise hayranlık uyandırıcı.

Sahne ve perdede hemen her performansı birbirinden ustalıklı olan Ahmet Mümtaz Taylan, adı bölünemeyen yegane varlık anlamına gelen ve tersten okununca Daha olan Ahad’da kariyerinin en iyi rollerinden birini bulmuş.

 

daha filmi

 

Ahad’ın öfkesini, zaaflarını ve dünyadan intikam alır gibi kötülükle beslenerek yaşamasını olanca enerjisiyle canlandırıyor.

Gencecik yaşına rağmen Hayat van Eck de, adı din uğruna savaş anlamına gelen Gaza’nın ergenlik bunalımıyla baş etmeye çalışırken bir yandan da babasıyla çatışmasını, onurlu bir hayat sürmek istemesine rağmen rol modeli bulamayarak yaşadığı iç çelişkileri, şiddete tanıklık etmesini, şiddet görmesini ve sonunda isyanını bastırıp dengesini tamamen kaybetmesini canlandırırken göz yaşartıyor.

İyi bir öğrenci olan, dürüst bir hayat sürebilecek olan Gaza, öğretmeninin teşvikiyle sınava girip İstanbul’da iyi bir okula kabul edildiğinde Ahad deliye döner ve onu feci şekilde döver.

Bu sırada ortada olmayan annesi ve çocukluğuna dair trajik bir ayrıntı verir…

Ona nasıl hem baba hem anne olduğunu anlatır. Ahad, Gaza’yı bir fahişeye götürerek kendince geleneksel babalık görevini de yerine getirir. Henüz masumiyetini yitirmemiş olan Gaza bu erkekliğe geçiş ritüelini reddeder.

Ama etrafındaki bütün erkekler farklı biçimlerde de olsa yozlaşmıştır… Küçük bir oğlu olan genç mülteci kadın onun için hem anne figürü hem bir ilk aşk filiz olur… Ancak mülteci anne oğulun özgürlük hayalleri Gaza ve Ahad’ın yol açtığı bir trajediyle yıkılır…

Gaza’nın gördüğü şiddet ve geçirdiği travmalarla yavaş yavaş amaçlarını yitirmesini, rap yaparak dışavurduğu isyanını dindirmesini, intikam aldığı, ihanet ettiği babasına dönüşmesini iç burkarak anlatıyor Daha.

Kişiliğini bulamaz, kendini gerçekleştiremez ve vicdan azabını bastıramaz hale geldiğinde ise öfkesi mültecilere, kendisinden daha altta olan küresel oyununun kaybedenlerine patlıyor.

Babasına duyduğu hınçla onun gibi davranmaya başlayan Gaza yavaş yavaş Ahad’a dönüşüyor. 15 yaşındayken hala doğruyla yanlışı birbirinden net olarak ayırt edebilecek ihtiyariliğe sahip olmadığını fark ettiğim Gaza, zamanla dillerini de anlamadığı talihsiz mültecilerin yalvarmalarına kulağını tıkamaya başlıyor…

Daha sömürü ve şiddet sarmalını, insanı insanlıktan çıkarak derecede açgözlülüğü ve ahlaki yozlaşmayı sorguluyor.

Mültecilerin umutsuzluğunu kullanan merhametsiz fırsatçıları çıkarıyor karşımıza.

Engin denizin ve adacıkların ayaklarımızın altına serildiği hissini veren dinlendirici manzaraya nazır, geceleyin etrafta hiç ışık olmadığından yıldızların tek tek sayabilecekmiş gibi göründüğü cennetsi gökyüzünün altında cehennemi yaşayan mültecilerin hali, yersiz yurtsuzlaştırıldıkları yetmezmiş gibi yerin dibine hapsedilmeleri, havasız, yarı aç yarı tok, esir edilmeleri, şiddete uğramaları hazmedilir gibi değil.

Film, bu noktada hiç esirgemiyor sözünü. Yarattığı çarpıcı imgelerle de izleyicinin zihnine kazınıyor. Dayak yedikten sonra aynaya bakışı başta olmak üzere Gaza’nın bakışları, vicdan azabıyla gördüğü halisünasyonlar, Ahad’ın öfke nöbetleri gibi sahnelerle Daha izleyici üstünde psikedelik bir etki bırakıyor.