Selim Eyüboğlu
Mar 03 2018

Çamur hükmünde bir kader ortaklığı: Savaştan sonra

Savaştan Sonra (Mudbound, 2017), iki kardeşin babalarını gömmek için mezar kazdığı bir sahneyle açılıyor. Birden kazma bir kafatasına vuruyor. Ve hemen ardından, ‘’Burası bir zenci çalıştırma bölgesi. Kafatasındaki delik kölenin kurşunla infaz edildiğini gösteriyor…Babam asla onlarla yan yana gömülmek istemezdi…’’ diyor büyük kardeş Henry. 

Ancak hemen ardından başlayan yağmur onlara fazla seçenek bırakmıyor; ırkçı baba mezarını siyahlarla paylaşmak zorunda kalıyor. 

Başta seyrettiğimiz bu olay aslında ırkçılığın, duyarsızlığın ve tahammülsüzlüğün kördüğüme dönüşüp aynı zamanda yakın komşuların birbirine dünyayı dar ettiği bir dizi olayın da son sahnesi. Patlamaya hazır bir bomba hissi uyandıran bu sahnenin hemen ardından film o denli ani bir dönüşle bu sahneyi hazırlayan olayların başına dönüyor ki, seyirci bir an için ne olup bittiğini anlayamıyor.

mudbound

Değişik karakterlerin bakış açısıyla anlatılan Savaştan Sonra, ailesiyle birlikte yaşayan Laura’nın arabuluculukla McAllan ailesinden Henry ile evlendirilmesiyle başlıyor. Her ne kadar düğün kusursuz bir şekilde gerçekleşse de Laura’nın iç sesi bunun bir aşk evliliğinden ziyade menfaat adına gerçekleştiğini ve düğün esnasında kimsenin onu fark bile etmediğini söylüyor. 

Ne var ki, Henry’nin Laura’da görmediğini öteki kardeş, Jamie görüyor ve bu noktadan itibaren çorak ilişkiler arasında yer yer kaçamak ilişkiler ve dostluklar oluşuyor.

Olayların düğümlendiği her şey bir kazıklanmayla başlıyor. Laura’nın fikrini sormaya gerek duymadan bir arsa satın alarak çiftlik kurmayı planlayan Henry, kamyon dolusu eşyasıyla yeni arazisine geldiğinde söz konusu çiftliğin başka birine satılmış olduğunu görüyor ve kös kös daha aşağı sınıftan beyazların ve siyahların yaşadığı bir mekâna taşınmak zorunda kalıyor. 

Dahası, bir de karısının önünde, Pappy diye çağırdıkları babası tarafından aşağılanıyor. Henry’nin emrivakiyle dayattığı bu değişiklik Pappy’nin de onlarla birlikte aynı çatı altında yaşamasını ve ona yer açmak için Laura’nın piyanosundan vazgeçmesini gerektiriyor. Ancak Laura, sıradan ve heyecansız da olsa sorunsuz giden ilişkilerinin ilk çatlağını oluşturmak pahasına piyanosundan vazgeçmiyor.

mudbound

Pappy, siyahlarla aynı mekânda bulunmaya dahi tahammül edemeyen, mecbur kaldığında da sövüp sayan, onları aşağılayıcı ırkçı şakalar yapan,  eşine zor rastlanır bir karakter.

Ne var ki ırkçı düzenin yürümesini asıl sağlayanlar, işlerine geldiği zaman zenci komşularından yardım isteyen, gerektiğinde de babasının dümen suyunda giden Henry gibi karakterler. Her şeye rağmen, komşularla olan bu zoraki ilişki ara sıra tökezleyecek olsa da sürüyor. Ta ki İkinci Dünya Savaşı başlayıncaya kadar.

Savaşla birlikte, komşu siyah aileden Ronsel'in, McAllen ailesindense Jamie’nin askere alınmasıyla işler daha da zorlaşıyor. Hastalanan çocuklarına bakmak için komşu aileden yardım istemeyi bilen Henry, kaza sonucu bacağını kıran baba Jackson için kılını kıpırdatmıyor; ancak Laura’nın Henry’den gizlice aşırdığı parayla doktor göndermesi sayesinde yardım sağlanıyor.  

Bir tank birliğiyle Avrupa’ya gönderilen Ronsel dünyayı gezip, kendi ülkesinde yaşayamadığı özgürlükleri tadıyor, Naziler'den kurtardıkları her şehirde ‘beyaz’ bir sevgilisi oluyor; ne var ki, savaşın ardından her şeyin eski hamam eski tas devam ettiği Mississippi deltasının ırkçı gerçeklerini kabul etmekte bir hayli zorlanıyor.

mudbound

Savaş pilotu olan Jamie’nin askerliğiyse çok daha zor geçiyor. Savaşın yarattığı travma yüzünden Jamie’yi yer yer koğuşunda tek başına viski içerken görüyoruz. 

Naziler'le bir hava çarpışması sırasında hem yardımcı pilotunun hem de makineli tüfekçisinin gözleri önünde art arda vurulmasına tanık olup, tam öleceğini düşünürken kırmızı kuyruklu yeni model uçakların son anda imdadına yetişmesi ve ardından siyahi bir pilotun onu selamlaması hayata ilişkin algılarını altüst ediyor.

Döner dönmez çitlikte Henry tarafından hararetle karşılanıyor ve gündelik hayata, başarısız da olsa, ayak uydurmayı deniyor. Ancak çok geçmeden kasaba değerlerine kayıtsızlığı yüzünden Henry tarafından tam kovulurken Laura ile olan ilişkisi yeni bir boyuta sıçrıyor. 

Ve yine bu sıralarda kendisini en iyi anlayacağını düşündüğü Ronsel ile arkadaşlık kuruyor. Ne var ki, Jamie bu arkadaşlığın ilerde Ronsel için sorun yaratacağını asla düşünemiyor; bu davranışıysa her şeyi finale doğru götürüyor.

Filmin yönetmeni Dee Rees’in anlatıma ilişkin son derece yaratıcı yaklaşımının yanı sıra Carey Mulligan’ın canlandırdığı Laura’nın (kendi sözleriyle) ‘kız kurusu’ karakterini filmin sonuna doğru Jamie ile tekrar karşılaştığında son derece cezbedici bir karaktere dönüştürebilmesi kayda değer bir başarı. Aynı şekilde Garrett Hedlund’ın yarattığı Jamie, cool bir idol ile bir baltaya sap olamayan ağlak bir karakter arasındaki gidip gelişleriyle neredeyse James Dean’i çağrıştırıyor.

Savaştan Sonra’yı özel kılan, ne anlattığından çok neyi nasıl anlattığı: Film, sebep sonuç ilişkilerinin birbirini kovaladığı genel geçer Hollywood anlatımının neredeyse tam tersi bir yaklaşımla, basit bir öyküyü yavaş yavaş gelişen dramatik olaylarla ve onların karakterler üzerinde bıraktığı derin izlerin altını çizerek anlatıyor.

Her ne kadar seyirci tüm bu olup bitenlerin Laura’nın öyküsü olduğunu bilse de, öteki karakterlerin de iç seslerini ‘duyurması' sayesinde film geleneksel merkezi anlatımdan vazgeçiyor. Bu sayede, kaleydoskopun her sallayışta yeni bir kompozisyon yaratması misali, bastırılmış karakterlerin iç sesleriyle olası hikâyeler oluşturuyor.

Related Articles

مقالات ذات صلة

İlgili yazılar