alin taşçıyan
May 18 2018

Cannes’daki eşitlik mizanseni: Daha Yeni Başladık!

Türkiye salonları şimdiden yaz tatili havasına girdi… Sinema dünyası Cannes Film Festivali’nde fıkır fıkır kaynar, cinsiyet eşitliği gündemden inmez ve festival yöneticileri bu alanda tarihi bir belgeye imza atarken Türkiye sinemasında da kadınlar açısından kıpırdanmalar başladı. Bir örgütlenmenin arifesinde olduğumuzu müjdeleyelim. Haftanın filmi, bizde de, bütün dünyadaki gibi, Cannes’daki eşitlik mizanseni olmalı!

Bu yılki Festivale damgasını vuran tartışma ve eylemler cinsiyet eşitliğine dairdi. Daha önce de çok eleştiri getirildi ve eylem yapıldı, ama küresel harekete daha yeni başladık!

Tam da bu hafta sinemalarımızda gösterime giren, yetişkinlere yönelik tek hoş film olan Daha Yeni başladık / Just Getting Started’ın adı misali!

Gerçekçi biri olarak şunu belirtmeden geçemeyeceğim: Birkaç yıl sonra durumun yeniden kadınların aleyhine döneceğini, şimdi mangalda kül bırakmayan (kadınlar dahil) pek çok eleştirmenin dahi estetik, teknik diye mırın kırın edeceğini vs. biliyoruz. Kazanılmış hakları kaybettiğimize defalarca tanık olduk, ne yazık ki.

Hala daha, grafikmiş gibi yaparak, şiddeti beyazperdede yeniden üreterek sansasyondan beslenen Lars von Trier’e ve Gaspar Noe’ye Cannes’a seçilen filmlerini merak ettirmek suretiyle bu kadar prim verilmesi gelecekteki 180 derece dönüşün garanti belgesi olarak görülebilir. Türkçede bu durumu şahane tarif eden bir söz vardır: Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu.

Bir parantez açmadan geçemeyeceğim: Yıllardır bir grup uluslararası eleştirmenin ve çeşitli sivil toplum örgütlerinin cinsiyet eşitliğini ve etnik çeşitliliği sağlamaları için tavsiyede bulunduğu programcıların bir yandan da ayrımcı filmlere hak ettiklerinden daha fazla değer vermemesini beklemek hakkımız…

Nasıl oluyor da bütün o -hala!- kolonyalist ve mizojin bakışa sahip yönetmenlerin hepsi birden dahi sayılıyor, anlamak zor…

Öte yandan bu süreci iyi değerlendirip geri dönülmez hale getirmek için çaba sarf etmek boynumuzun borcu. Özellikle bu farkındalık yaratma döneminden yararlanmak gerek. Şu an yükselişi aşıp yozlaşmaya doğru giden hassasiyetleri bir linç, bir histeri ya da bir şova çevirmeden kontrol etmek için çaba göstermeliyiz.

Sinemaseverler, Cannes Film Festivali’nde 71 yılda yarışmaya seçilmiş 82 kadın yönetmeni temsilen çoğu oyuncu olan birbirinden güzel ve şık 82 kadının, Lumiere Tiyatrosu’nun kırmızı halı serili merdivenlerinde poz verdiğini gördü, Cate Blanchett’ın okuduğu metni dinledi.

Kadın meselesine oldukça mesafeli duran Thierry Fremaux, Yönetmenlerin On Beş Günü bölümünün direktörlüğünü gelecek yıl Edouard Waintrop’tan devralacak olan Paolo More?? ve  Eleştirmenlerin Haftası direktörü Charles Tesson kamuoyunun gözü önünde film seçimlerinde ve bütün çalışmalarında cinsiyet eşitliği sağlayacaklarına dair bir taahhütname imzalamasına tanık oldu.

Amerika ve Avrupa endeksli, kültürel ve etnik çeşitliliği kısıtlı, oldukça da seçkin bir kadın topluluğu önderlik ediyor bu harekete. ABD’deki Time’s Up hareketi de katkıda bulundu ama Cannes’ın üç bölümünün direktörlerini birden 14 Mayıs Pazartesi günü masaya oturtup taahhütname imzalatan 5050x2020 adlı Fransız kadın sinemacılar inisiyatifi. Şimdilik böyle olması da normal, çünkü bütün spotları üzerlerine çevirecek şöhrete ve ilişkilere onlar sahip. Cate Blanchett’ın tanrıça tavrı olmasa acaba bu yeni eşitlik PR’ı yapılabilir miydi?

PR diyorum çünkü kadın hareketlerinin içinde olanlar vitrindekilerle çalışanların, görünenlerle perde arkasında duranların farkını gayet iyi bilir. Tek başınıza doğruyu söyleyip hakkınızı talep ettiğinizde kimse vermez…

Yıllarca bütün taleplere olumsuz cevap veren Thierry Fremaux misali yöneticiler, önce gişe diyen endüstrinin karşısına kahraman olarak dikilebilmek için, başrolü Blanchett gibi bir yıldızla paylaştıkları mizansenlere ihtiyaç duyar…

Elbette, bunun da pratik bir yararı var. Cate Blanchett’ın PR’ı sayesinde kadın yönetmenlerin filmleri en azından dikkatle izlenerek değerlendirilecek, setlerde çalışan kadınlar eşit işe eşit ücret alabilecek…

Tabii gerekli yasal düzenlemeler yapılırsa…

İçlerinde feministlerin de bulunduğu Avrupa entelijensiyasında bütün eşitlikçi hareketi ikiyüzlülük olarak gören çok… Bir çifte standarttan bahsetmek ve onu eleştirmekte haklılar ama ikiyüzlülük ağır bir terim, ABD standartlarında bile… Cannes’daki mizanseni ve PR’ı görüyoruz, ama rest çekmeyip eli arttırıyoruz.

1866 erkeğe karşı 82 kadın yönetmenin Cannes’a seçilmiş olması birbirinden feci istatistiklerin sadece biri…

Daha yeni başladık!

Related Articles

مقالات ذات صلة

İlgili yazılar