Captain Marvel: Dikkat spoiler içerir!

Kadının fantastik edebiyatta ve sinemada süper kahraman olarak temsili diye cümleye başlayıp 8 Mart dolayısıyla her yeri dolduran yıllık geleneksel samimiyetsiz feministimsi yazılar arasına, bir tane de film eleştirisi katabilirdim…

Ama zaten ömrümün yarısında filmleri bu açıdan eleştirmiş olduğum için, o kadar da ciddiye almaya değmeyecek bir film olan Captain Marvel için boşa enerji tüketmeyeceğim. Haklarını yemeyeyim, yönetmen çift Anna Boden ile Ryan Fleck, ellerinden geleni yapmışlar, stüdyo sistemi içinde üretilmiş bir filmi olabildiğince eşitlikçi kılmak için.

Öte yandan ‘çocuklarımızı alıp götürelim mi, ergenlerimizi gönderelim mi’ diye sorarsanız cevabım pragmatik-olumlu. İzlesinler ki kızlar Süpermen tarafından kurtarılıp kaslı kollarında uçarken fondaki gökyüzü kadar mavi gözlerine dalıp gitme hayali kurmasınlar.

Oğlanlar da kendilerini bir gün süper güçlere kavuşabilecek matah bir kas yığını, kadınları da kurtarılacak nazlı yar sanmasınlar. Biz büyürken Captain Marvel filmi yoktu. Kadının yeri süper kahramanın kucağı ve yatağıydı.

Çizgi romanlardaki kadın kahramanlar daracık lateks tulumları içinde vücut kıvrımlarını vurgulayarak ve/veya yarı çıplak dolaşarak erkeklere hitap ederler. Sinema tarihinin tamamında güçlüsü güçsüzü, bakiresi vampı, Avrupalısı, Afrikalısıyla her kadın bir arzu nesnesidir.

Çizgi kahramanlar ve uyarlamaları da Amerikan Geek kültürüne seksi gelen kadın figürleridir. Hepsi genel geçer anlamda güzeldir. Filmde karşımıza Kree gezegeni Yıldızgücü’nden Vers, sonra ABD Hava Kuvvetleri pilotu Carol Danvers ve son olarak da Captain Marvel olarak çıkan karakteri canlandıran Brie Larson da bu tanıma uyuyor.

Captain Marvel, filmdeki bütün ince eşitlik hesaplarına rağmen nihayetinde barda eğlenmeyi seven bir sarışın Amerikalı pilotun ona süper güçler kazandıran bir enerji patlamasına maruz kalmış hali. En azından o enerji absorbe edip görülmemiş güçte bir kaynak haline gelmiş. Uzayda yolculuk edebilecek bir ateş topu! Bu enerji kaynağını barışçı amaçlarla keşfeden de uzaylı insansı bir türün dişisi.

Captain Marvel öncelikle standartları tutturmuş, bol efektli bir aksiyon filmi. Eser miktarda yakın dövüş, takip, havada ve uzayda savaş sahnesi içeriyor. Bugüne dek beyazperdede izlediklerimizden ne eksik ne fazla. Kim ölecek kim kalacak tahmin edebiliyoruz…

Mizansende bağımsız sinemadan gelen yönetmen çift Anna Boden ve Ryan Fleck’in imzasını ayırt etmek mümkün olmuyor… Belki dünyada, evde, aile ortamında geçen sahnelerde biraz…

Sonuçta yönetmen ikilisinin birlikte yazıp çektiği Komik Bir Hikaye / It’s Kind of a Funny Story’deki gibi depresif bir ergen değil ele aldıkları…

Ama senaryoya damgalarını vurmuşlar. Bellek, kimlik ve duygusal zeka temalarını aksiyonun içine yedirebilen senaryonun, ırk ve cinsiyet dengesini sağlamak için azami dikkat sarf edilmiş, emniyet sübapları konmuş. 

Öncelikle tür totalitarizmi yapmamışlar. Şekil değiştirebilen, sivri kulaklı, yeşil tenli, Nosferatu tipli Skrull türü evrenin kötüsü değil. Aksine çok zeki ve ileri bir uygarlık oldukları için evrendeki başka canlıları yok etme hakkını kendilerinde bulan ve bunun için isyanları ve sınır güvenliğini bahane eden Hala gezegeni merkezli Kree türünün soykırımından arta kalan bir halk. Ben Mendelsohn’un Skrull lideri Talos rolünde tanınmaz halde oluşu ama kendini Amerikalı ajan Keller’e dönüştürdüğünde tanıdığımız aktörün karşımıza çıkması hoş bir ayrıntı.

Jude Law’un canlandırdığı Yon-Rogg adlı Kree karakter ise Vers’e duygusal olmaması, sadece aklını kullanması ve gücünü kontrol etmesi için yaptığı mansplaining ve sarı sürüngen gözleriyle en baştan itibaren güven vermiyor.

Kreeleri yöneten yüksek zeka / supreme intelligence duygulardan arınmış bir tür yapay zeka ya da Yıldız Savaşları’nın İmparator’u misali şeytani bir kudret, her olasılıkta vicdansız bir güç kaynağı. Annette Bening’in filmde canlandırdığı iki karakterden biri bu manipülatif sosyopat Yüksek Zeka.

Vers’in dünyadaki dost ve müttefikleri de Afrikalı-Amerikalılar olarak betimlenmiş. Evrensel dengeden sonra yeryüzünde de denge kurulmuş. Vers ile işbirliği yapan S.H.I.E.L.D. ajanı Nicholas Fury rolündeki Samuel L. Jackson CGI marifetiyle gençleştirilmiş. Carol Danvers’e ailesinden bile yakın arkadaşı Maria (Lashana Lynch) ve kızı Monica (Akira Akbar) da en az Fury kadar ‘cool’ karakterler.

Serde feminizm de olsa her şey bir yana Amerikalılık ve Amerikan değerleri bir başka yana! O zaman Kreeler ile Skrulllar arasındaki mesele, Avrupalı istilacılarla Amerikan yerlileri arasındaki meseleye benzemiyor mu, film nasıl oluyor da insan ve Amerikalı olmayı hala yüceltebiliyor sorularını sormayıp eğlenmeye bakmamız gerek.

Biz de öyle yapalım: Filmin en eğlendirici ve en büyük sürprizi yapan karakteri adı Goose kaz anlamına gelen kedi. Film bitince salondan çıkmayıp jeneriğin bitmesini beklemelisiniz. Esas final jenerikten sonra!

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.