Çocuk dünyasının bütün sihri

Japon canlandırma sinemasının orta kuşak yönetmenlerinden, Digimon serisiyle üne kavuşan Mamoru Hosada’nın üçüncü uzun metrajlı filmi Mirai, ülkesinin bu köklü geleneğini sürdüren son filmlerden biri olabilir...

Kâğıt üzerine elle çizilmiş klasik canlandırma git gide daha az üretiliyor. Büyük usta Hayao Miyazaki’nin stüdyosu Ghibli bu geleneğin kalesi. Bu tarzda canlandırmalarla büyüyen kuşakların tutkusunu şimdiki çocuklar paylaşmıyor… Oysa filmin arkaplanını oluşturan şehir ve doğa manzaralarının resim tadı olmadan Mirai bu kadar iyi sonuç vermezdi. 

Hosada’nın kendi şirketi Studio Chizu tarafından üretilen Mirai, CGI ile resimleri bir arada kullanan usta işi bir film. En İyi Uzun Metrajlı Canlandırma dalında Oscar’a aday gösterildi. Hosada, kendi çocuklarını model aldığı karakterleri ve arkaplanları, yirmi ressamla birlikte elle çizmiş, ama zamanda yolculuğu konu alan fantastik bir boyutu bulunan filmin birçok öğesini de bilgisayar ürünü dijital görüntülerle şekillendirmiş. Tren istasyonunda geçen bir kabus sahnesi ve bir motosiklet hangarında ve üstünde geçen sahneler başta olmak üzere bazı bölümler için özellikle CGI tercih etmiş. 

Karakterlerin gerçekçi olması için titizlenen Hosada’nın çocukları ressam grubuna bizzat poz vermiş, hareketleri modellemeleri için. Hosada, istediği etkiyi yaratmak için tren istasyonunda geçen bir sahnedeki görevliyi ve onun saat-adamını da kağıt kesme yöntemiyle yaratmış. Böylece çocuk gözüyle bulunduğu ortamdan farklılaşan bu otoritenin korkutuculuğunu vurgulamış. 

Yönetmenin önceki filmlerinde (Zamanda Sıçrayan Kız 2006, Yaz Savaşları 2009, Kurt Çocuklar 2012, Çocuk ve Canavar 2015) rastlanan temalar Mirci’de de tekrarlanıyor. Aile ve çocuk odaklı filmler yapan Hosada, Yaz Savaşları’nı evlenmesi, Kurt Çocuklar’ı annesinin ölümü, Çocuk ve Canavar’ı ise baba olması üzerine yazdığını belirtiyor söyleşilerinde. Filme adını veren Mirai karakteri de hem yeni doğmuş bir bebek hem de zamanda sıçrayan bir kız olarak çıkıyor karşımıza. Mirai, Japonca gelecek anlamına geliyor. 

Filmin odak noktası, yeni doğan kızkardeşi Mirai’yi kıskanan dört yaşındaki Kun. Hızlı trenlere bayılan, sürekli oyuncak trenleriyle oynayan, evin biricik oğlu… Çok çalışan ebeveynleri bütün dikkatlerini bebeğe verdiği için ilgiden yoksun kalan Kun kendini fantastik bir alemin içinde buluyor. Film, bu alemi hem Kun’un içinde bulunduğu durumla başa çıkmak için hayalinde yarattığını hem de gerçekten fizikötesi deneyimler yaşıyor olabileceğini düşünmeye olanak tanıyor. Mirai, Kun’un gözünden ailesinde meydana gelen büyük değişikliği anlatırken sadece onun bakış açısına bağlı kalmıyor. Ebeveynlerinin de yeni duruma alışmakta en az onun kadar zorlandığını gösteriyor. Didaktik olmamakla birlikte eğitsel bir yanı da var Mirai’nin:

Ailenin iki çocuklu hayata uyum sağlamakta bocalamasına, babanın yoğun çalışma temposunu bahane ederek evliliğin başından itibaren ev işlerinde ve ilk çocuğunun bakımında eşit sorumluluk almaması neden olmuş. Kun’un babasından çok bebeği kucağından bırakamayan annesine tepki vermesi, onu Japon folklorundaki umacı Onibaba olarak görmesi de modern olduğu kadar gelenekçi bu toplumda hala her şeyin kadından beklendiğinin göstergesi. 

Annenin doğum iznini uzatamayım işe dönmek zorunda oluşu, onu eş ve baba olarak görevlerini yerine getirmeye zorlayınca afili bir ev tasarlamış, kütüphanesinde Zaha Hadid kitabı göze çarpan mimar, -eğlenceli bir canlandırma filmine özgü bir abartıyla- hayli zorlanıyor. Hosada, kadını doğuştan domestik bir yaratık, erkeği ise doğuştan ev işlerinde beceriksiz bir yaratık olarak betimler gibi yapsa da gerek çocuk bakımının gerek diğer becerilerin öğrenilebildiğinin, iş ve ev hayatının dengelenebileceğinin altını çiziyor.

Film, kendi içinde de bu dengeyi kurmaya gayret etmesine rağmen evliliğin bir kadın için hayatın amacı olduğunu da iddia etmekten geri kalmıyor: Kız çocukları için düzenlenen, oyuncak bebeklerin sergilendiği geleneksel bir törene yer veriyor. 

Saçak altında yuva yapan kırlangıçlardan evin bahçesindeki ağaca kadar filmin bütün simge ve alegorileri aile olmanın erdemleri üzerine kurulu. Genç çift, iş stresini atlatıp çocukları sayesinde daha sakin ve sevecen olmayı öğreniyor.

Geri planda ebeveynleri aile olma mücadelesi verirken Kun köpekleri Yukko’nun insan formuyla iletişim kuruyor, gelecekten gelen, ergenlik çağındaki Mirai ile tanışıyor, küçük kızkardeşine duyduğu kıskançlığı ve anne ve babasına duyduğu öfkeyi bastırmayı komik, duygusal ve ürkütücü fizikötesi deneyimlerle öğreniyor. Annesinin çocukluğuyla yaramazlık etmenin keyfini çıkarıyor ve azar işitmenin travmasını yaşıyor. Büyük büyükbabasının gençliğiyle karşılaştığında ondan cesur ve azimli olmayı öğreniyor. Her fantastik sahne Kun için bir zorlukla başa çıkmanın, durumu kabullenmenin çaresi oluyor, böylece aile değerlerini destekleyici bir nitelik kazanıyor. Ama filmin bütün eğlencesi de burada yatıyor: Kun’un yaşadıklarında çocuk dünyasının bütün sihri var!

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.

Related Articles

مقالات ذات صلة

İlgili yazılar