alin taşçıyan
Kas 03 2017

Çok da uzak olmayan bir gelecekte…

Semih Kaplanoğlu’nun Tokyo FF’de Büyük Ödül’ü oybirliğiyle kazanan fütüristik distopyası “Buğday”, bu hafta Selanik, gelecek hafta Malatya film festivallerinde gösterilecek.

Vahşi kapitalizm, totaliter rejimler, savaşlar, mülteci krizi, genetik araştırmalar, iklim değişim, ekolojik felaket, kıtlık… İnsanlık, ezelden beri varolan gelecek korkusuyla distopyalar yarattı ve yaratmaya devam ediyor.  Mitlerde ve dinlerde varolan kıyamet, insanın açgözlülüğünün ve iktidar hırslarının veya işlediği günahların dünyada büyük bir toplu yıkıma yol açacağı korkusu, fantastik edebiyat ve sinemada birbirinden çok farklı yapıtlarda ama aynı kaygılarla karşımıza çıkıyor.

Semih Kaplanoğlu’nun çileli değilse de çok zahmetli, pahalı ve uzun bir yapım aşamasından sonra ortaya çıkardığı “Buğday” da onlardan biri. Dünya prömiyerini geçen yaz Saraybosna Film Festivali’nde, Türkiye prömiyerini üç ödül aldığı 24. Adana Film Festivali’nde yaptıktan sonra, dün, Tokyo Film Festivali’nde Büyük Ödül’ü oybirliğiyle kazanan “Buğday”, temelde bir fütüristik distopya. 6 Kasım’da Selanik Film Festivali Balkan Survey bölümünde Semih Kaplanoğlu ve başrol oyuncusu Jean Marc Barr’ın katılımıyla gösterilecek. Gelecek hafta da Malatya Film Festivali’nin hem ulusal hem uluslararası yarışmalarına katılacak.

Fütüristik olmakla birlikte “Buğday” çok da uzak bir gelecekte geçmiyor gidişata bakılırsa… Distopya ama umutsuz, çıkışsız, yıkıcı bir öykü anlatmıyor aksine çare arayan İslam dini temelli felsefi bir metne sahip. İzleyenlere karanlık bir film hissiyatı vermesi, çarpıcı bir tonlama içeren siyah beyaz görüntülerinden, uzun planlarından ve çevre felaketiyle çoraklaşmış bir coğrafyadan ürkütücü manzaralar göstermesinden kaynaklanıyor. Yusuf Üçlemesi’nde kurbandan miraca İslami felsefeye altmetninde yer veren ama görsel olarak değil duygular ve anlam zenginliği açısından renkli bir sinema yapan Semih Kaplanoğlu Buğday’da üslubunu hem konu gereği hem eleştirdiği ‘acil durum’ gereği acılaştırıyor.
 

buğday filminin fotosu

 

Hollywood Reporter’ın haberine göre Tokyo FF, Jüri Başkanı Amerikalı usta oyuncu Tommy Lee Jones, ödül töreninden sonra düzenlenen basın toplantısında “Buğday” için “We were impressed by this film's presentation of myth and reality / Bu filmin mitos ve gerçekliği temsil etme biçiminden etkilendik,” dedi. Paul Haggis’in adını Davut’un Golyat ile savaştığı yerden (Elah) alan “Tanrı’nın Vadisinde / In the Valley of Elah” adlı filminde oynayan Jones ve diğer jüri üyeleri İranlı usta Reza Mirkarimi, Fransız yönetmen Martin Provost, Çinli aktris Zhao Wei ve Japon aktör Masatoshi Nagase ödülü oybirliğiyle verdiklerini toplantıda açıkladı.

Genel olarak felsefesini Kaplanoğlu’nun her daim etkilendiğini vurguladığı Muhyiddin-i Arabi’nin Fususu’l Hikem’inden alan, Kuran-ı Kerim’de Kehf Suresi’nden bire bir esinlenen “Buğday” Tarkovski’nin “İz Sürücü / Stalker” adlı filmine gönderme yapıyor ve günümüz dünya ahvaline eleştiriler getiriyor. Kaplanoğlu, Kehf Suresi’nin “Şüphesiz biz, yeryüzünde olanları kupkuru toprak haline getirebiliriz” ayetini öne çıkarmış. Artık somut biçimde gözlemlemeye başladığımız iklim değişiminin ve başka faktörlerin ekolojik bir felakete yol açtığı ve yeryüzünde canlı varlığını tehlikeye düşürdüğü, yüksek teknolojiye ve barınağa sahip olanların kendilerine manyetik duvarların ardında yaşam alanları kurduğu, sığınma talebiyle gelen çaresizleri biyolojik testlerden geçirip dayanıklı olanları ayıkladığı bir gelecekte geçiyor “Buğday”. Bir hastalık korunaklı plantasyonları vurunca genetik mühendisi Erol Erin, bu konuda kitap yazıp ortadan kaybolan meslektaşı Cemil Akman’ı bulmaya karar veriyor. Kehf Suresi’nde geçen Hz. Musa ile Hz. Hızır’ın öyküsünden izler taşıyor filmin bu kısmı.

buğday filmi

 

Sahip bütün bilimsel verilere rağmen çözüm üretemeyince egosu sarsılan Erol’un hem kendisinin hem insanlığın ve bütün canlı hayatının kaderini değiştirebilmek için terkedilmiş Ölü Bölge’ye yolculuğu “İz Sürücü”ye yapılan gönderme. Sonrası ise mistik bir buluşma, varoluşun dini bir çerçeveden yorumu, her şeyin bir olduğu Tasavvuf inancının ögelerinin bir distopya içerisinde ele alınışı. Her izleyici kitlesinin harcı olmayan zorlu bir seyirlik. Kabaca ifadeyle, sahip olduğu bilim ve teknolojiyi genetik üstünlük kurma amacıyla kötüye kullanan totaliter bir iktidarın karşısına, kurtuluşun ancak Yaratıcı’dan gelebileceği inancını koyuyor, “Buğday”. Günümüz dünyasının bütün iktidarları doğaya düşman politikalar izler ve tahribatı git gide arttırır ve insanlar dine sarılırken , ‘aktüel’ bir film olarak izlenebilir “Buğday”.