Dans etmek çok şey demektir

Gürcü kökenli, İsveç doğumlu Levan Akin’in  yazıp yönettiği Ve Sonra Dans Ettik (And Then We Danced) son yıllarda Gürcistan’dan çıkan en iyi film değil belki, zira meraklısı dışında pek bilinmese de çok güçlü bir sinema geleneği var ülkenin. Ama son dönemde en çok ses getiren filmlerden olduğuna kuşku yok.

Aslında film Cannes’daki gösteriminin ardından kulaktan kulağa yayılmış, yapımcı ülkesi İsveç’in Oscar adayı olduğu da hemen belli olmuştu. Ama esasen Gürcistan’da karşılaştığı tepkilerle konuşuluyor. Filmin ülkedeki gösterimini aşırı sağcılar engellemeye çalıştı, seyircilere saldırdılar, yaralananlar oldu.

Film çocukluğundan itibaren Gürcü halk dansları yapan Tiflisli genç bir dansçı olan Meram’ın (Levan Gelbakhiani), dans akademisine Batum’dan gelen ve hemen ona rakip olan Irakli’ya (Bachi Valishvili) karşı olan hislerini ve eşcinselliğini keşfetmesini konu alıyor.

Ve Sonra Dans Ettik’i yönetmenin ve elbette aslında filmin kendi ülkesinde hedef haline getiren şey öncelikle eski Sovyet coğrafyasındaki ciddi eşcinsellik düşmanı ortam. Rusya’yı daha çok duyuyoruz ancak Gürcistan, Ermenistan, Azerbaycan’da da durum farklı değil, belki daha sert. Levan Akin dışarıdan bakan “taze gözüyle” ailesinin memleketinde bir eşcinsel hikayesi anlatmaya karar verdiğinde durumun ciddiyetinin çok da farkında olmadığını anlatıyor.

Ne zaman ki röportajlarla ön hazırlığını yapıp, senaryosunu yazıp, Gürcistan’a çekime gitmiş, neyle karşı karşıya olduğunu o zaman anlamış: Konu anlaşılınca iptal olan mekanlar, özellikle dans akademilerinde gördükleri tepkiler... Akin bunun üzerine strateji değiştirip her şeyi oluruna bırakmış ve bu durum filme bir tür yeni gerçekçi estetik olarak yansımış. Çekebildikleri yerde, çekebildikleri kadarını, plansızca çekmişler.

Gerçekte oyunculuk deneyimi olmayan bir modern dansçı olan başrol oyuncusunun da başta tutuk olduğunu, zamanla açıldığını ama genelde oyunculardan iki kez üst üste aynı performansı alamadığını anlatıyor yönetmen. Kurgusunu yapmanın bir belgeseli kurgulamak gibi olduğunu söylüyor. Tekrarsız, biricik anlarla dolu...

Oysa filmi izlerken insan pek öyle düşünmüyor. Elbette işlenmemiş gibi duran (işlenmemiş taşlar gibi parlak) anlarla dolu film, ancak müthiş bir bütünlük hissi var. Genç bir yönetmenin ilk uzun metrajı olarak hiç acemi değil. Filmin sonlarına doğru, kocaman bir evde yapılan bir düğünde geçen, uzun bir plan sekansı hatırlıyorum örneğin: Bir kalbin kırılmasını canlı canlı izlemek gibi, daha ustalıkla çekilemezmiş... 

İnce, şık ve klasik bir kumaşı var filmin. Eski Hollywood filmleri gibi bir tarafı var, aşkı ve acıyı anlatmasından zamansız bir taraf var. Karakterleri de çok çarpıcı ve incelikli; sadece Meram değil, örneğin dans partneri ve flörtü Mary’nin (Ana Javakishvili) hem karakter olarak hem de siyaseten ne kadar doğru olduğunu düşünmemek elde değil... Levan Akin’ın o dışarıdan taze gözünün hem avantajları hem dezavantajları var.

Filmin bir zaafı varsa yönetmenin kontrolü kaybetmesinden değil senaryonun fazla kontrollü olduğu anlardan. Bazen karakterlerin biricik hikayeleri geride kalıp alttan alta akan büyük o hikaye öne çıkıyor, film anaakıma fazla göz kırpıyor, vs.

Alttan alta akan o büyük hikayeyi özel kılan şey, Gürcistan’da böyle büyük tepkilere yol açmasının da esas nedeni: Akin hikayesini Meram’ın hikayesi olarak bırakmıyor. İlkin dünyanın her yerinde eşcinsel gençlerin, herkes için sancılı bir dönem olan ergenliği nasıl kat kat daha zor geçirdiklerini anlatıyor elbette. Ama daha önemlisi doğrudan Gürcistan’la ilgili söyledikleri.

Meram’ın anne babasının da dansçı olduklarını ancak akademiye uzun zaman önce küstüklerini, dışlandıklarını, akademinin Gürcü halk danslarının belli bir yorumunu öne çıkarıp, geçmişi silip adeta Gürcü kimliğini yeniden şekillendirdiğini öğreniyoruz bir yandan da. Bir zamanlar daha oynak, kıvrak, kadınsı olan bir dansın adım adım erkekleştiğini ve militerleştiğini, bu yorumun başka yorumlara yer bırakmayacak şekilde baskınlaştığını... 

Bu önemli ayrıntı, Akin’in konu üzerine yaptığı araştırmaların sonucu belli ki; Gürcü halk dansları üzerine bilgi sahibi olmadığımızdan bu yorumun ne kadar doğru olduğunu ya da geçmişte yaşanan estetik tartışmalarının gerçekten filmde hissettirildiği gibi şiddetli ve dramatik olup olmadığını bilemeyeceğiz ama filmin aldığı tepkilerin esas nedeni bu gibi duruyor. Meram üstündeki geleneksel giysilerle, yani Gürcü kimliğiyle eşcinsel, kadınsı ve kırılgan olmaya cesaret edip, o kimlikle saldırıya uğruyor.

Dahası, filmin en sonundaki o gösterişli finalde, yine o kimlikle yaralarını sarıp, ayağa kalkıp dans ediyor, elbette kendi bildiği gibi. Yani milliyetçilerin tektipleştirdiği ve erkekleştirdiği Gürcülüğü talep ediyor, onu sahiplenip dönüştürmeye kalkıyor. 

Üstelik cezalandırmıyor senaryo onu, film bir tür “mutlu sonla” bitiyor.  

Benzer bir  hikayenin, Türkiye’de bir Kafkas halk dansları topluluğu üzerinden anlatıldığını hayal etmek bunun ne demek olduğunu anlamamızı kolaylaştıracaktır. 

Bütün bunlar Ve Sonra Dans Ettik’i yaşadığımız dönemin sembol filmlerinden biri kılan şeyler. Sırf bu yüzden bile kaçırmamalı...


© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.