alin taşçıyan
Haz 08 2018

Dinozorun klonunun melezi

Park’tan World’e yayılan Jurassic serisinin beşinci filmi Yıkılmış Krallık / Fallen Kingdom’ı şöyle özetleyebiliriz: Dinozorun klonunun melezi.

Nasrettin Hoca’nın davetsiz misafirlerine ikram ettiği sade su misali “tavşanın suyunun suyu”… Hem içerik hem biçim açısından ‘yıkılmış krallık’ adı mecazi olarak bu filme çok yakışıyor!

Buna rağmen altıncı film yolda, yedinci de masada, belli ki bol efektli dinozor macerası daha çok su kaldırır! Su demişken: İlk sahne sualtında başlıyor, son sahne su üstünde geçiyor!

1993 tarihli ilk Jurassic Park’ı ve onun devamı olan Kayıp Dünya / The Lost World’ü Michael Crichton’ın kitabından uyarlayan Steven Spielberg’ün, yine seri haline gelen bir başka kült filmine gönderme yapıyor: Peter Benchley’in kitabından uyarladığı 1975 tarihli Jaws’a! Finale bakılırsa bir sonraki filme Maymunlar Cehennemi’ne referansla Dinozorlar Cehennemi demek mümkün olacak!

Jurassic World: Yıkılmış Krallık, meşhur parkın bulunduğu, artık insanlar ve başka canlılar için tekinsiz olan Nublar Adası’nda başlıyor. Volkan faaliyete geçmiş ve çok yakında lavlar bütün adayı kaplayacak…

ABD Temsilciler Meclisi dinozorları kurtarıp kurtarmama kararını vermek için bir komite kurup aralarında Kaos Teorisi’ni yazan matematikçi Dr. Malcolm’ın (Jeff Goldblum) da bulunduğu tanıkları dinliyor.

“Hayat daima bir yol bulur” sözüyle hatırlanan, ikinci filmin kahramanı olan Dr. Malcolm, binlerce yıl önce yeryüzünden silinmiş, insanın genetik mühendisliği bilgisiyle ait olmadıkları bir döneme geri getirdiği dinozorları, doğanın yeniden yok ettiğini ve buna müdahale edilmemesi gerektiğini savunuyor.

Doğal tarihin gidişatını değiştirdiğimizi, bunun felaket doğuracak bir değişim getirebileceğini söylüyor. Bir temsilci bunun “an act of God / ilahi bir müdahale” mi olduğu sorusuna olumsuz cevap verse de komitenin kararı tam da bunu ifade ediyor…

Jurassic World’de Nublar Adası’ndaki parkın müdürlüğünü yapan Claire Dearing’i (Bryce Dallas Howard) dinozorların yaşama hakkını savunan bir kampanyanın başında buluyoruz. Temsilciler Meclisi’nden olumsuz sonuç çıkınca, dinozorları zamanımıza döndüren çılgın bilimadamı Hammond’ın (merhum Sir Richard Attenborough) ortağı Lockwood’un Nublar Adası’ndaki dinozorları bir başka adaya taşıma teklifini sevinçle kabul ediyor.

Eski göz ağrısı, yırtıcı dinozorları eğiten, eski asker Owen Grady’yi (Chris Pratt) de ikna ediyor yeni projeye katılmaya, çünkü Blue adını verdikleri, son derece zeki sürü lideri velociraptor’ı ondan başka kimse yakalayamaz…

Bir veteriner ve bir sistem analistini de ekibe katarak dinozor kurtarma operasyonuna başlıyorlar…

Gerisi bütün aksiyon filmleri gibi entrika, ters giden planlar ve bol miktarda kaçma kovalamaca ibaret… Bu seriye özgü dinozorlarla yakın temas, pençe ve dişlerden son anda kurtulma, kuyruk darbeleri yeme, saklanmaya çalışırken göz göze gelme, boğaz muayenesi yapılacak kadar yakın kükreme planları ve yapış yapış salyaya maruz kalma ile çeşitleniyorlar ama!

Çok büyük emek harcanarak yüksek bir teknik standardı tutturuyor film. Git gide ilerleyen teknoloji sayesinde dinozor efektleri mükemmel hale geldiği için bir an olsun inandırıcılığından kuşku duyulmuyor.

Öte yandan filmin içeriğindeki etik argümanların hiçbir inandırıcılığı yok. İnsanların genetik mühendisliğiyle vicdan muhasebesinin nereye varacağını soruyor sormasına ama cevabının ciddiyetini taşımıyor. Cevaplanan sorular tamamen pazarlama stratejisine yönelik: Dinozorlarla bir filmi daha nasıl yapalım?

Tarih öncesinin devasa canlılarının klonlanarak yeniden yaratılması müthiş sinematik bir malzemeydi… Bu malzemeye daha nasıl çeşni katalım? Dinozorları bir rezervde mi saklasak, satsak da mı saklasak? Klonların bir melezini de mi alsak? Onları adadan çıkarıp da aramıza mı karıştırsak? İ Ciddi bilimkurgu filmleri gerçekliğin önünde gider, oysa...

Genetik mühendisliği doğal bitki türlerini yok edecek düzeye ulaştığı için eleştirel yaklaşım elbette güncel ve yakıcı… Ancak samimi bir tartışma yok ortada. Filmin hemen başında, izleyiciyi muallakta bırakan bir teknokrat destekli, din temelli devlet otoritesi - bilimsel yaklaşımlı, vicdan temelli sivil toplum çatışmasını ortaya atıveriyor.

Kıyameti temsil eden volkan patlamasının ardından Nublar Adası’ndan kaçış sırasında dinozorlardan örneklerin bir Nuh’un Gemisi metaforu olan şilebe yüklenmesi sırasında kıyıda kalan o devasa ama nazik otobur apatozorun çaresiz inlemesi karşısında gözyaşlarımızı tutamıyoruz. Her canlının yaşama hakkı var, her Hollywood eğlenceliği de duygu sömrüsü yapabilir.

Arada bazılarıyla eğlendirip (kıt akıllı, sürekli tos vuran bir tür) bazılarıyla dehşete düşürdükten (tazelenen tiranozor efsanesi) sonra bugünün dünyasında dinozor varlığının diğer bütün türleri yok edebileceğinin altını hafifçe çiziyor, film. nsan klonlama meselesine de şöyle bir değiniyor, belli ki bir sonraki filme saklıyor…

Duygularımızı manipüle etmek için bir satırına bile inanmadan yazılmış bir senaryosu var, Kayıp Krallık’ın. Eğlence sineması deyince akan sular durur, yerine para akışı başlar. Böyle bir akıntıya karşı kürek çekilir mi? Çekilmez! Spoiler vermek değil, bir de uyarıda bulunalım, bırakın küreği, yüzmeyi falan bundan sonra kesinlikle denize de açılınmaz!

Related Articles

مقالات ذات صلة

İlgili yazılar