'Freddie Mercury'nin hayatını anlatan film yalan yanlışlarla dolu'

Türkiye ve dünya sinemalarında bir rock müzik efsanesi, Queen solisti Freddie Mercury'nin hayatının anlatıldığı Bohemian Rhapsody filmi gösteriliyor.

Ancak film eleştirmenlerden geçer not alamadığı gibi sert eleştirilerin de odağında.

Ekranella yazarı Ali Arıkan film için, "Ne idüğü belirsiz hilkat garibesi gibi bir şey" ifadesini kullandı ve filmin en başından itibaren ortaya çıkan aksaklıkları şu satırlarla özetledi:

"Yönetmenliğine Bryan Singer’ın başlayıp profesyonellikle bağdaşmayan davranışları sonrasında işten atılınca Dexter Fletcher’ın bitirdiği filmin beyaz perdeye gelmesi çok uzun sürdü. Freddie’yi en önce Sacha Baron-Cohen oynayacaktı, grubun gitaristi Brian May ve davulcusu Roger Taylor’la hikayenin nasıl olması konusunda bir türlü anlaşamayınca projeyi bıraktı. Yerine Dominic Cooper seçildi. O da yapamadı. Bu arada filmi baştan beri geliştiren senarist Peter Morgan’ı afakanlar bastı, o da ayrıldı. Yerini Anthony McCarten aldı, senaryoyu yeniden yazdı. Ama ne senaryo. Evlere şenlik!"

Arıkan, filmin ne Freddie ne de grupla ilgili gerçeğin doğasını yansıtmadığına dikkat çekti ve, "Mesela Mazhar-Fuat-Özkan filmi yapıp bir de, ne bileyim, Cevdet diye gruba yeni bir üye eklemek ve sonra Cevdet’in baskısıyla müziği bırakıp kebapçı açtıklarını söylemek gibi bir şey. Bu kadar basmakalıp bir şekilde anlatılmasa neredeyse postmodern, hatta absürt bir parodi olacak film" benzetmesini yaptı.

"Belki de bir Queen filmi ilk baştan hataydı. Her başarılı grubun filmi olacak diye bir kaide yok" yorumunu yapan Arıkan, eleştirilerini şöyle sürdürdü:

"Hem Queen hem de Freddie Mercury gibi tanrıların hayatı tabii ki bizim gibi zavallı ölümlülerinkinden çok daha ilginç. Fakat bir filmi hak edecek kadar ilginç mi? Bu konuda şüphelerim var. Zira grupta mesela Beatles’da olduğu gibi bir (nispeten) çocukluk/ilk gençlik arkadaşlığı dinamiği yok. Yani yediği içtiği ayrı gitmeyen kardeşlerin düşman olup yeniden bir araya gelmeleri gibi bir şey anlatamazsın (film biraz buna oynuyor, birazdan değineceğim). Veya Eagles’da olduğu gibi ilk günden itibaren birbirinden nefret eden ve sürekli sinir harbi içinde albüm yapan bir grup değil. Led Zeppelin’in “mudshark” veya Rolling Stones’un “Redlands” gibi skandalları yok ki rock yıldızlarının aşırıya kaçan hayatlarını anlatabilesin. Hem kişisel hem de profesyonel hayatlarında grubun filmi çekilecek bir hikayesi yok zira sıkıcılar."

Yeniden filme dönen Arıkan, filmin Mercury'nin eşcinselliğini (buraya konunun net olmadığı, tartışıldığı notunu düşüyor) yargıladığına değindi ve ekledi:

"Doğrusu Freddie’nin o queer karakteri her zaman var. Ve bunu da alenen ortaya koyuyor. Filmse şarkıcıyı çekingen, düşünceli, çelişkili bir adam olarak sunuyor bu konuda. Bir ara sevgilisi de olan menajeri Paul Prenter’ı onu yoldan çıkaran bir Lucifer (sonra da onu satan bir Yahuda – ki burası doğru) olarak gösteriyor. Yani bir anlamda Freddie’nin eşcinsel kimliğini siliyor film. Gay barda bir sahne koymakla o iş bitmiyor zahir. Bunun üstüne Freddie’nin AIDS olmasını biraz da “bıldır yediğin hurmalar” gibi sunması çok acı. (Annesi ve babasıyla olan bayat gelenek-gelecek tartışması da uyduruk – babasının son sahnesi kahkaha attırdı, o kadar salakça)."

Yazının tamamını buradan okuyabilirsiniz

Related Articles

مقالات ذات صلة

İlgili yazılar