alin taşçıyan
Ara 30 2017

Hep gülmek istiyoruz, biraz da korkmak


Türkiye sinema gişelerinde durum değerlendirmesi: Komediler zirvede, arthouse dipte, çeşitlilik umut verici…

Dolu dersek iyimseriz, boş dersek kötümser! Meşhur bardak alegorisiyle bir kez daha karşı karşıyayız sayın seyirciler:

Türkiye’de 2017 yılı içinde gösterime giren filmlere toplu halde bakınca ne müthiş bir yıl diye düşünmek de mümkün ne korkunç bir yıl diye düşünmek de!

Yılın en iyi on filmini sıralamanın, ‘en iyi bilmem kaç bilmem ne’ listeleri yapmanın çok popüler olduğunun farkındayım…

Ama bu tür kategorizasyon ve derecelendirmenin mutlak bir değeri olamayacağı gibi temelsiz kalmaması için önce durum belirlemesi yapmak şart. 

Bu durum belirlemesini tamamen vizyon üzerinden yaptım, yurt içi ve yurt dışı festivaller ve Türkiye sinemasının bu alanlardaki temsili ve siyasi tartışmalar bambaşka bir inceleme konusu.

Tolga Akıncı ve ekibinin hazırladığı www.boxofficeturkiye.com websitesindeki (ayrıca Tolga’nın sabırla telefonda benim için her haftayı tek tek kontrol ettiği) verilere dayanarak bir değerlendirme yapmaya çalışayım, önce: 51 haftada 151’i yerli 386 film gösterime girmiş. 

 

showman

 

29 Aralık’ta ikisi yerli yedi yapım daha salonlarda olacak. Aralarında şimdiden sinema tarihine geçen, yılın canlandırması Loving Vincent, Cannes Film Festivali Jüri Büyük Ödülü ve FIPRESCI Ödülü sahibi 120 ve P.T. Barnum’un hayatını konu alan Muhteşem Showman müzikali de bulunan bu filmleri 2018 içinde değerlendirmek doğru olur. 

 

Loving Vincent

     Loving Vincent Filmi

Mahmut Fazıl Coşkun’un yönettiği, Ercan Kesal’ın senaryosunu yazdığı Anons tek kopya gösterilerek bürokratik zorunluluğunu yerine getiriyordur, 2018’de festivallerden başlayarak yeterince söz ederiz kendisinden.  

Gişelerde yılların kuralı bozulmadı. Türkiye yapımları her zamanki gibi nicelik açısından zirvede. Tabii ki zirveye oynayanlar da hep olağan şüpheliler! 

Şahan ve Togan Gökbakar Biraderler’in Recep İvedik serisinin beşinci filmi toplam 1529 salonda gösterilmiş, 25 hafta vizyonda kalmış ve 7.437.050 kişi tarafından izlenmiş.

9 haftadır 566 salonda gösterimde olan Ayla 5.219.040, 4 haftadır 800 salonda gösterimde olan Aile Arasında 3.173.706 izleyici ile peşinde. 

 

Aile Arasında

 

Yiğit Güralp’in yazdığı Can Ulkay’ın yönettiği, Türkiye’nin Oscar aday adayı olan Ayla, Recep İvedik 5 ile BKM yapımları arasında girdi. BKM’nin bu yılki en yüksek gişe performansı Gülse Birsel’in yazdığı, Ozan Açıktan’ın yönettiği Aile Arasında oldu.

Bir başka gişe neo-klasiği de Selçuk Aydemir’in yönettiği, Ahmet Kural ve Murat Cemcir’in oynadığı filmlerden dördüncüsü olan Çalgı Çengi İkimiz. 

Bu kez BKM, önceki filmleri Düğün Dernek’teki gibi yapımcı değil, ama altıncı sıradaki Yol Arkadaşım, yedinci sıradaki Olanlar Oldu (Ata Demirer - Hakan Algül)  ve onuncu sıradaki Kolonya Cumhuriyeti’yle zirveyi dörtledi. 

 

Çalgı Çengi İkimiz

 

BKM’nin kurucularından ve yakın döneme kadarki lokomotif senarist - yönetmen - oyuncusu Yılmaz Erdoğan, Haybeden Gerçeküstü Aşk adlı oyunundan uyarladığı Tatlım Tatlım ile 20. sırada yer alıyor.

Yapım yelpazeleri Fırıldak Ailesi misali canlandırmalara dek genişledi.

BKM’nin yanı sıra TAFF da yılın yüksek gişe hasılatlı filmlerini üreten şirketlerden. 2017’de daha çok yükseleceğe benzeyen Maide’nin Altın Günü üç haftalık performansıyla 26. sırada, onu Ay Lav Yu Tuu izliyor.

29. sıradaki Kardeşim Benim 2, 35. sıradaki Şansımı Seveyim ve 65. sırada Bölük de TAFF yapımı.

Yılın fenomeni ise tek başına bir yapım şirketi gibi üreten Onur Ünlü! 2017’ye Nisan ayında İstanbul Film Festivali’nde Kırık Kalpler Bankası ile yarışarak başladı. 

 

ay lav yu tuu

 

Eylül sonunda Adana Uluslararası Film Festivali’nde Aşkın Gören Gözlere İhtiyacı Yok ile yarıştı. 13 Ekim’de Cingöz Recai: Bir Efsane’yi (Limon Film) gösterime soktu. Antalya Uluslararası Film Festivali Ulusal Yarışma’yı kaldırınca Kaan Müjdeci’nin onun yerine organize ettiği 54. Ulusal Yarışma’ya Put Şeylere ile katıldı.

İlk ona, hatta ilk yirmiye girebilen yabancı yapımlar da olağan şüpheliler. Beşinci sırada Hızlı ve Öfkeli 8 var. Sekizinci sırada Karayip Korsanları: Salazar’ın İntikamı (serinin beşinci filmi). 

Herhalde tarihi uygun düşen bir canlandırma olduğu için Moana diğer canlandırmalar arasından sıyrılarak onuncu sıraya yerleşmiş. Disney’in ‘egzotik’ coğrafyalarda geçen ‘prenses’ filmlerinden birini Türkiye’de böyle güçlü bir gişe potansiyeline sahip olması epey şaşırtıcı…

Herhalde çocuklarını şiddet içermeyen filme götürmek isteyen ebeveynlerin az sayıdaki seçeceğinden biridir…

Şirinler: Kayıp Köy 13., Arabalar 3 14. sırada yer alıyor çocuklar + ebeveynler olarak en az ikiye katlanan bilet satışı sayesinde… 

 

şirinler kayıp köy

 

Star Wars: Son Jedi 37. sırada, hayran oğlanların “Kılıcımızı aldılar, kızlara verdiler” diye ağlamasına rağmen biraz daha yükselir…  

Gişe listelerinin üst sıraları hep ‘sağlamcı’ filmlerle dolu: Yine Mumya, yine Transformers, yine Maymunlar Cehennemi, yine Örümcek Adam… 

‘Bir bitmediniz’ dedirtecek sayıda devam filmi ya da çeşitlemenin yanı sıra henüz ikincisi çekilmiş ama serileşme eğilimi gösteren yerli - yabancı yapımlara talep etmiş izleyici. Öte yandan dünya çapında gişenin tepesine kurulan yeni Güzel ile Çirkin müzikali 63. sırada kalmış.

 

star wars last jedi

 

Kısıtlı da olsa çeşitlilik var.

Nesi varmış 2017’nin müthiş denebilecek? Bir kere Berlin Film Festivali’nin üçü damardan feminist dört şahane yarışma filmi birden gösterime girdi: 

Beden ve Ruh / İldiko Enyedi, İz / Agnieszka Holland, Gelecek Günler / Mia Hansen Love, Umudun Öteki Yüzü / Aki Kaurismaki, The Party / Sally Potter; 2016 Cannes Film Festivali’nin en iyi filmlerinden Toni Erdmann / Maren Ade, Paterson / Jim Jarmusch, Satıcı / Asghar Farhadi, Dağların Ardında / Vahe Bulgurcuyan, 2017 Cannes Film Festivali’nin Altın Palmiyeli filmi Kare / Ruben Östlund, Ken Loach’un Ben, Daniel Blake’i, Michael Haneke’nin Mutlu Son’u, Werner Herzog’un Tuz ve Ateş’i…

 

tuz ve ateş

 

7,5 milyonluk Recep İvedik 5 yanında esamesi okunmayabilir ama izlemek isteyen hemen her seçeneği sunan alternatif bir dağıtım sistemi de birçok büyük şehirde mevcut. 

Önümüze ya ekmek arası yerli film ya Amerikan fast food filmi konulan ve hiç çeşitlilik arz etmeyen bir piyasada Macar, Polonya, Finlandiya, İsveç, Almanya, İran, Lübnan yapımlarını festivaller dışında da izlemek ne mutluluk! 

Fransız, İngiliz ve Amerikan bağımsız yapımları bile azınlıkta iken… Hint yapımları da Süperstar ve Dangal ile yarım yüzyıl sonra popüler olma eğilim gösteriyor.

Gişede bu filmlerin büyük bir kısmı 235. sıradan sonra geliyor, 10 binden az kişi izlemiş. Uluslararası festivallerde büyük ödüller kazanan, dünyanın hemen her yerinde sinemacı ve eleştirmenlerin yaptığı yıllık listelerde en iyi filmler arasında yer alan bütün yapımlar Türkiye’de üç beş bin kişiye ulaşıyor.

 

get out

 

Oscar’ı uluslararası bir ödül sanan, tören izleyeceğim diye uykusuz kalan izleyici kitlemiz Ay Işığı’nı, Yaşamın Kıyısında’yı, Aşıklar Şehri’ni, müstakbel Oscarlı Dunkirk’ü, Amerikalı eleştirmenlerin en beğendiği filmlerin başında gelen Kapan’ı (Get Out), benim bu filmden daha etkili bir ırkçılık karşıtı manifesto olarak gördüğüm Coen Biraderler’in yazdığı George Clooney’in yönettiği Suburbicon’u bile eli böğründe bırakmış. Cumali Ceber: Allah Seni Alsın kadar kıymet vermemiş onlara.

Yılın en iyi yerli yapımlarından Ceyda Torun’un Kedi ve Sertan Ünver’in Blue belgeselleri türleri itibariyle nispeten şanslı ama Reha Erdem’in Koca Dünya, Pelin Esmer’in İşe Yarar Bir Şey, Kazım Öz’ün Zer, Semih Kaplanoğlu’nun Buğday, Fikret Reyhan’ın Sarı Sıcak, Rıza Sönmez’in Orhan Pamuk’a Söylemeyin Kars’ta Çektiğim Filmde Kar Romanı da Var filmlerine hakkını vermemiş geniş kitle…

 

blue belgeseli

 

Dünya çapında ilgi gören, ödüller kazanan, otoritelerden övgüler toplayan bu filmlerden yüzyıldır olduğu gibi bu yıl da ölesiye korkmuş sıkılırım diye. 

Onun yerine Ketenpere’ye gelmeyi tercih etmiş. Dağıtım koşullarıyla ilgili çok şey söylemek mümkün de esas nedeni de göz ardı etmeyelim:
 
Mümkün olduğunca çok gülmek, epeyi korkmak, beğendiği oyuncularla romantik hayallere dalmak, arada bir gözyaşı dökmek ve çocuğunu götürmek dışında sinemadan beklentisi olmayan bir izleyici kitlesine sahibiz.

Arthouse sinemamızın yüksek niteliği vs. teferruat… Ama bu filmlerin hala üretilebiliyor ve meraklısı tarafından izlenebiliyor olması bile kültürel bir direniş hareketi.

Related Articles

مقالات ذات صلة

İlgili yazılar