İyi Günler: Rengarenk bir kara film

2017 Berlin Film Festivali’nde yarışan ilk Çin yapımı canlandırma olan İyi Günler, para dolu bir çantanın peşine düşen karanlık karakterleriyle değişen sistemi eleştiriyor.

İtiraf etmeliyim ki canlı aksiyon olsa para peşinde koşan karakterlerinin başına gelenleri anlatan konusu, Amerikanvari yaklaşımı ve şiddeti sergileme biçimi nedeniyle olumsuz eleştireceğim bir film, İyi Günler / Hao ji le.

Ancak ustaca gerçekleştirilmiş bir canlandırma olmanın avantajıyla sanatsal düzeyini yükseltiyor. Sosyo-ekonomik arkaplanı güçlü, bir noir’daki gibi karakterlerinin karanlık yanlarını sergileyebilen, öte yandan bu film türü için oldukça sert kaçan sahneleriyle gangster filmine yaklaşan İyi Günler, içerdiği kara mizah ve aksiyon ile genel olarak Takeshi Kitano sinemasını andırıyor.

Aslen ressam olan yönetmen Liu Jian, Mezame No Hakobune’nin Ghost in the Shell / Kabuktaki Hayalet serisinin ilk bölümünden ve Kon Satoshi’ni Tokyo Godfathers / Tokyo Tanrıları’ndan (2003) esin olarak canlandırma sineması yapmaya odaklanmış.

Çizgilerle yapılmış olsa da atmosferiyle bazı Amerikan modern klasiklerini de akla getiriyor: James Mangold’un Kimlik / Identity (2003), Sam Raimi’nin Basit Bir Plan / A Simple Plan (1998), Coen Biraderler’in Kansız / Blood Simple (1984), hatta Quentin Tarantino’nun Rezervuar Köpekleri / Reservoir Dogs (1992)…

İyi Günler’in asıl referansı ise Çin sinemasının en iyi yönetmenlerinden Jia Zhang Ke’nin Günahın Dokunuşu / Tian Jhu Ding (2013) adlı filmi. Dört öyküden oluşan bu filmde Jia, Çin toplumunda hassas bir noktaya parmak basmıştı.

İyi günler

Örgütlü suçları, emek sömürüsünü, erkek şiddetini ve fuhuşu ele almıştı… Maoizmden kapitalizme savrulan Çin’deki ahlaki yozlaşmayı, mülkiyetin bulunmadığı bir sistemden paranın en büyük değer olduğu bir sisteme geçişin insanların ruh hallerini olumsuz etkileyip suç oranındaki artışı nasıl körüklediğini anlatmıştı.

Aynı cümleleri İyi Günler için de kurmak mümkün, çok önemli bir farkla: Jia Zhang Ke, yirmi yıla yaklaşan yönetmenlik deneyimi ve belgeselci birikimiyle Günahın Dokunuşu’nda ele aldığı meseleleri olanca vehametiyle sunar…

İyi Günler, ise kara mizahıyla farklılaşıyor. Canlandırma olması da ekonomik bir anlatıma zorlamış yönetmeni. 75 dakika içinde olabildiğince vurucu olabilecek şekilde anlatıyor derdini.

İyi günler

 

Çin’in güneyinde adı belirtilmeyen küçük bir şehirde, içinde bir milyon Yuan bulunan bir çantanın peşine düşen, birbirini tanımayan bir grup insanın macerasını ele alıyor.

Liu Jian, izleyicinin hiçbiriyle duygusal bir bağ kuramayacağı, hakiki bir ihtiyacı olmayan, her biri tamamen açgözlülükle parayı isteyen, birbirlerine de sadık olmayan bir grup karakter çıkarıyor karşımıza.

Amerikanvari bir hafifliğe sahip olacağı hiç beklemediğimiz bir film esasen, çünkü Tolstoy’un başyapıtlarından Diriliş’ten bir alıntıyla başlıyor, İyi Günler:

“Yüz binlerce insan avuç içi kadar bir yere toplanıp üst üste yaşadıkları toprak parçasını çirkinleştirmek için var güçleriyle çalışmış olsalar; üzerlerinde hiçbir şey yetişmesin diye her yanına taş dikmiş, filizlenen her otu kökünden koparmış, havayı taş kömürü, petrol yakarak ellerinden geldiğince kirletmiş, çevredeki tüm ağaçları kesmiş, tüm hayvanları, kuşları uzaklaştırmış olsalar bile gene de ilkbahar ilkbahardı. Kentte bile güneş pırıl pırıldı gökyüzünde”. (İletişim Yayınları, Türkçesi Ergin Altay).

Çin’deki yoğun kentleşme ve çevre kirliliğini vicdanlara yansımasını ifade ediyor, bu alıntı. Kent manzaralarıyla devam eden film, yasal yollardan büyük paralar kazanmasına imkan bulunmayan insanların hırslarının bir çeşitlemesini yapıyor.

 

İyi Günler’in geçtiği çevrede her şey o kadar kısıtlı ve kirli ki hayalleri de ahım şahım değil. James Hilton’ın Lost Horizon (1933) adlı kitabında yazdığı, Frank Capra’nın da sinemaya uyarladığı, ütopik Tibet vadisi Shangri La’dan esinlenen tatil köyü ve Çin’de moda olduğu üzere Güney Kore’ye gidip estetik ameliyat yaptırmak düzeyinde…

Çete reisinden kuryesine, mucitinden ressamına dek yarattığı karakterler son derece Amerikanvari, filmde Amerika’nın son seçimlerine gönderme bile var!

Sürprizler, rastlantılar, şaşırtmalarla gelişen, aksiyon ve şiddet sahneleriyle dolu bir olay örgüsüyle izleyicinin ilgisini uyanık tutuyor.

İyi günler

Suç örgütlerinin yanı sıra kendisinin de bir parçası olduğu sanat piyasasının ikiyüzlülüğü gibi meselelere de atıyor eleştiri oklarını. Tüketim toplumunda özgürlük kavramının satın alma özgürlüğünden ibaret olmasına dair tartışma gibi bölümlerle kara mizahın hakkını veriyor.

Özellikle arkaplanları çok iyi değerlendiren, son derece gerçekçi mekanlar, araçlar, eşyalar ve karakterler yaratabilen, bulutlu, yağmurlu havadan mükemmel atmosfer oluşturabilen İyi Günler’e teknik ve estetik açıdan diyecek yok.

Liu Jian, resim sanatının ışık, renk, perspektif ve kompozisyon bilgisini bu canlandırma filme taşımak için titizlenmiş, kalın ve kaba çizgileri ve renk tercihleriyle kendine özgü bir tarz yaratmaya da gayret etmiş.

Filmin bir hoşluğu da müziklerini Brooklyn’de kurulan, videoları genellikle canlandırma türünde olan The Shanghai Restoration Project (SRP) ikilisinden Dave Liang’ın yapmış olması. Liang, Sun Yunfan ile kurduğu ikilinin şarkılarından oluşan soundtrack ile İyi Günler’i daha da ilginç kılıyor.